İlim ~ Salat-ı Daim

Sana İlim verilmemişse, yani ulaşamamışsan, onu gider gelir, alır verilir zannedersin; halbuki Allah'ın İsmi nasıl gitsin gelsin! Giden gelen alınan verilen senin durumuna göre verilen Hükümdür! İlim ise Sabittir!.. Külli olan İlim Sen'de Bilen ve Bilinenini bulmamışsa elbette Aktif olmaz.. Bu Aktif olmayış ise senin Gafletinden ibarettir.. Yoksa alınan verilen bir şey yok ortada! Ben daim namazdayım (Salat-ı Daim) deyip veya Secde'yi seccadede bırakarak Aktif İbadetleri yani "İlişkiyi" Muhabbetullahı ve Marifetullahı kaçıranlar gibi!

Hak-ikat

Rüya'ya Uyanıklığa göre Rüya, Uyanıklığa da Rüya'ya göre Uyanıklık diyoruz.. Halbuki Rüya'da da Uyanıklık'da da Aranılan "Hakikat"tir.. İşte, "Hakikat"; Hakk'ın Zati Tecellisinden ibaret!

Zaman - Hareket - Ruh - Can - Akıl

Varlığın Can'ı Hareket'den kaynaklanmaz. Şeyler Sabit olsa bile Hayat O'nda daimdir.. Zaman da
(Ed Dehr) aynı şekilde, şeylerin akışı dursa da akar.. Daha doğrusu akmak değil de kendi özünden çağıldamak-kaynamak diyelim.. Canlılık bir hareket görünmese dahi O'nda böyle sabittir.. Çünkü Ruh Özü Kendi Zatındandır.. Ruh'un Hareket ile algılanmasına Can deriz.. Peki Zaman'ın akışı durmaktan başka değişse veya Hareketler karışsa, yine de Algılayabilir miyiz?.. Elbette, O'dan birer Ruhlar (Min Ruhi) olduğumuzdan yani Zatımız Kendisinden Sabit olduğundan, sadece Algılama suretimiz değişirdi.. Nedenselliğin ardışıklığı değiştiği için Aklın sadece algılama sureti değişse de o da aynı Ruh'un-Zat'ımızın gözü konumunda olduğundan yine bir şey değişmez, aynı süreç farklı görünümde yaşanırdı.. Nasıl Şimşek-Işık ile Ses ayrı geldiği halde durum değişmiyorsa, Zaman da öyle başka türde yine hareketten ibaret olduğu zannedilirdi!.. Bir şeyin görünümü (Tecelli) değişmesiyle Zatı değişmez.. Ve bir surette örtünmesiyle Hakikati (El Batın) de değişmez!.. Kuran-ı Mecid'den ilgili Ayet-i Kerime ile sözümüzü sırlayalım..

Görmedin mi Rabbini gölgeyi nasıl uzattı?
Eğer dileseydi elbette onu, sakin (sabit) kılardı.
Sonra da Güneş’i ona (gölgeye) delil (yol gösteren) kıldı.
{ Furkan 45 }

Rüya'ya Uyanıklığa göre Rüya, Uyanıklığa da Rüya'ya göre Uyanıklık diyoruz.. Halbuki Rüya'da da Uyanıklık'da da Aranılan "Hakikat"tir.. İşte, "Hakikat"; Hakk'ın Zati Tecellisinden ibaret!

İlim Malum.. Marifetullah

Hz Ali Efendimizin (kv) buyurduğu gibi İlim, kişiler üzerinden değil, Hakikatler üzere elde edilebilir. Mesela "Nefs" dendiğinde sen veya başkasının "dedi kodu"su değil, Nefs ve Mertebeleri söz konusudur.. Ta ki İş tom-jeri, kedi-köpek, Musa-Firavun kavgasından yani masiva'dan böylece sıyrılıp Varlık Mertebelerine, Kendi Nefsine ve Ruhuna-Özüne, Esma'ya, Sıfatlara, Cenab-ı Hakk'a varabilsin.. İşte o zaman senin Düşüncen bile Hakk ile Sohbet olabilir.. O zaman Musa'da da Firavun'da da Halk Perdesi olmaksızın Hakk'ı görebilir bir Marifet'e erişebilirsin.. O zaman sen de sen olmaz, fena bulursun.. İşte İlim ve Malum aynı oldu; Marifetullah gerçekleşti..

Himmet ~ Birleme..

Himmetini Allah'da toplamayanın gücü yoktur..

Manevi Nimet..

Maddi Nimet için dahi olsa Manevi Nimet şarttır.. Paranın yokluğu Manevi Nimetin yokluğu yanında hiçtir hiç!

Kulluk

Para'ya mı kulluk ediyorsun, Nimet'e mi, Veren'e mi?!

Aşk

Verse Nimet artar, vermese Aşk!

Veli Nimet.. Hu

Nimetler bizim mi?.. Yahut O'ndan başkası bize bir Nimet verebilir mi?! O halde "Veli Nimet" O!

Din Nasihat! Hata ise Benlik'tir!..

Hakk'a varmak için Hatalara mı muhtaçsın?!.. Nasihatler yetmiyorsa.., başına musallat olan şu Nefsinden başka Huzur'a çıkış yolu yok mudur dersin!.. Her şeyde O'na gözlerini açanın yolu nefse şeytana dünyaya uğramaz! Din Nasihat! Hata ise Benlik'tir!.. Dini Allah'a Halis kıl! Öyle ya da böyle, Kafire de Müslümana da O'ndan başka çıkış yok!

Nefs ~ Dünya ~ Aşk

Hatalar sana nasıl Doğru'yu gösteriyor, Benliğini Öldürüp Hırsını gideriyor, Hakk'ı işaret ediyor? Çünkü Dünya baştan sona Tuzak kuranların en hayırlısı olan Allah'ın Tuzağıdır! Ta ki kendinden bile geçecek bir Aşk'la O'na düş!

Dünya

Şeylerden İlahmışlar gibi nefsinde endişe edip medet umup, seni hep terkettikleri halde yine onlara ümit bağlayarak onlarla avunuyorsun.. Halbuki onların hükmü sadece nefsinde, vehminde geçerlidir; Kalb ise Dünya ile hiçbir zaman Tatmin ve Huzur bulmaz! Hakk'tan yüz çevirmenin Karşılığı-Ceza olarak Dünya! Onda İlahların sonu gelmediği için Endişenin de sonu gelmez, artar! Allah'dan başka Allah yok ki İlahlar olsun! "Allah'a kaçın!" (Zariyat 50)

Takva ~ Tasavvuf

Belirsiz şeylerden korkma; Takva sahibi ol!

Allah Sevgisi..

Her gün Allah Sevgisi hakkında bir şeyler söyle.. Kendine!

Allah'ın İsimleri ~ Tasavvuf

Resim de Fotoğraf da Heykel de, bütünüyle görünen Alem de, Suret'dir.. Suret, Işık (Nur) ve Şekil (Musavvir) dir.. Sonra, daha öncesinde hepsi de Sanat (Sani) dır.. Yani İlmen (Alim) baktığında, hepsinde hepsi bulunur.. Ama mesela sadece "Fotoğraf" Asıl olamayacağı gibi elbette ki "Sanat" (Sıfat) da sadece "İnsan" (Eser) elinden çıkandır denemez.. Mesela, Sanat mı üstündür İnsan mı, da denemez; çünkü Sanat ondan görünebilirken aynı zamanda İnsan'ı meydana getiren de odur.. Ki her Suret "İnsan" değildir.. Keza Alem'de Işık'sız "Suret" meydana çıkmaz ki Sanat görünür olsun.. Kısaca, Anlarsan, İsimler (Esmaül Hüsna) birbirinden ayrı mütala edilemediği gibi, onların kendileri ile, eserlerinin kendileri arasında da Farklar ve Mertebe farkları vardır.. Yine Anlarsan, onlar kendi başlarına da eser meydana getirmezler.. Ve nihayet görürsün ki onlarla eserleri üzerinde Tek Bir Şey Hüküm sürmektedir.. Nedir "O" !

Mükafat

Sen'den daha büyük mükafat var mı Ey Allahım! Huuuuu Hu! Huuuuu Hu!

Mükafat

Onun bu dünyaya kıyas edilmeyecek mükafatları var.

Canlı Resimler..

Canlı Resimler gözler önünde.. Canlı Resimler Canan içinde.. onlara Can veren Cananı görmez misin..

"Muhakkak ki o, gerçekten Kerim Resûl’ün sözüdür.".. ~ Kuran'da Tasavvuf - Vahdet!

Muhakkak ki O (Kur’ân), gerçekten Kerim Resûl’ün sözüdür.
Tekvir 19

Muhakkak ki o, gerçekten Kerim Resûl’ün sözüdür. Hakka 40

Cebrail'in yani bir Meleğin Sözü mü ? Allah Kelamı mı?

"Resul'e İtaat Allah'a İtaattir" Ayetinin Manasınca Peygamberin (as) Sözü mü? Allah Sözü mü ?

"Ve o, hevasından konuşmaz." Ayetinin Manasınca "Hadis" mi (Söz!) ?
Allah Kelamı mı ?..

Yukarıdaki söz konusu iki Ayet'e göre Resul'ün Manası Tasavvufi Mana'da Vahdet ile açıklanmazsa nasıl açıklanacak?! Aksi halde;
Hz Peygamber'in (as) yani Resul'ün sözü mü ? Cebrail'in yani bir Meleğin Sözü mü ? Allah'ın Sözü mü!

Akılsız Cahiller ne kadar inat etse de "Kuran", ancak Tasavvuf'un İşaret ettiği ve açıkladığı Mana ile, yani ancak "Vahdet" ile açıklanabilir! Gerisi yetersiz ve boş Kelam!

Evrimin Çelişkileri.. (Devam)

Kutup Ayılarını çöllere taşı milyonlarca yıl geçsin Hörgüçleri çıkmaz.. Develeri Kutuplara taşı, milyonlarca yıl gözlemle (!) Onlar da Kutup Ayılarına dönüşmez! Ee? Hani deney hani gözlem hani Bilimsellik!

Yer-çekimindeki Azizliğe bak! ~ Esma

Kola kutusu gibi büzülmüyoruz ve dünyanın dönüşünün olanca hızına rağmen de uzaya savrulmuyoruz.. Dünyanın çevresinde havada öyle geziyoruz da aşağı düşmüyoruz.. Yer-çekimindeki Azizliğe bak!

Matematik ~ Bir - Tek ~ Tasavvuf

Matematiğin temeli, görülen şeylerin çokluğuna dayanır.. 1 ise sayılamaz.. Matematiğin var sayılması, Çokluğa, Parçalara dayanır.. Var sayılan şeylerin var sayılması ve olması mümkündür; keza Vehim ve Hayal veya sudaki pipetin kırılması, yamuk aynalar böyledir.. Yok da böylece var sayılabilir.. Halbuki Yok yoktur; yani daima yok oldukları halde var "sayılan" şeylerin yok olmaları dışında bir yokluk yoktur, daima "Var" olan ise sayılamaz Tek'dir ve O yok olmayan Kaynak'tır.. O Tek ve Bir, Kendisi ile Kaynak olan, yok sayılır ise, diğer şeyler zaten var sayılamaz.. Her şey yok olduğu halde Baki Var olanın ne olduğu gayet açıktır.. Onların var ve sayılması halinde, Kaynakları kendileri olmadığı ve çok oldukları da açıktır.. Halbuki onları Tek ve Bir olmadıkları halde Tek ve Bir olandan ne kendi başlarına ne de topluca apayrı bulunmadığını görürsün; onları bütün yönlerden kuşatan tek şey Tek ve Bir olanın, Tekliği ve Birliğidir.. Sayılanlardan olan Sıfatlar da böyledir.. Merhamet, Adalet, Görme, Duyma vb bütün bu Sıfat denilen şeyler de aynı Kaynak'ta Tek ve Bir olan "Var"da, sayılamaz parçalanamaz durumda, aynı "Kaynak"ta çağıldamaktadır.. O, görülen görülmeyen her sayılanın Kaynağı, Tek ve Bir olan O'dur.. İnsan'larda veya Sıfat'larda var sayılan Bilincin Tek Kaynağı dahi O'dur.. Zira "Var" denildiğinde Zikredilen ancak O'dur!

Akıl - Duygu ~ Büyüklük

Alemde büyük neye göre büyüktür, küçük neye göre küçüktür.. Alem neye göredir ki!.. Vs.. İşte bu salt akıl böyle yarı yolda kalır, fikir de boşa çıkartır, boşluğa düşürür.. Ama Allah sana senin duygularında halinde Büyüklüğünü bir tattırsın, bak bakalım o zaman O Büyüklükten Şüphe duyacak mısın!.. Hatta akıl fikir yine şaşırır da küçüklüğünü unutuverirsin.. Yahut hayret eder kalırsın da O Büyüklük kalbinden aklından fikrinden hiç çıkmaz gitmez..

Mana ~ Nuzul'de Uruc ~ Min Ruhi ~ Münazele

İndiren de O, çağıran da O.. Topraktaki Tevazuyu ve Verimliliği, Sudaki Temizlenmeyi ve Yükselişi, Güneşteki Aydınlığı, Cömertliği ve Nefesteki Alışverişi, Yenilenmeyi vb Sonsuz Manaları görenler, bu gördüklerini inkar edemezler.. Bu Çağrıyı Can Kulağıyla dinleyenler, Beden Arzında Halife Kılınmış Latif Ruhlardır.. Onlar Kendi Özlerine Zulmetmekten sakınırlar; Ayrılıkta Aşk'ı, Nuzülde Urucu, Çoklukta Birliği, Kesafette Letafeti, Ölümde Hayatı, Özlerinde Özlerini (Min Ruhi) bulurlar.. Davete canla başla İcabet ederler! Kaybolmazlar! İnkar edecekleri Küfredecekleri bir şey bulamazlar.. Elest Bezmindeki Ezeli Hitab Kalp Kulaklarında El An Yenilenir.. Onlar Fena'dan Fena bulmuşlar, Beka'dan Beka'ya ermişlerdir..

Nefs

Nefsinden daha büyük yalancı yoktur.

Kamil Kul

Cahil insanların ilgisini, Kamil Allah'ın ilgisini çeker.

Nefs

Nefsine kapılıp gidersen, o oldun demektir.. o zaman onu nasıl karşına alıp da söz geçirebilesin..

Zaman

Son gün gelip çattığında.. Ölüm öldürüldüğünde.. Artık Zamanın Varlığı hakkında düşüncen ne olur..

Ruh - Can - Düşünce ~ Beşer - İnsan - Canlı Cansız ~ İnsan-ı Kamil

Ruh'a (Min Ruhi) göre Can da Düşünce de, Beden gibi dışarıdadır.. Ruh'a göre ne canlılık ne ölülük ne dış iç ne aynı ne gayrı diye ayrımlar da yoktur ya, anlatmak için söylüyoruz.. Beşer İnsan gibi ayrımlar da Ruh Sırrına göre izafi kalır, çünkü İnsan-ı Kamil hem Bitki hem Hayvan hem Beşer hem İnsan, bütün bir Alemdir! Lakin o, Kendi Özünün Sırrına Vakıf olmuş, Dünya Perdesi kalkmıştır!.. Zaten Ezelden (Elest Bezmi) Allah'dan bir Ruh (Min Ruhi) olduğunun Tam farkına varmıştır!.. Şah damarından yakın olan şah damarından yakın olduğu halde İnsanlar, Alem, aynı yerinde duruyor ya?! Öyle! Hele büyük kıyamet koptuğunda seyr et O'nu sen!

La ilahe illallah Muhammeden Resulullah!

"Bulmuşun da bunuyorsun" derler hani halk arasında.. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah! Şükr et, Hamd et, beş vakit davet edenin Huzuruna var!

Tecelli ~ Min Ruhi ~ Suret ~ Vahdet

İki elin farklı iki iş yaptığını düşün.. O'nun aynı An'da hepimize Farklı Tecellisi bu gibidir.. Bu Esma-Sıfat Tecellileri Mertebesindedir.. Zati Tecelliye gelirsek.. O Tek olduğu halde Farklılık nasıl mümkün olur? Ve nerede yer bulabilir?.. Ayrı ayrı mekanlar alemler mi var?!.. Hayır, O'nun Ruhunda her birimiz Ondan birer Ruhlarız (Min Ruhi) da öyle.. Bu Ahirette de böyledir.. Zannetmeki Suretteki Tecelli Aynılandı diye hepimize Aynı An'da Aynı Tecelli olur!.. Her birimiz Esma'dan Sıfat'tan geçip Tecelli Eden Zat O olduğu Bilinirse başka! Yoksa Vahdet Suretin veya Tecellinin Aynı olmasında değil! Yani her birimiz O'nun Ruhunun Aynında Ruhları olduğumuzu bilmemizle mümkün O Vahdet! Yoksa Zati Tecelli, Suretin aynılanması değil.. Şunu unutma: Tecelli olunanlar kalkarsa, Tecelliden Muradı -yani O- gerçekleşmemiş olur! Böyle bir şey de Manasızdır.. Subhandır O!

Mahbub-i Subhani Abdulkadir Geylani (ks) ~ Celalin Cemali

Geylani Hazretlerinin Celalini anlamıyan, Allah'ın Celalinin Cemalinden ne anlar..

Ümmeti Muhammed Cahildir, Akletmez, Allah nedir İman nedir Kuran nedir bilmez!

Adam var dağın başında köyde geleneğin ortasında kafir'dir küfreder.. Böylesini tanımadıysan, yani O Himmeti anlamadıysan, tabi zannedersin ki bu Ümmeti Muhammed Cahildir, Akletmez, Allah nedir İman nedir Kuran nedir bilmez!.. Sen Erdin de Bilirsin, Şehadet edersin!

Müşahede

Gece olsun, Gözlerini kapat da, O seni çepeçevre hudutsuz saran Siyahı iyice bir yokla, Müşahede et..

Zikir


"Allah'ım Seni Seviyorum" demeyi Zikir edin.

Hakk nefsinin hakkıymış gibi..

Hakk nefsinin hakkıymış gibi Oyun Hileye meyleden İmtihanı kaybetti.. Hakk'tan uzaklaşan Hakkı kaybetti!

Vesvese ~ Akıl - Duygu ~ Min Ruhi - Kalu Bela ~ Platonik Aşk!

Uyanık olunmazsa, Vesvese kendini bir başka vesveseyle ör-t-er.. Hakk ise İnsan için kendini böyle kundaklamaya gerek duymaz. O örtülemez apaçıktır! Akıl arapsaçını çözmek ister; Kalp ise Sıfat Tecellilerini zaten "Yetkin-Muhtaç" olarak kabul edicidir, ve burun kıvırmaz..; bu kişiye göre değişir mi?.. Duygusuz salt Akıl, Akılsız salt Duygu -ki bunlar Esma Tecellileridir- olur mu diye sormak daha doğru olur!.. Kaldı ki "Ruh"a (Min Ruhi-İnsan Zatı) gelirsek ikisinden Özünde daha Yetkin olarak onlarla iş görmekten Münezzeh halde "Kalu Bela"dan her şeye Hazır Nazırdır.. Allah Mudil'dir! Allah Hadi'dir! Kim neye Kime varabilirmiş! Kim Kimden neyden uzak durabilirmiş! Sevgilinin "Kendisini" İsteyeni geri çevirmesi düşünülemez! O'nun Platonik Aşığı olamaz!

El Kadim ~ Ayan-ı Sabite ~ Tecelliler ~ Zaman ~ Elest Bezmi ~ Min Ruhi

İlmin'de her şeyin Sabit olması Tecellilerini Kadim yapmaz.. Sıfatları Zatında Sabit ve Kadim olduğu gibi Tecellileri Sabit ve Kadim değildir.. Dün yediğin elma bugün yediğin elma değil.. Sayısız Değişik Tecellilerin Vücud'da yeniden yeniye açığa çıkmalarıyla Zatının (Ruhunun) Sıfatlarıyla Tek ve Bir (Vahidil Ahad) oluşu Değişmediği gibi, İlminde Kendini ve Tecellilerini Ezeli (Zamansız) olarak Sabit Biliyor olması da ne onları ne de O'nu Kayıtlamaz.. Keza O'nun üzerinden Zaman da geçmediği, lakin Kendisi Evvel, Ahir, Dehr (Esma) ve Anı Daim olması gibi.. Şeylerin İlminde Sabit olmalarını şöyle de ifade edebiliriz: Onları Hatırlamamıştır ki Unutsun; yani değişme olsun.. Ve bizler (Min Ruhi) Vücud'a getirildiğimizde Tecellisine (Zati Tecelli) Tam Mazhar kılınmadığımız için Varlıktan bir koku almış sayılmayız; nasıl Kadim olalım.. Sevgilinin Cilvesi bu.. Yani Vücud'a gelmeleri ve bulunmaları (Elest Bezmi) Tecellileri olmak bakımından onları elbette Tek ve Bir olma Kadimliğine eriştirmez.. Belki O'nun Ruhunun Ruhları olmak Lütfuna Mazhar kılınmakla Nur üstüne Nur oldu-k.. Elbette bu Kadimliği, Tek ve Bir olmayı tatmak koklamak demektir! ; yani O'nu.. Sevgiliyi!.. İlminde ise biz, İlmi (Tecelliler) Suretler olarak önce ve sonra, ve şimdi de Sabit olarak, sadece Kendinden Kendine Tecelli ettiği Suretinden ibaretiz; nasıl Kadim olalım!..

Perspektif - Suret - Hayal ~ Geniş!

Suret'de "Çizgi" yoktur.. Yani "Şekil" yoktur.. O (Suret) şekille çizgiyle Kayıtlanmaz Bütün bir "Görüntü"dür.. Şekil Suretle değil Genişlik (Vasi) iledir; Dokunmaktaki veya mesela Perspektif'teki.. Ve Suret "Hayal" de değildir, Hayal "Suret"dedir, ayrı ve üstünü değil ona tabidir.. Mesela "Üçgen".. Yoktur.. O "Perspektif"de vardır.. Ya "Perspektif" var mıdır.. hayır o (prizma ve gökkuşağı gibi) Suretteki bir Belirimidir.. Suret neye ta-bidir, O'nu söylemeye hacet yok..

Şahdamarından daha Yakın.. ~ Mümin Kulumun Kalbine Sığdım..

Şu bütün her şeylerin nedeni, şu bütün her şeylere sebep olan var ya.. Şahdamarından daha Yakında.. Ve Kalbine sığmak istiyor.

Fena - Beka ~ Nefs ~ İkilik ~ Tevazu ~ Birlik

Fena'da iken Sen yok musun ki, Beka'da olanın beraberliğini İkilik görüyorsun.. Nedendir bu devamlı Nefs hatırlatman; Tevazu gibi, yani Kibir mi?! İşin Hal'inde Adetinde kalan, Hakikatini nasıl anlasın.. Senin Aslın Nefs midir ki, Fena Hal'inden çıkınca İkilik olsun.. Fena bir Hal gibi gelir gider diyorsan, Sen Beka hakkında zaten ne bilesin de ne konuşasın.. O İkilik dilemese Sana ne lazım!

Zahir - Batın ~ Tanrılar Zıtlığı!

Zahir diye bir tanrı olsa, bi de Batın diye bir tanrı olsa.. Bunlar el ele verip "gel beraber bir şeyler yapalım" deseler.. Ortaya neler, ne çıkardı acaba.. Bunlar ayrı olsalar birbirlerinden haberleri olmaz, çatışsalar birbirlerine girselerdi de karman çorman, bir şey çıkamazdı ortaya!

Merhametsiz Mazlum olmaktan daha kötüsü var mı!

Ey İsrail, şu gaz odalarına kapatılan, onca zulüm gören Yahudiler Sen değilmiydin! Merhametsiz Mazlum olmaktan daha kötüsü var mı İsrail? Seni Dinin kurtarır sanma, Münafıklar Cehennemin en alt tabakasında İsrail!

Min Ruhi

Sen Allah'dan bir Ruhsun! Erkek Kadın, Zengin Fakir, Irk vs ayrımlarla, bu Kendi Özün Sırrına Vakıf olamazsın.. Sen Allah'dan bir Ruhsun! Tabiatlarını Hayvani Şehvetini, Nefsini Kibrini Küfrünü aşmadan, bu Kendi Özün Sırrına Vakıf olamazsın..

Hayvan sorulmaz Dünya Cennetinden.. Bu Sırdan Haram Helalden, Sen sorulacaksın!

Ey Can, Vehmi bırak
Hayal değil Yanarsın


Gönülden Kulluğa gel de
Latif ve Aziz olanı Tanıyasın

Kendi Özünden Kendin Mahrum kalmayasın!

Tesadüf ! ~ Madde - Ezeliyet

Tesadüf'ün gerçekleşmesi ortada bir şeylerin olmasını gerektirir; yok ise, Tesadüf edebilecek bir şey yok, yani Tesadüf yok demektir.. Elinde ıstaka ve masa ve üzerinde bir sürü toplar olacak ki Tesadüf gerçekleşebilsin, halbuki kim bilardo toplarının, ıstakanın ve masanın Ezeli Ebedi olduğunu ve Tesadüfen oluştuğunu iddia edebilir; eğer bunlar Ezeli değilse -kaldı ki kendisinin böyle bir zamana yayılmış bir varlığı da yoktur- ne imiş o Ezeli diye İddia ettiği Madde!? Ve şu veya bu Ezeli ve Ebedi'dir diye İddia edilen şeyler neler imiş!? ki birbirlerine Tesadüf etmişler! Ahmak veya zır cahil Kafir olmayanın böyle İddiaları olmaz!

Tasavvuf'da Keşf ~ Rüyalar - Aristoteles

Aristoteles'in "Rüyalar Üzerine" söyledikleri, onun sadece sözümona maddi şeyleri kabul etmesi anlamına gelmez.. Yani mesela Rüyalar hakkında konuşurken "Geleceği Görmek"ten hiç bahsetmemesi, o konuda bir Keşfinin olmayışındandır.. Sabah net olarak gördüğü rüyayı gündüz birebir yaşamamış bir kimse zaten bunu başka nasıl bilebilir ki! Veya, nasıl inanabilir ki! Ya bunu ona bir Peygamber söyler ve kabul eder, ya da böyle bir Keşfi olan herhangi biri söyler.. Fakat kişi kendisi birebir yaşamadan bundan nasıl bahsetsin.. İşte Keşf böyle bir öneme sahiptir.. Yalancılar yüzünden onu inkar etmek lazım gelmez, o ham kişilerin işidir..

Evrim ~ Canlılık ~ Çelişki!

Evrimciler Canlı-Cansız ayrımı yapamayıp 'her şey madde enerji kimyasal tepkimelerden ibarettir' dediklerinde Doğa'da-Alem'de veya Kültür'de herhangi bir şey değişmekte midir? Yani Canlı yok mu olmuştur veya Cansız Var mı olmuştur? Sonuçta Canlı-Cansız ayrımını kaldıran kendileri ve bu ayrım kalktıktan sonra neye zaten Canlı veya Cansız denebilir ki de Ruh-Can İnkar etmek onlar açısından anlamı olsun? Sonuçta böyle bir ayrım zaten yok! O halde neden Evrimciler bir marifetmiş gibi bunu söylemekte bu kadar ısrarcı? Kendileri açısından Bilimsel olarak zaten böyle bir ayrım yoksa, Cansız'dan Canlı çıktığı nasıl iddia edilebilir mesela!? Canlı Cansız ayrımı olmadığını zaten kendileri söylüyor! Ve Tanrı bunu zaten ta ezelden beri söylüyor; "canlıydı da ben can-ruh verdim" zaten denilemez ki! O halde Evrimcilerin ağızları sulanarak ve çok eğlenerek dalga geçerek bu Canlı Cansız ayrımı yapmalarının sebebi ne? Sadece Ahmaklık ve Cahillik mi? Cehalet üzerine kurulu Suni bir Din Bilim çatışması mı? Halbuki Din "her şeyin" Tespih ettiğini zaten söyleyegelmiştir! Sadece Canlı-Ruhların (!) değil! Acaba bu çatışma sadece Cahillikten ve bu kadar basit Yanılgılardan olabilir mi? Çünkü zaten böylece bu Ayrım yoksa, Evrimciler 'İnsan'ın hiçbir ayırıcı özelliği yok, madde enerji yığını kimyasal tepkimelerden ibarettir' derken, başka ne olabilir acaba; "Canlılar dedikleriniz taş topraktan ibaret onları istediğimiz gibi deneysel olarak kullanabiliriz ne olacak ki" mi demek istiyorlar!

Derece derece..

Tümü Hakk Tecellileridir bunların.. Ama kimisi Yaratılışa, kimisi Sıfatlara, kimisi Zatına nispetle.. Derece derece.. "Allah en büyüktür"deki "en", 'Tecellilerim içinde "Ben"..' demektir..

"Tek bir Canlı'dan meydana geldi"! - Evrim

Bütün ama bütün Canlılar trilyonlarca farklı baskı altında kalıp onlara göre farklı özellikler sahibi oldular diyorsunuz fakat bir yandan da hepsi tek bir Canlı'dan Evrimleşti öyle mi?.. Sizce bu söylediğinizde Evrim İddiası açısından çok büyük bir çöküş yok mu? Yani gördüğümüz her Canlı Evrim ile bu şekilde trilyonlarca baskılar altında özellikler sahibi olarak oluştu, ama tek bir Canlı'dan! Bu öyle bir Çelişki ve Mantık hatası ki Evrim başlayamadan bitiyor..

Evrim için ileri sürülen en sabit fikir çita veya ayı insan vb bütün canlılar kendilerini birbirleriyle zorlayan miyonlarca şartlara bağlı bugüne geldiler diyor.. E tek bir canlı tek bir canlı iken o halde nasıl ayı kuşa kuş sürüngene veya diğer olası güya milyonlarca baskı hani nasıl nerde oldular -zaten vardıysa hani evrim- ve bu canlılar böylece zaten yokken hani nasıl oluştular, yayıldılar; güya evrimle ama bu canlılar-şartlar daha yok ki hani nerede başlasın evrim? İşte başlamadan bitti! Yobazlık sadece belli bir grupta tarafta olduğunu zanneden adama neyi anlatabilirsin zaten; sorun psikolojik!

"Allahuekber"

"Allahuekber" denmeyecek bir küçüklük yok ki..

İnanç - Hakikat

Bir şeye Cahil gördüklerinin inanması veya inanmaması o şeyi Hakikat yapmaz ki.. Halbuki Hakikat diye İddia ettiğin şeyi Cahil gördüklerin kabul etse onu reddedecek şüphe edecek bir durumdasın.. Peygamber'e (as) 'şu yanındaki ayak takımını biraz bizden uzak tut da sana tabi oluruz' diyen Müşrikler gibi, hatta daha kötüsü..

Haller ~ Hiçlik ~ Kulluk ~ Kurbiyet - O'nunla!

Duygulara (Hallere) tutularak O'nunla "Tanış" olunmaz.. Kapısında öyle duygular haller, dizi dibine varmadan, Cemalin görmeden, ölürsün; olmaz.. Nereye kaldı, niye kaldı Zat'ına Kurbiyet!? Hiçlikle de olmaz.. Onun için buyurdu, Aşk dahi perdedir.. Ancak: O'nunla olur O'nunla!

Allah Zevki ~ Haram - Helal

Allah Zevk'i Haram kılmamıştır.. Bazı Zevkleri, diğerlerine göre derecelendirmiş, bazılarını Haram saymıştır.. Şimdi sen misal Domuz ve Şarap Zevki için, Allah Rızası ve Şarabı Zevkini kendine Haram kıldın.. Eh ne yapalım, zevk meselesi!

Hu ~ Bilinmeyen ~ Şirk!

Kafir de aciz muhtaç hiçbir şey bilmez halde geldi Hayat'a Mümin de.. Bildiğini iddia eden şimdi Kimin İlmini bildi.. Küfreden Kime etti İman eden Kime.. Bilmediğini bilene Selam oldu, İnat edip inkar eden kendi Nefsine yazık etti.. Kimsenin Hakkı kimsede kalmaz.. Arayan mağarada da, firavun'un sarayında da mahrum kalmadı.. İşleri çekip çeviren Kim? İnsanları Teslim et, esir alma.. Seni Kendinden soranı, başkalarından sorma.. O bilinmeyenden yana şüphelere düşme! Soru da tek bir cevap da.. Celali Cemali birle de Kemal bulup, şeytanlığa melekliğe tapma.. Mahkum Muhtaç olduğun en güzel İsimler Sıfatları ara.. Nefsinin derdine düşüp de Şirk koşma; Sevgiyi Aşkı Muhabbeti Sabrı Şükrü İyiliği, En Güzel İsimlerin Sahibini Nefsine Şirk koş!..

"Ve onları sana bakar görürsün, lakin görmezler"..

Putperestler taştan tahtadan yaptıkları putlara bakıp Allah'a yaklaşıyorlardı, ama nedense onlara kendi içlerinden kendi suretlerinde bir beşer olarak gönderilen Peygamber'i göremediler!

"Ve onları sana bakar görürsün,
lakin görmezler" Araf 198

Kuran-CI'lara göre, bu Ayetin manası ne ola ki..

Latif - Kesif ~ Ruh (Min Ruhi) ~ Ruh ve Alem İlişkisi ~ Zaman

Ruh (Min Ruhi) hiçbir zaman bedenle, kesifleşmedi ki ayrı olsun.. Hoş bu Alem de kesifleşmedi, ama illa da öyle diyorsan en basitinden sen bir şeyle meşgul olunca bu alem nasıl yopyok olunuyor, onu açıkla kendine.. ve devam edersek o'nun (Ruh) Rabbisinin üzerinden bir zaman da geçmedi ki o yönden O'ndan ayrı olsun diyelim.. Ya peki nedir durum?.. Şöyle diyelim: "Allahım! Senin rızanı şefaatçi kılarak öfkenden sana sığınıyorum. Affını şefaatçi yaparak cezandan sana sığınıyorum. Senden de sana sığınıyorum. Sana layık olduğun senâyı yapamam. Sen kendini sena ettiğin gibisin."

Kudret Sıfatı ~ Cabbar İsmi ~ Hayal

O'nun bir şeyi Zorlaması (Cabbar) Kudretini Farkettirmesi içindir.. Yoksa O'nun Kudreti karşısında başka bir Kudret olmadığından yani Tek olduğundan, Zorlanma olmaz Kudreti bilinmez olurdu. Mesela "Hayal"i bu Hakikat'e Misal yapmıştır; Hayal'de bir Bina kurmak saniye sürmez, zaten Kudret Zaman ile ölçülmez ya!.. Halbuki biz Hayal kurmayı da kolay zannederiz! Şimdi, gerçekte (Ki Kendinden başka bir Gerçek yoktur) bina'yı öyle uzun uzun yavaş yavaş kurmayı diledi.. Yoksa kulaklarımıza "Ben Varım" diye fısıldasaydı biz bu Sözün Manasından ne kadar ne anlayabilirdik!.. Bu Fısıldamadır.. Şunu da unutma ki, O Gerçekten Göründüğünde O'nu tanımamak mümkün olmaz.. İsterse Sen isterse O binbir perde ardından olsun!.. Ama öyle de herkese Görünmez ya!

Cenab-ı Hakk - Gerçek!

Hakk Firavun'un Kalbine musallat olursa, dalkavuklarına ve soytarılarına "Bana Gerçeği söyleyin" diye Yalvarır hale gelir.. Etrafında bir tane bile Yalancı koymaz.. Hakk onu böylece Kendisiyle İmtihan etseydi, etrafında Peygamber'den başkasını görmek istemezdi! Şimdi sen O'nun bu İşinden azcık bir koku aldıysan, Peygamber'i neden Tasdik etmen gerektiğini Kafir de olsan anlardın!.. Tasdik edenlerden bu Koku burunlarına azcık fazla gelenler, deli divane oldular, dayanamadılar öldüler!

Peygamber ~ Putperestlik ~ Din ~ İnsan

Putperestler soyut varlıklar adına Aracılar Vesileler olarak ağaçtan taştan yonttukları Suretleri kendileri yapıyor kendileri tapıyordu.. Allah'ın İşine fitnesine bak! Onlara kendi suretlerinden bir İnsan gönderdi!..

Binbir İsminde binbir Marifet, Hiç gördün mü O'na bir denk ..

Binbir İsminde binbir Marifet,
Hiç gördün mü O'na bir denk

Binbir Mahluk, kimi ot yer kimi et;
Melek değil Şeytan mı, İnsaf et Kendini Tanı.

İnsan'dır Ayna O'na, geç Karşına görürsün
Öldürmezsin Nefsini ama, bil ki odur Hakk Kılıncı

Bileyle parlat onu kör bıçak İş görmez,
Eziyet verir isen, Kabul olmaz Nefis Kurbanı.

Sanat ~ Zat - Sıfat - Tecelli

Oyunculuk "Sanatçı"nın "Sanat"ıdır.. Sanat onun "Sıfat"ıdır.. Değişen Rollerdir, o kimi zaman şu rolle kimi zaman bu rolle "Tecelli" etse de, onun "Sıfatı" "değişmez".. Gerçekte belki o aynı zamanda Ressam'dır, ve sahnede belki bir Müzisyen'i oynar.. Ve bu durumda, onun Sıfat'ı değişmediği gibi "Zat"ı da değişmez.. "Tecellileri" değişir.. Şimdi bunlar O'nu Bilmene Misal olsun.. Ve Kendini bilmene de Misal olsun ki Film'e kendini çok kaptırıp da, O'nu unutma.. Ki Nefsinin Halleri Tecellileri ile değişse de, Ruhun ve güzel Sıfatların değişmediği, kaybolmadığı gibi O da değişmez, ve kaybolmaz.. Film'i, Yönetmen'i unutma, Rolleri de unutma..

"Onlar Allah'ı unuttular; Allah da onlara kendilerini unutturdu" Haşr 19

Gönül

Gönülsüz olanın gönlü nasıl alınsın!

Kader - İrade

Zina ile Cima Fiilde birdir, Fiilin kötüsü iyisi olmaz, onları Ayıran Kalp'tir Niyet'tir.. Fiil ise sırf Kudrettir; ne Kafir'in Kötülüğe ne Mümin'in İyiliğe Kudreti yetmez-yoktur.. Lakin içlerindekine (Kalp-Niyet) göre ve Nasipleri veya Cezaları ne ise Kudret Fiillerde öylece kötü iyi görünür.. Birine Kötü Fiiller birine İyi Fiiller Yaratılır.. Fiil Kader-Kaza ise de zaten Kafir Mümin tanımaz, herkesin başına gelir; bu sefer de Sonrasında Tevbe ile veya Küfür ile yine Kalben Niyet'e göre Fiiller Ayrılır, ve açığa çıkar veya çıkmaz.. Hatta yazılan silinir.. İnsan'ın Hür olması da olmaması da Kalbine bağlıdır.. Kalbine İyi de girer, Kötü de girmiştir, ve Muhasebe ve Hürriyet, Ondan bir Ruh olması Sırrındadır! Kudreti ve Nazı Dua'dan ibaret! İrade değil, "Cüzi Dua"!

İnsan - Min Ruhi

Hangi Cansızın Canlının Yüzü, Dili, Kalbi, yani Suret'i "İnsan" gibi hem de kendi lehine veya aleyhine olarak Konuşabilir, Manaları İfade edebilir, ortaya çıkarabilir.. Elbetteki ancak "İnsan" Kendi Sureti üzere Halifesi ve O'ndan bir Ruh'tur (Min Ruhi)..

İşaretler..

İşaretler işaret oldukları kadar İmtihandırlar.. Belki heva hevesine nefsine işarettirler. Bu manada Sünnet'den güzel İşaret bulunmaz..

Edebiyat!

İnsanlar ölüyor edebiyatını bırak; Çözümün ne ondan bahset.. Çözüm filan yok, İnsanlar Birleşmedikçe! Çünkü kötüleri iyi insanlar içinden O'ndan başkaları ayıklayamaz.. İşte buna bir Ömür Sabredilir.. Ama Çözüm asla burada değil.. Hayalleri bırakarak "Sen" Hakk'ın Hakikatinin Kulu olmaya bak..

Beni gaflete düşürmezsin o halde!

Ben batanları sevmem! Beni gaflete düşürmezsin o halde!
Ben batanları sevmem! Beni Sensiz bana bırakmazsın o zaman!

Min Ruhi ve Halife oluş değişmez..

Ömer Putperest olur, Müslüman olur.. Min Ruhi ve Halife oluş değişmez.. Kafirken Mudil'in Mümin'ken Hadi'nin Halifesidir.. Hatta İnsan özünde "Min Ruhi" ve Halife olduğundan iki durumda da her İsme ayna'dır; Müslüman Cimri, Kafir Cömert.. Birbirlerine de böylece O'nun Halifesidirler.. O'ndan olduklarından O'nun Hükmünden münezzeh de olamazlar.. Şimdi sen bu Hakikati daralt veya aç; Hakikat senin ilmine marifetine göre değişecek değil.. Ama sen bu Hükümleri ve Hakikatleri kabul edince genişleyeceksin..

Allah'ın Sıfatları ~ Tasavvuf

Sivrisineğe göre mi Büyük.. Dağlara göre mi.. İnsan'a göre mi.. Diğer Sıfatlar hakkında da aynı soruyu genişletebilirsin.. Sıfatları üzerine bu şekilde bir görelilik her zaman yanlış sonuç verir.. Kafirin de Rabbidir, Müminin de.. Nispetler olarak Sıfatlar tümüyle Zat'a bağlanmadıkça Kemal ve Zati İrfan elde edilmiş olmaz. O her anlamda ister küçük isterse göreli büyük, her açıdan O'dur.. Sıfatsız değil, Keyfiyetsiz olarak! Mutlak Büyüktür! "Allah de ötesini bırak".. Veya tut sarıl!

Nefs Perdesi ~ Ruh

Zatını (Ruhunu) Sıfatlarını, Ruhlarından (Min Ruhi) Nefsleri ile Perdeledi. Nefs Perdesi de Sıfatlarındandır, Kalp Perdesi de..; Sıfatlarını Zıtlar olarak birbirine Perde yapmıştır.. Sevme dediği şeyi sevmiş, sev dediğini sevmemiştir.. Yani Tersinden.. Mudil Vedud'a Vedud Mudil'e emretmiş, işler karışmıştır.. Dolayısıyla Ruhundan olan Ruhlarına Perde, Kendisi olmuştur.. O'nu İsteyene, Nefs Perdesini kaldırması yeterlidir.. Ruh Direkt Zati olarak O'ndan olduğundan, Perde olmaz; böylece Perdenin ardından O çıkar..

Şükür ve Hamd Sırrı

Şükür ve Hamdin karşılık üzere yani Taksitli ise Gafletten kurtulamazsın. Şükür ve Hamd'in Mutlak olduğu Sırrı Gönülde gizlenmiştir; Şükrün ve Hamdin Peşin olsun.

Vahdet-i Vücud.. ~ Felsefe - Uzakdoğu.. ~ John Hagelin - Bilinç Üzerine

Vahdet-i Vücud Allah'ın Tekliği ve Birliği demektir ve Apaçık Ayetlerin Manalarının Ceminden ibarettir. Bizim Kelamcı ve Felsefeciler onu sanki Muhyiddin İbn Arabi Hazretlerinin Fikriymiş ve herhangi bir Felsefi Akımmış gibi saydıkları için, Modern Bilim'e Kozmoloji'ye göre İslam Felsefesi veya Kelamının Yenilenememesinden şikayet ediyorlar!.. Bu körlüğe karşın bu şikayet, gerçekten çok üzücü, çok yazık.. Halbuki Batının bu son zamanda keşfettiği kozmolojik hiçbir şey yok ki o Vahdet-i Vücud yani Vahdet'e dair olmasın.. Vahdet özellikle Hazret ve sevenleri tarafından çok önceden hatta uzakdoğudan veya felsefi akımların açıklamalarından karşılaştırılamayacak denli daha Kamil şekilde, en ince ayrıntılarına kadar, anlayacak olanlar için ortaya konmuştu.. Eğer Vahdet-i Vücud (veya Tasavvuf) uzakdoğu ve felsefe ile ilişkilendirilirse bunu iddia edenlerin Kuran'dan haberleri olmadığını rahatça söyleyebilirim.. Fakat ne yazık ki batı da kör, bizimkiler de.. Allah Vahdetinin Nuruna Hidayet etsin bizleri.. Hatta ne yazık ki bizimkiler bu gafillikle onlardan daha kötü durumda olmuş oluyor..

Batıda Bilimsel olarak en yakınlaşmış olanlardan.. Bu adamı da kale alan yok aralarında..
https://youtu.be/PGV3QXMYOng

Hayvanların Zikri Tesbihi..

Hayvanlar O'nu hiç Tanımaz Bilmez değil, sadece senin kadar ve senin gibi değil.

Geometri - Matematik - Tasavvuf

Kare 4 Üçgen 3 dedikten sonra "Geometri" bitiyor.. "Daire" dediğinde ise, "Matematik" bitiyor.. Çünkü 1' i, Tek'i, sayamazsın.. Ama bu Bir'i sayamamak dediğim, Sonsuzu sayamamak gibi değil, 1'e geldiğinde Mantığın (veya Aklın) başlamadan bitişi demektir.. Çünkü "Var" Yok değildir.. Bir yandan şunu da unutma: Daire Üçgen, Matematik Mantık, Akıl vs.. "Vehim"dir de denemez.. Tek ve Bir olana İman etmedikçe!

Başkalarına Göre..

Mümin başkalarına göre Haklı başkalarına göre Üstün olmaktan sakınır.

Mülk

O'na gerçekten Sarılana Kendisini Mülk yapar. İşte bu mülkün ve zenginliğin zevali yoktur.

İhlas

Kim gerçekten isterse, kabul edilmese ve hissetmese dahi ona İhlas tattırılmış, verilmiştir.

"Şapka İnkılabı" diye bir şey..

"Şapka İnkılabı" diye bir şeyin olması, anlayana zaten her şey için, her açıdan, yeterlidir.. Bugün olsa mesela.. İşte, çok basit çok açık bir şey bu..

İlah'ın Tek ve Bir olduğunun delillerinden birisi de şudur..

İlah'ın Tek ve Bir olduğunun delillerinden birisi de şudur: İnsan gerçek darlığı gördüğünde, yani diyelim ki İntihar'ı seçebileceği derecede bir darlığa düştüğünde.. elindeki her şeyi verip bitirdiğinde.. elinin ulaşamadıklarını dahi vermek istediğinde, karşısında bir sinek görse ondan bile yardım ummayı düşündüğünde (!).. İşte böyle bir darlığa düştüğünde... Artık birden çok İlah'a kesinlikle yalvaramaz; hangisine yalvaracağını seçemez, nasıl yalvarabilsin(!).. Hepsi onun içinden ve dışından kaybolur gider.. Dediğimiz gibi taptıklarının İlah olmadığını bu aşamadan önce zaten gayet net görür.. Onlar kaybolduğu gibi şüpheler de kaybolur(!).. Şimdi, sadece "Yalvarış" kalır.. Apaçık En İçten En Samimi En Derinden.. İşte bu Yalvarış, ancak Tek Bir Yalvarıştır!.. Hak olan!.. En derinden En Derine, Cihetsiz-Yönsüz, Nesnesiz, Hayalsiz, Tek ve Bir olan bir Yalvarış!.. İşte o Yalvarış Kafirlere ve Müşriklere Lutfedilmez! Müminler ise bu Yalvarışın Hakkını bilmiş,

Modern İddialar.. ~ Ahir Zaman

İnsan 'İlahi bir Hakikat Yok' deyip Hakikatleri İnkar ettiğinde bu, İlah'a değil, Kendisine döner; Ahir Zaman'ın bir Manası da budur.

'Ey Rahman Ey Rahim! Ey Sabr olan Allah'ım!

'Ey Rahman Ey Rahim! Ey Sabr olan Allah'ım! Seni Nefsimde de görmek istiyorum'..

Felekler, Nefs ve Ruh

Güneşin etrafında Dünya ve diğerlerinin nasıl Felekleri varsa Kader'de İnsan'ın da Felekleri var.. Kışı Yazı, Gecesi Gündüzü.. Ta Hallere kadar bu belirli Feleklerde Döngüler halinde yüzersin.. Ama her Döngüde geçilen duraklar senin yükselişine alçalışına göre ya aynı olur ya da farklılaşır.. yani Yaş olarak olgunlaşmaktan örnek verirsek, aynı şeye önceden kızar veya korkarken sonraki Döngülerde kızmaz ve korkmazsın.. Manevi Olgunluk Feleklerinin Döngülerinde de durum aynıdır.. Hatta Farkedebilirsin ki bu olgunlaşan senin Nefsinmiş, senin Özün Ruhun (Min Ruhi) ise zaten hep bu Feleklerin üzerindeymiş!

Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri buyurmuş:

“..insanın hakikati felekten oluşmuş değildir. Bilakis o, üflenilen ruhtandır ve bu ruh mekansızdır. Dolayısıyla feleğin üzerindedir..”

El - Kadim.. ~ Tanrı Hareket Eder mi..

Kadim'dir O.. değişmez, dönüşmez.. Değişen, bir İsminden bir İsmine çevrilen bakışın.

Ölüm ~ Yokluk

Ölüm'ün yok olmak olduğunu nereden biliyorsun ki iddia edebilesin.. Çünkü sen yoktun ve işte yaşıyorsun..

Esma - Sıfat Nurları.. ~ Hu

Eşyaların suretlerinde görülen genişlik, eşya'da değil, Sıfat'da (Vasi), ama suret onu şekilde işaret ediyor (belirim), yoksa şekli değil, ama şekil de başka bir İsim-Sıfat (Musavvir-Nur) demek olduğundan Tecelliler-Belirimler Sıfatlarda Sabit olsa da (pingpong topu takip eder gibi olan) "bakışta" (İşaret) değişiyorlar gözüküyor (Basir), halbuki belirimler hep başka başka Sabit Sıfatlarda (Esmaül Hüsna) gerçekleştiği için, İşaretler hareket ediyor, yani Tecelli tek bir olsa da Hakk'ın Fiilleri olmuş oluyor, ama Kendisi Sıfatları Zatında olarak Sabit, Değişmiyor: "Dikkat edin, bütün işler O'na döner!"

Hakikatler Dönüşmez..

Sen Evvel O'ndan bir Ruh'sun bilmezsen, Ahir'de taş toprak nefis, Perde'den gayrı bir şey geçmez eline.. Seyr başlamadan biter.. Çünkü Kevn ile örtülmüş olsa da, dönüşmez Hakikatler!

Dücane Cündioğlu'na.. ~ Tasavvuf

Peygamber'e (as) Vahiy sadece muhayyilesine, duyularına, duygularına, aklına vs değil, şah damarından daha yakın olandan, bütün varlığına yayılır.. Arı'ya da böyle olur ama arı da Felsefeci gibi bunu belli bir sınırda kabul eder!.. "Kurancı" denen takımdan farkın yok gözüküyor, sadece senin bolca malümat ve bunlar üzerinden fikrin var o kadar.. Yayılmamış!.. Merak etme Peygamberdeki Kemali görünce Şirk koşmuş olmazsın, Zat sana en kamil Surette görünmüş olur.. Sonra bu yaptığın cahilce ayrımlar, "Tanrı" (!) da, şahdamarından daha yakında Birlenir ! (hadi cem olur diyelim), şarabı o zaman kadehden değil Özünden (Kendinden Kendine!) öyle içersin, böyle kafatasından içersin ancak, zalim ve cahilane ! gülerek.. "Halk"ı ! birlemen yerine alabildiğince ayırman da bu yüzden!

Tasavvuf

Biz İyiliğe Kötülüğe kendimizde bir kudret ve yol bulamadık.. Şükür dahi edemedik. Yok olalım dedik, Varlık bulduk.. Nasibimize O düştü! O'nun için, O'ndan başka işimiz gücümüz yok!

Yok ~ Var

Yok, Varlığa nispetle yokluktur.. Yoksa kendi başına var değildir.. Mesela Sen, uyuyunca, yokoluyorsun.. Ve Sen de kendi başına var değilsin.. O Varlığa göre varsın.. İnsanlar bunu kendiliğinden bilemez ama, Siyah bir Renk'tir mesela.. Yoksa O Hakiki Varlığın Rengi yoktur..

Alem-Kainat Nerede Yaratıldı..

İç Alemini nerede yarattıysa, Dış Alemini de orada yarattı.. "Sen"i nerede yarattıysa, Kainatı da O'rada yarattı.. O neresi ki!

Ya Sen?..

Bir gün öylesin, bir gün böylesin.. Gündüz öylesin, gece böylesin.. Bir saat öylesin, bir saat böylesin. Bir an öylesin, bir an böylesin... Ya Sen? "Sen" Nasılsın!

Ben - Ben-LİK ~ Ruh..

Ben Ruh, ben-"LİK" ise Kimlik anlamında Nefs'dir.. Hayvanlarda da Ben ve Benlik vardır lakin onların "meşguliyeti sırf Dış Dünya olduğu için" Kendilerinin (Ben) Kimliklerine (Benlik) Erişemezler.. Ve ki bu Kendilerinin ve Kimliklerinin Varlık'da Hangi Mertebede (!) Bulunduğuna Eremezler! O'nun azı çok çoğu azdır; hep az gelir! Ve bu onlarda Doğal olandır, bunun fevkinde onlardan beklenen veya kınanacakları hiçbir şey yoktur! Onlardan Murad zaten bizzat Doğal olarak içinde bulundukları Yaşamlarıdır ve bu onlara Bağışlanmıştır.. Elbette İstisna O'nun Şanındandır! Ne Kendilerini ne Nefislerini Bilmeleri icab etmez! İnsan da aynı şekilde bir Doğal-Verili Yaşam içindedir (Fıtrat).. Fakat bu Doğal (Kendiliğinden) Yaşam aynı zamanda İnsan Fıtrat'ını aşan bir Mertebede cereyan eder (Kader).. Yani Doğal olan ve Doğa Üstü olan, onun Yaşamında her yönden, her mertebeden Kendisiyle Birleşmiştir.. Yani o sadece Doğasıyla Meşgul olup da asla Kendinden Perdelenemez! Fakat Açığa çıktıkça Kendini örtebilir, ve ki Perdelendikçe de Açılabilir! Hatta öyle ki, bütün olarak Dış Dünya'dan, Doğa'dan ve her türlü Ben-lik'den çıkar da Sırf "Ruh" kalır! Ve öyle bir Varlık Mertebesindedir ki (!) sanki bu Dünya'ya hiç gelmemiştir! Halbuki Dünya'dadır, ama Dünya ona Perde olmaz! Hiçbir Kimlik de onu Hakikatinden Perdeleyemez! O sanki saklı bir İnci, Mücevherdir! İstediği kadar örtünsün de kendine zulmetsin, veya onu örtsünler, İnsan'ın Kader'i budur, yani Kulluk!

Ve kuşları yokladı (teftiş etti). Sonra: "Hüdhüd’ü niçin ben göremiyorum, yoksa o kaybolanlardan mı oldu?" dedi.

Çok geçmeden geldi. Ve: "Senin ihata edemediğin bir şeyi, ben ihata ettim (öğrendim). Seba’dan sana yakîn (kesin) bir haber getirdim." dedi.

Sebe 20-22

İnsansı - Beşer ~ Tasavvuf - Elest Bezmi

Sen karşındakini "İnsansı" "Beşer" görüyorsan, o da seni Dinci, Evrimini Tamamlayamamış görüyor.. Halbuki Özümüz bu mu bizim, Sen de o da Tek Vücudda "Bela!" demedi mi? Siz O'ndan bir Ruh değil misiniz! İsa ile Adem'in durumu Allah indinde bir değil mi! Beşer olmak yakışıksız şey ise Hz Peygamber ben de bir Beşerim der miydi! Bu İnsansılık! bu Hayvanlık! nereden çıktı! Hele ki Sen, şeytanın bu sidik yarıştırmasına nasıl kapıldın!

Evrim..



Evrim (!) kuşlara kanat aslanlara pençe vermiş ama nedense İnsan dımdızlak kalmış, bi tek tüyleri dökülmüş! Her şey Bilimsel "Fiziksel" ya!

Evrim..

Nasıl Teleskop ve Mikroskop var en uzak ve en ufağı görüyor, öylece Manevi Gözlükler ve Gözler var!.. Kartalın en ufağı görmesi "gereken" Gözleri "Kendinde" var da, Evrim (!) neden İnsan'a bu Gözlerden verememiş! Hayır! Onun "görünmeyeni görecek" Gözlükleri ve Gözleri bile var da, gerekeni ve bakacağı yeri Bilmezden geliyor!

Tek ve Bir olanın Alemi..

Fiziksel olanı ayrı, Manevi olanı ayrı, Akli olanı ayrı, Hayal ayrı Gerçek ayrı Madde Mana ayrı her şey ayrı ayrı,.. değil.. Her şeye yaratılışını Özünden Veren Zatın, Tek ve Bir olanın Alemi burası..

Tecelli..

Hatırlamak da Unutmak gibi Tecellidir Bilene.

Adam değilse bile Hayır görürsün..

Karşındakini Adam yerine koyarsan, Adam değilse bile Hayır görürsün. Aksi halde çoraklık sana da sirayet etmiştir. Her gördüğünü Hızır bil buyurmuşlar..

Fena - Beka ~ Marifet ~ İlim - Marifetullah

Kendisi Fena Mertebesinde olup Şahsi Marifeti Fena üzere kurulmuş kişinin İlmi Beka'yı kuşatamadığı için Nakıs olur.. Beka Ehlinin Marifeti, Hakiki Marifetullah'tır, çünkü Fena'yı da kuşatır, ve İlmi, Şahsilikten çıkar. Onun İlmi, Heyula olur.

Tasavvuf ~ Ayna

Ayna kendi içinde çok Yansımalı olsa da (Esma), çoğalma tek bir Ayna'da olur.. Tek olan Ayna'nın (Zat) içindeki "Bir" olduğu Yansımalara (Esma) dalan, Çokluğa aldanıp, Ayna'yı unutabilir.. Fakat Yansıma, Tek Bir Yerden ve Kendi içinde Çoklukla Bir olduğundan, mutlaka Geri Yansır.. Yani gerçek anlamda bir Unutma (Bezm-i Elest) asla mümkün değildir.. Kaldı ki "İnsan" Ayna'nın Tekliği içindeki Yansımaların Çokluğundan Bir değil, Ruhunda (Özünde-Zatında-Öz/Saf Kendiliğinde) Ayna'nın Tekliğinden Tekdir (ve nefahtu fihi Min Ruhi).. Hatta Yansıma (Sureti Üzere Yarattı) dahi olduğu yerden hiç ayrılmamıştır..

"İlim bir kıylu kal imiş"..

İlimsiz de olur diyorsun, lafa bak hizaya gel! İlimsiz nasıl olur? Tabi ki Manevi Hallerin sürekliliği ile! E peki Dostum Kemal bu mu Ya Hu! Muhammed Ali dediğinde, Manevi Hal var ama İlim mi yok! Estağfirullah Estağfirullah Tevbe Estağfirullah! Biz İlim dediğimizde senin aklına nasıl kıylu kal gelir de bu kıyasa gidersin!

Ruh Üflemenin Manası..

Ruh Üflemenin Manası -yani "Min Ruhi"- Aslı Dışarıdan olmadığı gibi Manevi anlamda Mecazen kullanımında dahi Mana yerine oturmaz.. Çünkü Sen karşındakine istediğin kadar isteğin şeyi anlat ve göster onun içi harekete geçmedikten sonra üfleye üfleye nefesin kesilir yine zerre bir değişme olmaz!.. Çünkü dışarıdan hiçbişi olmaz! Yani Allah ona içerinden Hidayet etmedikten sonra ! Dışarıdan olduğu zannedilen şey, tam aksine onun Özünün (Min Ruhi) örtüsünün içeriden Allah tarafından kaldırılmasıdır.. Kalkmaması ise Kafirin yine Kendi Özünü içeriden Örtme direncidir.. Allah da dolayısıyla ona Kendini Bildirmez.. Marifet gibi ve sanki "Min Ruhi" buymuş böyleymiş gibi anlatıyorsun ama işte ne mecazisi öyle, ne manevisi! Ne Edebiyat bakımından doğru ne İlim bakımından! Ama İnat var serde, Hakk'ın İsmini Suretini kabul edememe, yani Kibir var sende Dostum ne yapalım ne edelim ! Bir de aksine biz kabahatli oluyoruz, sanki biz daraltıyoruz.. Hiçbir Manevi Hal dışarıdan bir Suretten verilemez-verilmez.. Anlamıyor musun acaba bu durumu bilmem ki.. Mürşidlik başka, bu Hakikat başka.. Allah o görenin o manevi gözünü "içerinden" açmadıkça! Açsa dahi, "devamlılığı" olmaz, "İlim"de oturmadıkça! Buna da "Ruh Üflemesi" denemez, Mana oturmaz çünkü; bak izah ediyoruz sana! Yani bu hani Ölüyü İsa Diriltti demek gibi.. Güya Hakikat İddia ediyorsun ama Sözün hiçbir türlü doğru değil! Bir de Ayet'in Manası bu diyorsun!

İddia..

İddia Sahibisin, elbette sınanacaksın! Hatta Yalanının gerçekliğinden bile..

Deizm ~ Tanrı

Din yoksa herhangi bir "tanrı" da yoktur; "Din" yani Peygamber yoksa..

Ateizm, Deizm ve Hayal Perestlik ~ İddia..

Ateizm, Deizm ve Hayal Perestlik.. Bunlar geçilecek merhaleler. Çok takılma.. Bütün bunlar aşılıp, O'na gelince, Dinsiz veya Dinli İnsan, hiç farketmez, Dinli de Dinsiz de bir "İddia" sahibi olabilir.. Ama O onun bu İddiasında ne kadar doğru olup olmadığını Mutlak olarak apaçık ortaya koyar.. Endişen olmasın!..

Din ~ Bilim

"Din" Mutlaka olması gereken bir şey değil ise, veya Mutlak değil ise diyeyim, Senin veya bir başkasının Aklı Fikri de Mutlak değildir ki.. Bilim de daima Zaman içinde Yanlışlana gelmiştir.. O halde kim bütün İnsanlar Adına Hayırlı olan şu sistemdir bu sistemdir diye İddia edebilir ve gelecekte bütün İnsanlar Adına uyum bekleyebilir.. Zorbalıktır bu.. Bunu anlamamak için Zır Cahil olmak gerekir.. Hayal Perestlik.. Öyle bir çözüm yok.. Böylece bir Sistem önermesi ancak Kibir'dir ve Kibir asla Çözüm olamaz.. Geçici bir Aldanış, Tarihsel bir Tepki, Zavallı "Dünya"!

"Hayati Çelişki"

Amerikan Başkanı görevine başlarken İncil'e el basıp Yemin ediyor.. Örnek almamız gereken Batı Medeniyetinin Gelişmişliği! Bizimkilerin ise akıl almaz geriliği, cehaleti, hayati çelişkileri!

"Min Ruhi"..



Kafir Min Ruhi Sırrını nasıl Küfrederek nefsinin pisliğiyle örterek ve zihninde böylece ihtimal dahi veremiyerek Kendini Kendinden uzaklaştırıyorsa, Müslüman da aynı öyle Tenzih ile Kendini Kendi Özünden uzaklaştırıyor.. E biz ne yapalım, Rahman'ın Hükmünden mahzun olacak değiliz ya!

Beşer ~ Ruh - "Min Ruhi"

Sen Min Ruhi Sırrını istediğin kadar İnsan'dan Beşer filan diyerek, Dünya Zamanına sıkıştırarak, Nefsi Mertebe, İlim bakımından, veya İman-Küfür, hangi şekilde hangi yönden Tenzih etmeye ve daraltmaya çalışırsan çalış, ne kadar uzaklaştırmaya çalışırsan çalış, Kendinden veya başkalarından.. Ha Kafir ha Mümin, Öldüğünde gayet net herkes Özünden anlayacak, kime aitmiş O "Min Ruhi" dediği Ruh.. Sen de anlayacaksın, onlar da.. Asıl Manası bu işte!

Kader - Zaman - Dünya ~ Ruh

Sen bu Alem'den ve Beden'den geçiyorsun, Toprak ve Beden değilsin. Hatta Sen olduğun gibi duruyorsun, bu Alem ve Beden Sen'in başından geçiyor! Sen'den geçiyor! Ey "Min Ruhi" ! Ey O Ruhun Ruhu, ne zaman anlayacaksın!

Evrim.. Zürafa..

Halk Evrim'in Yalan olduğunu söyleyince Yobaz ve Cahil oldukları zannıyla kaçabiliyorsun ama ne yazık ki nihayet aynı noktaya varan 40 yıllık Evrimci Profesörler var.. Evrim'le olan hiçbir şey yok, "Bilim" dersen, evet.. O kadar Evrim Yobazı ve Cahilisin ki tek bir Zürafa'nın onu yerle bir ettiğini göremiyorsun, Aklın Fikrin iptal, o kadar Yobaz ve Aklı gidiksin.. Neden bir Zürafa'yı göremeyecek kadar Ahmaksın acaba?

Tecelliler..

Tecelliler farklı mertebelerden türlü türlüdür ama Nefs tek bir Kemal'e ulaşır.. Tecelli demek sadece Nefs'e yönelik olmaz, Nefsi de kuşatır; Her şey!.. Ağaç Musa'ya (as) herhangi bir şekilde Perde olmamıştı.. Asa yılana dönüşünce kaçtı.. Bu kaçış, Tecelliye dahildir.. Dağa Tecelli olunca kendinden geçti (!).. Efendimiz (sav) titremiş ve örtünmüştü.. ama Miraç'da gözü sayısız Tecellileri arasında O'ndan başkasına kaymadı.. Hiçbir Tecelli O'na Perde olmadı (sav).. Daha önce zikretmiştik, "Allahu Ekber" demek, "Tecellileri içinde O'ndan büyüğü yoktur" demektir.. İşte o Kemal bütün yönlerden O'nda Tecelli etmişti!

Nefs Mertebeleri..

Her Nefs Emmare'den başlar zannetme.. Ve yani bu mertebeler böyle bir çizgi gibi düz sıralanmış bekliyor zannetme.. Bütün işler Allah'a döner.. Bunları yol alan işin ehli bilir, ehli olmayan tarikat yobazı ise bilmez, ancak ahkam keser..

Fena - Beka ~ Kayıt ~ Marifetullah

Sessizlikle Kayıtlanırsan, en ufak ses rahatsız edecektir.. Fena ile Kayıtlanırsan en ufak Beka esintisi rahatsız edecektir. Hakk'ı kabul etmek Nispetlerin hangi Mertebeden olursa olsun Tam kurulmasıyla mümkündür; yani ne olursa olsun mutlaka Rıza eşliğinde, Tümden bir Marifetullah.

Celal Cemal ~ Hakk

Bir kişinin Celalini gördüğü gibi Cemalini görmeyen, Rabbini hiç tanımamıştır. Celal'i görmeyen veya kabul edemeyen dışarıdan Masum görünse de içinde o gizli bir Şımarıktır; Allah Şımaranları sevmez. Bu manadan anla ki İnsan'da Hakk'ı görmeyen gözetmeyenin Hakk'tan Adalet beklemesi abestir.

Hayvandan daha aşağı.. ~ “İnsansı”

Hayvanlara Helal Haram yok, dolayısıyla onlara günah da yok, kınama da yok, küsme de yok! İnsan'a hayvanlar gibi veya daha aşağı denmesi Özünde İnsan (Min Ruhi) olarak Halkedildiği için bir Kınama değil de ya ne olacak! Evrim Bilim mi a aklı eksik! İnsansılar ne demek!

Evrim ~ Vehim ~ Ruh

Sivrisinek dahil Allah'a yakışmayan, yani İlahi olmayan hiçbir şey yokken, sen tutmuş hem de "İnsan"ı sırf Biyolojik bir varlık yapmışsın, sonradan ona İlahilik giydirmeye çalışıyorsun! Bir de Müslüman olduğun halde Evrim diyerek! Aksine onun pis kokusu, bu gibi vehimlere kapılmasıyla sonradandır! Ayet Hadis mi soracaksın bu Hakikat hakkında a Kör! Hayır, kendisi hakkında oluşan bu Zanları, aldandığı Şeytani Vesveseleri onu sonradan Hayvan'dan aşağı yaptı! Öncesi ise en güzel kokulardan bile daha Latif Saf Ruhtur, hem de bizzat İlah'ın Kendimden dediği Ruhundan! Ve bu Öz değişmez, asla değişmedi! "Bela!" deyişi hala kulaklarını çınlatıyor onun! Değişme senin Zannında, gelişme senin Vehminde! Sonradan oluşan, dışardan üflenen, içine giren bir Ruh yok, içinden çıkması gereken bizzat kendi Özün hakkındaki Cehaletin var!

Adem (as) Cennet ~ Kuran ~ Evrim

Gözünü kapatıp açtığında Mekanın değiştiğini düşün.. Cennet'den indiriliş böyle olamaz mı dersin.. Belkıs'ın Tahtını düşün.. Bi bakmışsın güpgüneşli hava kapkaranlık olmuş fırtına çıkmış ev uçmuş.. Hatta Alem yarılmış.. veya Kara Delik.. Uyuya kalmışsın, bir bakmışsın son duraktasın.. Şimşeğin çakışını düşün.. Işık hızı.. Düşünce hızı.. Hayal Hızı.. Evrim de Evrim deyip durmayı biliyorsun Kalın Kafa! Bilim de Bilim demeyi biliyorsun Odun Kafalı! Niye Hayal Kuramıyorsun o zaman! Niye inanamıyorsun o zaman! Evrim'i film şeridi gibi gözlemledin de öyle mi inandın sanki Ahmak! Kıçından Tevil uyduracağına, git bi Evrim Profesörlerinin dilinden itiraflarından veya birbirleriyle tartışmalarından dinle Bilimi! Cahil gördüğün halk'a hava atıyorsun, bir de Kuranı Tasavvufu diline dolayarak, Ahmak! Bunlar hakaret değil teşhis Şımarık! Ahmak Batı Yobazı!

Ölmeden önce Ölmek..

Sen tam ölmemişsin, Can çekişmişsin; sonra da Halk'a dönmüşsün.. Sesin ondan çatlak çıkıyor.. Ölseydin, "ve nefahtu Min Ruhi" ile Can'ı birbirine karıştırmazdın.. Gerçekten ölseydin, O'nu potansiyel, sonradan oluşan, giren çıkan, İman-Hidayet gibi, Haller vb gibi bu kadar dillendirmezdin.. Yani Ruh Üflemenin Mecazında kalmazdın..

İnsan-ı Kamil ~ Halk

İnsan-ı Kamil Halk'tan Kemal beklemez. Yani bu anlamda çoğunluklardan, Halk'ın hiçbir sınıfından beklentisi, ve zorlaması da olmaz. Herkesin yerini bilir ve Dünya'da olabilecek en İyiyi de gayet iyi bilir; tümüyle Razı'dır o.

"Yaratıcıyı kim yarattı" ~ Matrix ~ Tasavvuf

Bu Alem Matrix'teki gibi Sanal ise, Gerçek Alem'e ulaştığında, oranın da gerçekliği hakkında Şüphe duyacaksın.. Oranın da ötesine geçtiğinde, ulaştığın Alem'in gerçek mi sanal mı olduğundan Şüphe duyacaksın.. Bu böyle sonsuza kadar Şüphe demektir.. Aslında gerçeklikten değil, İlahi olana (Hakk'a) uzaklığından, O'nu bulamadığından, Nefsini bilemediğinden bu Şüphe.. Biraz da Akıl Danelikten, hani "Yaratıcıyı kim yarattı" sorusu gibi.. Velhasıl Şeytan'ın Tuzağına düşmede üstüne yok, Allah'ın Tuzağına düşmekte ise pek nazlısın, pek çekincelisin!

Füsusu'l-Hikem - Şerh ~ Kısa bir Nuh (as) Fassı Şerhi

Bir İnsan Suretinden (Beden) Ruh ayırıldığında (Ölüm), onun ayakta duramadığını ve de Baki kalamadığını (Tasarrufunun kesildiğini) görürsün.. İnsan (Ademoğlu) Alem'de Hakkın Uluhiyeti'nin hem Batını hem Zahiri Kendisine Nispet edilebilecek Makamdadır, hatta o esas Alem'dir; İlahlık İddiası ve ona Tapanların (yine İnsanların) bulunması, bu yüzdendir.. Fakat Alem'in ve Adem'in (Ademoğlu) hem Zahiri hem Batını, yani hem Ruhu hem Sureti, onun Nefsinin İddiası gibi bir İddia olarak (veya Teşpih olarak) değil, Hakikaten (Tenzih olarak değil) Allah'a aittir.. O (İnsan-Ademoğlu) O'ndan başkasına Nispet edilemez.. Bu yüzden ki ona "Min Ruhi" buyurulmuştur, ve Meleklere dahi Secde emredilmiştir.. Ve bu İfadenin (Min Ruhi) Manası hem Zahiri hem Batını kuşatır; çünkü, Hakk Alemin Batın olarak Ruhu olduğu gibi, Zahir olarak da Alem O'nun Suretinde Geçici bir Suretidir.. İnsan da geçici olan Sureti (Beden) ve Ruhu, Alem'de (Zahir ve Batın İsimlerinin görünme yerlerinden biri olarak) böyledir.. "Adem'i Kendi Suretinde yarattı" ile "Min Ruhi" ifadeleri böylece anlaşılmış olur.. "İnsan" (Ademoğlu) böylece Kendi Özünü bir İddia olarak değil Hakikaten Bildiğinde (Min Ruhi), yani Nefis Suretini aştığında, Ölmeden Önce öldüğünde, hem Batın hem Zahir olarak bütün Nispetlerde Hakikaten yalnızca O'nu bulacağından, Tenzih ve Teşbih artık ondan düşer..

Dar Görüşlüler..

Mesela "Ruh" gibi, Ana Kavramlar üzerinde, "Kuran" ve hele ki "Tasavvuf Büyükleri de bunu kastetti, Mecazdı siz anlayamadınız ben şimdi anlatıyorum" diyen bir İddia sahibi görürsen, bil ki bu Ana Kavramları "Daraltmakta" o Zahir Ehlinden daha çok haddi aşmıştır.. Mesela herhangi bir yönden söyledikleri "Evrim"e kapı açan her yeni "Dar Görüşlü" bu sınıftandır..

Ruh

Ruh sadece Can, Nefs, Elektrik (!) demek olmadığı gibi, sadece Manevi Kudret, İman-Hidayet, Melek-e demek de değildir.. Alem, Gökler ve pek çok Kurani Kavram da yine böyledir.. Nasıl ki Allah Zatı ve Sıfatı Tek ve Bir olarak "Min Ruhi" dedi ise, Ruh da öylece Kendindendir! Bu bütün İnsan Suretleri için istisnasız böyledir.. İster herhangi bir yönden bir sakatlık olsun, ister Kafir olsun, ister hayvandan daha aşağı hareketler sergilesin, ne bu Hakikate bir eksilme veya zarar gelir, ne de İnsanlar herhangi bir zan ve İddia ile bu Hakikati örtebilir değiştirebilir.. Dediğim gibi bu Hakikatin örtülmesi ancak Kafirlik gibi Zan ve Vehimdedir.. Bir şeyin Kötü Sureti veya onu Kötü yönden düşünüş onun Hakikatini asla değiştirmez.. Değişme, İnsanın Vehminde, eksiklik ise Bilgisindedir..

Manevi yani Hakiki Gökler..

Manevi yani Hakiki Göklerde bir kere bile gerçekten uçurulsalardı, bu gökleri aramayı bırakırlardı.

Tasavvuf ~ Putlar ~ Muhabbet

Bir Puttan sana Tecelli edip "Gel bana tap" dese, bu Latifesine dişlerin gözükünceye Tebessüm etmen icab eder.. tapman değil..

Min Ruhi..

İki İnsan Sureti hayal et.. bunlardan birinde, "Ruh" (Min Ruhi) yok, dersen.. ya o birinin bedeni "ölmüş" bunu kastediyor olursun (ki o suret o zaman yerde olması lazım), ya da, o birinde, "Allah yok", demiş olursun.. Halbuki Taş bile, O'nun Ruh'undan nasibsiz değildir, ki İnsan'a Kendi Ruhumdan buyurmuştur.. He sen Ruh Kelimesini sadece "Onun Arabası var ama Ruhu yok" anlamında kullanıyorsan, o zaman sen yine mesela sadece İsa Allah'ın Ruhundandır demiş olursun ki, o halde başka hiçbir İnsan Sureti bulunmaması, hepsi hayvan, bitki taş toprak olması lazım gelirdi.. Çünkü Allah neye ne suret vereceğini çok iyi bilir.. Kaldı ki İnsan'ın hiçbir zaman hakikati değişmez; Ömer bu anlamda aynı Ömer'dir.. Onun hatta Sıfatı da değişmez! Sadece onun nefsiyle Kendisine örttüğü için bilemediği Öz Hakikati, Allah tarafından ona açılır.. Yani onun Özü asla değişmez.. Eğer Allah bir İnsan Suretini Maymuna veya Domuza çevirirse yine bu onun Allah'tan bir Ruh olduğu Hakikatini değiştirmez, fakat Cehenneme hapsolacağı gibi başka bir suret'e veya vehm'e veya Bilgisizliğe hapsolur!.. Yani, İnsan'a sonradan bir şey girmedi.. Ve ki zaten Ruh, Bedenden öncedir.. Ruh değişmez, başkalaşmaz, oluşmaz, Potansiyeli de olmaz vb!.. Senin bu konuda yetersiz bir bilgi ve görüş sahibi olduğunu sana uzun uzadıya anlatır Dostça gösterirdim, lakin sende "Onun arabası var ama Ruhu yok" cihetinden Muhabbet de ne yazık ki örtülü!.. İnat da cabası! Anlatsam ne fayda Keşfin de olmadıktan sonra!

Allah'ın İsimleri

Bir İsim'den tek bir Alem olur mu.. Mesela sırf Rezzak İsminden bir Alem.. Rezzak Alemi.. Mesela, Vedud Alemi.. Evet olur, ama İlim Sıfatından Eksiltme olursa.. Hz Peygamber (as) bize hiç bilmediğimiz İsimleri olduğunu da haber getirdi.. Onlardan bir Alem olur mu? Elbette, ama Zati İsimler Mutlak yine orada da bulunacaktır..

Bunca sayısız varlık nihayette neye Benzer de O hiçbir şeye benzemez..

Ruhunda Tek, Sıfatlarınla Çok ve Bir olduğunu görmüyor musun.. Taş Bitki Hayvan ve diğer İnsanlar hepsi de bu Sır'da değiller mi.. Bir İnsan hiç duymamış görmemişken karşısına İkizler çıksa, Aklı giderdi, karışırdı.. halbuki onlar Benzerdir, Aynı ve Tek değil.. Ve ikisi de Ruhlarında yine Tek Sıfatlarıyla Çok ve Birdir.. Peki bunca sayısız varlık nihayette neye Benzer de O hiçbir şeye benzemez, Ruhunda Tek Sıfatlarında Çok ve Birdir.. Bu varlıklar Neyin Kimin Yansıması Eseri.. Bu Sır nedir?.. Elbette ki O nasıl Tek ve Bir olmasın..

Gaflet

Gaflet ancak Uyanıklıkla kalkar.. Muhabbetli bir uyanıklık.

Allah'a Yakınlık..

Allah'a Yakınlık Vesilesi için söylenmeyen her söz batıl, her ilim cehalettir.

Latif ~ Ruh

Hayal Madde'den, Duygu Hayal'den, Düşünce Duygu'dan, nihayet Ruh, Düşünce'den, daha Latif'dir.. Vücud'da Vahdet-Birlik bakımından, görecesiz, Zatına daha Yakını yoktur.. Yokluktan çekinme çünkü Sır cihetinden o Asıl, Varlık'tır!

Nefs

Herkesinkini de kendi nefsin gibi bil, aynı nefisten, Bir bil; Bir ol, Bir bil ki, Yol olabilesin.. Hakkı Hatırlatabilip, nefisleri teskin edebilesin.

Nefs

Nefsini adam etmeğe uğraşmaktan yorulmadın mı, yeter sevap usanmadın mı? Onun fıtratı tabiatı bu, cahil ve zalim, daha anlayamadın mı? Yoksa beğenmiyor, kabul mu edemiyorsun? Savaş bir Hile ve Tuzaktır; Tuzak kuranların en hayırlısı O değil midir? Acaba sana bu işten bir müjde, nefisten başka Varlık yok mudur!

Kalp O'na yönelmedikten sonra..

Kalp O'na yönelmedikten sonra, başı kesip de kıbleye koysan, yine manası yok..

Mahalle Baskısı

Çok ışıksal kozmiksel çakma evrensel'sin, çünkü her şey var ama bir "Namaz" yok.. Neden sadece O yok, çünkü hem evrensel (mahalle baskısı) fors'a uymuyor, hem de tembellik üşengeçlik gafillik, nasıl bir arada olsun bunlar.. Dostum Kalbinle O'na yönelmedikten sonra ne açılan çakra kurtarır seni nefsinin elinden, ne herhangi bir mahalleden arkadaş, ne yerlere sürülen baş.. O baş ile kalp aynı yere baş koymalı..

Evrensel Enerji Teknikleri, Kozmik Bütünsellik, Işıksal Birlik, Çakra çupra, Kadersel Karma, Meleksel Yüce Topluluk.. vs..

Evrensel Enerji Teknikleri, Kozmik Bütünsellik, Işıksal Birlik, Çakra çupra, Kadersel Karma, Meleksel Yüce Topluluk.. vs.. Hakikatsel Din Çorbası!.. İhlas ile Allah, Muhammed diyemiyenin ağzı kalbi böyle eğri büğrü çarpık bir ömür ne dediği belli olmaz yeryüzünde ibretlik dolaştırırlar..

Deist

Deist'e soralım; Ya Din senin Aklının ve Biliminin (mesela Dünya'nın yuvarlak olması gibi) ermediği şekilde bir Akli ve Bilimsel Sistem ise.. Çünkü Aklının ermediğine Bilim de ermez.. Mesela İbadetler, Diriliş, Cennet Cehennem, Ahiret.. Lütfen bana "o halde Putlar ve İneklere tapmak da Akli Bilimsel olabilir" deme.. Güldürme insanı.. İslam'ın Cahilisin..

Hayal

Hayal Akl'a bir Nur olduğu gibi Akıl da Vehm'e düşmekten korur. Akıl Hayal Vehm ile muhatab olan, Ruh'un Nefsidir..

Teslimiyet



Senin fazlaca veya az (İfrat-Tefrit) söz ve hareket (fırıldak ya da put) etmelerin Dengeyi suret'de ve amel'de aramandandır. Halbuki her şey O'na döner, Teslim olan nasıl O'ndan başkasına düşsün. Denizde kendini bırakınca batmazsın, çabalayınca boğulmaman Mucize!.. Her Halin Hakkını vermek gerektiğini de unutma.. Ama Teslimiyet, Sabır'dır, Şükür'dür, Hamd'dir, Muhabbet'dir yani Surette Amel değildir..

Hu

Bilenlerin Fazladan hareketleri olmaz; çünkü Allah normalde de Allahtır.

Yaratılış

Bir çiçeğin kurumuş yaprağının hakkını veremezsin.. Yaratılışını bırak, onu sırf bir kere görmüş olmanın hakkını veremezsin.. Bildiğimiz bitkiyi çiçeği diyorum, edebiyat mecaz yapmıyorum..

Müezza

Düşünebiliyor musun Kedi diye bir şey var.. Kedi Ya Hu.. Kedi Yaratmış, nasıl olur böyle bir şey.. Olmuş işte, Yaratmış işte.. Akıl alcak şey mi Ya Hu Kedi! Yapma, İnsan'ı hiç sorma!

Zahir'e sığınma Batın'dır, Batın'a sığınma Zahir'dir..

Zahir'e sığınma Batın'dır, Batın'a sığınma Zahir'dir.. Görmezden geldiğine bakma, Nurunda gömer seni Toprağa.. Alim'dir, Zıttı yoktur, Cahilliğine aldanma.. İsimlerine erdim deyip çoğalma, Allah İsmi ile Bir Tek Zattır. Kulum dersen Muhammed Ali!

Muhabbet

Bütün işlerin O'na Döndüğünü bilenler nasıl senlik benlik etsinler. Muhabbeten, ancak O'nunla..

Mutezile ~ Adalet - Zulüm ~ Hak - Hakk! Tasavvuf

O Zulmü ve Adaleti ortaya koymadan kim Haklı ve Haksız olabilirdi.. Elbetteki İnsan'da Kötü ve İyi olacak ki Haksız olmasınlar.. Ama O, Zulmü ortaya koyarken Hakkı örtmedi ki.. Zalimlerde nerede bu hassasiyet.. Bu onların Hakkı da değil ki! İnsanın Hassasiyeti kırılganlığıdır, Rabbin ki öyle değil! İnsan şaşmaz bir terazi değildir, o halde son noktada ona Teslimiyet ve Sığınmaktan başka bir şey düşmez!.. Öyle ki Hakk için Hakkından dahi Vazgeçebilir! Vazgeçmeyene mukabil çok hassas bir terazi var, İddia sahibi olmamak gerek!

Özgüven ~ Öz-Güven ~ Teslimiyet

Özgüveni kendisi için mümkün gören için "Allah'a Teslimiyet" kavramı Makul ve Yeterli gelmiyor ise, bu ancak o kimsenin Akıl, Halk, ve Ben-LİK Perdeleriyle perdelenmiş olduğu içindir.

Hu

Aşığın Ondan başka sevabı da günahı da kalmaz.

Maşuk

Onun kırdığını hiç kimse kıramaz.
Onun sevdiğini hiç kimse sevemez.

Cüzi İrade ~ Kader ~ Tasavvuf

Allah'ın İradesine Teslim olmaktan daha Güzel, Hür-Özgür Kılabilecek, sıkıp daraltmayacak ne yol olabilir ki bu denli Cüzi İrade Tartışması Tutkusu, Özgürlük Merakı! Bir şeyi Zorlama ve Sabret, Allah Kullarına Zulmetmez! Ötesi daha nedir ki Şirk gibi İrade Tartışması, Cüzi İrade Tutkusu Merakı!

Ali'ye saydılar bizi..

Hz Peygamber'in (as) her Hali, Mertebeyi, Makamı, her şeyi İhata eden, Allah İsminin Zahirinin Sınırı "Canlı Kuran" olduğu Sırrına eremezsen, Musevi, İsevi ya da İbrahimi bir Müslüman olursun.. "Muhammedi" olmak da kuru laf olur, "Ahmed"i tanımak var!.. Bunlar olmazsa da, Musaf'ta kalırsan, yazıktır ortaya karışık ne idüğü belirsiz Kuran-CI olmak var!.. Büyük söz sanma bunları, Ehli Beyt'den gayrı Mürüvvet yok Kemal'den; Kapı açılmadan Eve girmek mümkün olmaz!

Buyurmuşlar:
Pir Sultan'ım Haydar şunda
Çok keramet var insanda
O cihanda, bu cihanda
Ali'ye saydılar bizi

Rabb

Kemal'in apaçık ortaya konmasını, veya konulacağını, Dünya'da bekleme.. Rabbliği, Öğretmek dilemesi, Kemal'e Erecek olanlara Muhabbeti açısından böyle olmasını gerektirir.

Zürafa - Evrim neden yok!

Zürafa Boynu kısa iken yerden yiyemez, ve içemez (göğsünün dikliği de engeldir).. boynu yukarı uzayana kadar (!) ise yok olmaktan kurtulamaz (yoksa niye uzasın) .. Verilen bu basit örnekten evrim'in temelinde ne kadar büyük bir mantık hatası taşıdığını rahatça anlayabilirsin.. Bu örnekten, Yaratılışın ne kadar apaçık, berrak olarak gözler önünde bulunduğunu, ve onda böyle mantıksızlıkların hiç bulunmadığını da görebilir, hatta seyredebilirsin.. Sorun psikolojiktir; çirkin sana göre çirkin, kabul edilemez olan sana göre kabul edilemez olabilir; benlik! Küfür psikolojisini kafir kendi başına anlayamaz!

Kuran - Evrim - Mecaz

Adem'in kan dökücü bozguncu olacağını Melekler nasıl bilmişmiş.. Adam buradan Evrim'e gidiyor.. Çünkü İnsan-sı-lar varmış tabi ki de, Adem'in Seçilmesi bu demekmiş, burdan da doğal seleksiyona göz kırpıyor, ötekileri çöpe atmışlar.. E Şeytan nasıl kandıramayacağı Kullar olduğunu itiraf etti?.. Ne diyeyim, ne edeyim! Kardeşim sen Kuran'ı neden bu kadar Mecaz'a indirgemeye çalışıyorsun, daha Hakikatini kabul edemezken!.. Kaldı ki Mecaz Hakikat Kurgun iki Ayet'e kadar dayanmıyor, ilerleyemeden dağılıp gidiyor; Sen Edebiyat'da bile böyle başarısız oluyorken, hiç utanmıyor musun, Kuran babanın oyuncağı mı senin!

http://yunuscomlek.blogspot.com.tr/2017/01/zurafa-evrim-neden-yok.html

Evrimcilerin Kendi Dilinden.. Evrim - Tasavvuf

Bizzat Evrimcilerin Evrim hakkında söyledikleri bunlar.. Sen ise, Teori olarak kabul etmeyi geçtim Evrim'i "Hakikat" bilerek, Kuran, Tasavvuf ile Temellendirmeye çalışıyorsun, hani Kuran'daki ifadeler Mecaz mışmış da Teori'yi böylece sen "Hakikat" olarak açığa çıkarıyorsun!.. Bizi Yobaz zannederken, kendi durumunu! bir düşün yani..

* François Jacob (Hücre Genetiği Profesörü - 1965 Nobel Tıp Ödülü):
Ama yine de, özellikle evrimin mekanizmalarına ilişkin nihai açıklamaya sahip olmanın uzağındayız... Ayrıca, örneğin kromozomların yapısıyla ilgili şu yakınlarda gerçekleştirilen bazı gözlemlerin de ortaya koyduğu gibi, evrimin temelinde yer alan bütün mekanizmaları bilebilmenin de çok uzağındayız.
* Prof. Cemal Yıldırım (Yerli evrim savunucularından, felsefe profesörü):
Hiçbir bilim adamı (Darwinist ya da neo-Darwinist olsun) evrim kuramının ispat edildiği düşüncesini ileri süremez.
Doğrudur, evrim kuramı ispat edilememiştir.
Darwin'in evrim kuramı bugün geçerliliğini koruyorsa, bunun başlıca nedeni yerine geçecek daha doyurucu, alternatif bir kuramın yokluğundandır. Yetersiz de olsa Darwin'in kuramını, başka bir kuram ortaya çıkıncaya kadar korumak zorundayız.
* Christopher Wills (San Diego California Üniversitesi'nde biyolog ve evrim dersleri veriyor.) Darwin ve Alfred Russel Wallace'tan söz ederek şöyle diyor:
Evrim kuramının iki büyük kurucusundan birinin (Wallace) sonunda bu kuramın çoğunu reddetmesi şaşırtıcı.
* Norman Macbeth:
Maalesef evrim alanındaki açıklamaların çoğu iyi değil. Doğrusu bunların açıklama olarak değerlendirilmeleri bile çok zordur. Öneri, önsezi ve boş hayallerdir, hipotez olarak adlandırılmaları bile yanlış olur.
* Herribert Nillson:
Evrimi bir deney ile ispat etme girişimlerim 40 seneden fazla sürdü ve başarısızlıkla sonuçlandı. Hiç olmazsa deneyime ön yargılı anti-evrimsel bir başlama noktasından başlamakla suçlanmayacaktım.
* Dr. Colin Patterson (İngiltere Doğa Tarihi Müzesi yöneticilerinden, evrimci paleontolog. Doğa Tarihi Müzesi Gazetesi'nin editörü, Evolution kitabının yazarı):
Bu anti-evrimci bakış açısını almaya başlamamın nedenlerinden birisi, bu şey üzerinde 20 yıl çalışıp bu konuda tek bir şey bilmemenin yaptığı etkiydi. Bir kişinin bu kadar uzun bir süre yanlış yönlendirildiğini öğrenmesi onun için oldukça büyük bir şok. Bu yüzden geçen birkaç hafta, çeşitli insanlara ve insan gruplarına basit bir soru sormaya çalıştım. Soru şu: Bana evrim hakkında bildiğiniz bir şeyi, doğru olan bir şeyi anlatabilir misiniz? Bu soruyu Doğa Tarihi Müzesi'ndeki jeoloji grubuna sordum ve aldığım tek cevap sessizlikti. Chicago Üniversitesi'ndeki Evrim Morfoloji Semineri'ndeki (Evolutionary Morphology Seminar) prestij sahibi evrimci üyelerde denedim ve aldığım tek cevap uzun süren bir sessizlikti ve sonunda bir kişi şöyle dedi: "Tek bir şey biliyorum, evrim teorisi liselerde okutulmamalıdır."
* Daniel Axelrod (California Üniversitesi):
Jeoloji ve evrimin başlıca çözülememiş problemlerinden biri, tüm kıtalar üzerindeki Eski Kambriyen kayalarında çeşitli, çok hücreli deniz omurgasızlarının bulunuyor, ancak daha yaşlı kayalarda bulunmuyor olmasıdır.
* Charles Darwin:
Eğer aynı sınıfa ait çok sayıdaki tür gerçekten yaşama bir anda ve birlikte başlamışsa, bu doğal seleksiyonla ortak atadan evrimleşme teorisine öldürücü bir darbe olurdu.
... Eğer benim teorim doğruysa, en eski Siluryen (Kambriyen) tabakasının oluşumundan önce, çok uzun zaman dilimleri geçmiş olmalı; Siluryen devrinden bu güne kadar geçmiş olan zaman kadar uzun zaman dilimleri... Ve henüz bilinmeyen bu zaman dilimleri içinde dünya canlı yaratıklarla dolup taşmış olmalı. Bu büyük zaman dilimlerine ait fosil kayıtlarını neden bulamadığımız sorusu karşısında ise verebilecek tatmin edici bir cevabım yok.
* Barbara J. Stahl (Evrimci Paleontoloji Profesörü):
Kambriyen tabakalarında omurgalı kemiğinin bulunması, omurgalı hayvanların bilinen omurgasızların birçoğu kadar eski olduklarını kanıtlamıştır.
* Richard Monestarsky:
Bugün görmekte olduğumuz oldukça kompleks hayvan formları aniden ortaya çıkmışlardır. Bu an, Kambriyen devrin tam başına rastlar ki, denizlerin ve yeryüzünün ilk kompleks yaratıklarla dolması bu evrimsel patlamayla başlamıştır. Günümüzde dünyanın her yanına yayılmış olan omurgasız takımları erken Kambriyen devirde zaten vardırlar ve yine bugün olduğu gibi birbirlerinden çok farklıdırlar.
* Richard Dawkins (İngiliz zoolog, günümüzün önde gelen evrimcilerinden):
Evrimci Richard Dawkins, genç öğrencilere evrim propagandası yaparken
... Kambriyen katmanları, başlıca omurgasız gruplarını bulduğumuz en eski katmanlardır. Bunlar, ilk olarak ortaya çıktıkları halleriyle, oldukça evrimleşmiş bir şekildeler. Sanki hiçbir evrim tarihine sahip olmadan, o halde, orada meydana gelmiş gibiler. Tabii ki, bu ani ortaya çıkış, yaratılışçıları oldukça memnun etmektedir.
* Stephen Jay Gould:
O zaman Pre-Kambriyen'in bütün ataları neredeler veya fark edilebilecek bir formda değillerse, modern komplekslik böyle hızlı bir başlangıçla nasıl başladı?
Kambriyen patlaması yaşam tarihinde en göze çarpan ve kafa karıştıran olaydır.
* J. William Schopf:
Kambriyen-öncesi ve Kambriyen arasındaki sınıra hep keskin bir süresizlik olarak bakılmıştır. Kambriyen katmanlarında deniz bitkileri ve hayvanlarına ait bolca fosil bulunur: Deniz otları, solucanlar, süngerler, yumuşakçalar, ampul kabuklular ve dönemin belki de en ilginç özelliği olarak trilobit adı verilen ilk eklem bacaklılar... Kambriyen hayvan örtüsü sanki bir anda var olmuştu ve bilinen hiçbir atası yoktu.
Yaşam, trilobitler kadar karmaşık canlılarla başlamış olamaz. Türlerin Kökeni'nde Darwin şöyle der: "Kambriyen sistemi öncesindeki dönemlere ilişkin fosil birikimlerinin neden bulunamadığı sorusuna gelince, tatmin edici bir yanıtım yok. Şu anda bu soru yanıtsız kalmak zorunda ve bu durumda kitapta öne sürdüğüm görüşlere karşı gerçekten de geçerli bir argüman olarak ele alınabilir."
* Mark A. S. McMenamin:
Kambriyen fosilleri, günümüz canlı hayvanlarınınkine benzer beden modelleri olan hayvanları da içeriyordu. Bu yüzden de fosil kayıtları şaşırtıcı bir soru ortaya çıkardı: Bu bol, çeşitli ve gelişmiş ilk deniz hayvanlarına yol açan eski biçimler nereye gitmişti?
* Marshall Kay ve Edwin H. Colbert:
Trilobitler gibi arthropodların kompleks formlarını da içeren ilk Kambriyen'de, çeşitli organizmaların başlangıcı şaşırtıcıdır... Kayıtlarda çok olan organizmaların başlangıcı, eğer basit değillerse şaşırtıcı olmayacaktır. Neden bu tür kompleks organik formlar 600 milyon yıl önceki kayalarda bulunuyorlar ve sonra yok oluyorlar veya iki milyar yıl öncesine ait kayıtlarda farkına varılmıyorlar?.. Eğer hayatın evrimi gerçekleştiyse, Kambriyen'den daha eski kayaların içinde olması gereken fosillerin yokluğu kafa karıştırıcıdır.

http://yunuscomlek.blogspot.com.tr/2017/01/zurafa-evrim-neden-yok.html

Bilim - Zaman'ın Yokluğu..

Her şeyin bir olma süresi vardır.. Çiçeklerin açmasıyla insanın büyümesi, Güneşin doğup batmasıyla yıldız kayması, hepsi bir süre iledir.. Mesela Zeka Küpü çok hızlı yapılsaydı, Algılanması hiç mümkün olmazdı.. Bir Ressam insanların önüne bir salise sürmeden bir resim yapıp koysa belki bunu onun yaptığı da reddedilir ve delil de bulunamazdı.. veya birisi o sürede şarkı söylese.. Espriyi de önemli bir örnek olarak araya katalım.. Şu da var ki izleyiciler de bu örneklerdeki aynı çok hızlı sürelerde algılasalardı..; bir şey değişmemiş, durum hepimizin yaşadığı gibi normal oluş ve algılama süreçleri olarak görülürdü.. Keza kimileri için bir şeyler çok hızlı olur ve algılanırken, kimileri için daha farklı sürelerde yapılır ve algılanır.. Şimdi de, değişmeyen, yine O değişmeyen Aynı'dır..

"Allah, göklerin ve yerin Nûru'dur.." ~ Kuran ~ Tasavvuf

"Allah, göklerin ve yerin Nûru'dur. O'nun nûru'nun misali.." (Nur 35)

Dikkat edersen Ayet'in başında Sıfat Zat'dan gayrı İfade buyrulmuyor.. Sonra, anlatım bakımından Misal için (ki Tecellisidir) Sıfat ayrıca Zikrediliyor..

Nur

Karanlığın da Işık gibi Nur'undan olduğuna örnek Gölge'dir.

Quantum ~ Dalga - Parçacık ~ Hayal ~ Tasavvuf

Işık neden hem dalga hem parçacık olarak görünüyor? Aranılan, ikisi de olmadığı için olabilir mi.. Şimdi Bilim Adamlarının gördükleri Hayal mi, yoksa Nur mu? Çünkü ikisinin de maddesi yok.. Işık mı Nur mu, Hayal mi?.. Işık olmadan Hayal, O'nun Nuru olmadan ise hiçbir şey görünür olmazdı.. O'nu görmeye kör olmamak yeter, göze zaten ihtiyaç yok..

Tasavvuf ~ Vahdet-i Vücud ~ Esma - Sıfat - Zat

Görmesinin, Duymasının veya Bilincinin bulunmadığı bir yer olabilir mi? E ya Zat'ı? Görmesi, Duyması bir göz ve kulakla mı oluyor ki, Zatı ayrıca ve bir yerden uzak, veya bulunmadığı bir yer olsun?

Edep ~ Modern Hristiyan Ahlakı

Edeb olmadıkça ne günah'tan kar olur ne tevbe'den. Modern Hristiyan Ahlakının çıkmazı!

Evrim ~ Yaratılış ~ B-İlim ~ Tasavvuf

Sen bir Bilim insanı olarak söyle bana, biri gelse sana dese ki 'yerleri gökleri ben yarattım' veya 'üç beş arkadaş beraber yarattık'.. Veya şöyle deseler 'Evrim diye bir Tanrı var, o yarattı'.. İnanır mısın?.. Yoksa Bilimsel Delil mi istersin? Seni soksalar bi labaratuara hücre üretseler mesela, veya bi küçük çocuk getirseler ve karı koca 'Bu çocuğu biz yaptık' deseler!.. İnanmaz mısın ! Veya Uçak Hangarında Uçak yapsalar gözünün önünde, sonra da deseler ki 'Bak şu uçan kuşları da böylece biz yarattık!' deseler.. Gayet Bilimsel yani.. İnanır mısın?

Beyin bedava, konuş sen..

De ki: "Onu ilk defa inşa eden (Yaratan), ona hayat verecek. Ve O, her türlü yaratmayı en iyi Bilen’dir." (Yasin 79)

Evrim ~ B-İlim ~ Tasavvuf

Arının vücudundaki Zehir ile Balın karışmamasını "Evrim" nasıl açıklasın ki zaten.. Arı'nın özelliklerini Arı'ya "Evrim" ne ki versin.. Veya İnek.. İneğin varlığını veya başka bir canlı, Evrim ne ki açıklamış zanneder İnsan.. Evrim nedir? Laf.. "B-ilim" dersen belki o olabilir, çünkü o Nedenleri değil Nasılları araştırır.. Ki o da bir yere kadar.. İşte mesela Arı neden Arı, İnek neden İnek gibi soruları soracak bir Akla ulaşabilene kadar.. Sonrası malum.. gerzek değilsen biraz daha Akıllanınca anlarsın..

La Faile İllallah

Kötü Fiillerden sakın.. Ama odanın ışığını açmaktan tut bedeninin yönetimine kadar, hiçbir Fiili kendinden görme..

Celalin Cemali

Celalin Cemalini Kamil olmıyan anlayamaz ve kabul edemez.

Aristoteles

Aristoteles'in Keşfi kadarıyla Akıl dediği Ruh, Ruh dediği ise Nefs'tir. Varlığı Madde'ye indirgiyor zannedilmesi ise, Vahdet'i Sezmiş fakat Nebevi İlim ona ulaşmadığından, Doğru İfade edememiş olmasındandır. Bunları ne Batı'da onun takipçileri ne de Müslüman Akıl Ehli anlayamamıştır ve anlayamaz da.. Onun özellikle Metafizik'de zikrettiği özel kasıtları ancak Keşif Ehli (Vücud Ehli) Doğru anlayabilir.. Ne demek istediğimizi şöyle bir benzetmeyle ifade edelim: Platon Tenzih, Aristoteles Teşbih Ehli gibidir.. Kemal ise, Nebevi İlim'de (Tasavvuf) görüldüğü gibi, ancak ikisinin zikrettiği Manaların Tamamlanmış Sahih Keşf ile Cem'inden sonra elde edilebilir.. Fakat bu Cem'i Akıl Ehli asla başaramaz.

Dua

Allah'ım Sonsuz bir Bağışlama ile Bağışla ki her An Sen'i hissediş ve İdrak olsun.. Allah'ım Sonsuz bir Mutluluk ile Mutlandır ki her An Sen'i hissediş ve İdrak artsın.. Allah'ım Sonsuz bir Bereket ile Bereketlendir ki her An Sen'i hissediş ve İdrak artsın.. Amin.. Huu.. Sav.. Sallallahu ala Muhammedin ve ala Ehli Beytihi ve Ashabihi Ecmain ve'l-Hamdu li'llahi Rabbil-'Alemin..

Günde bin defa ölüp dirilmeden..

Günde bin defa ölüp dirilmeden, bin defa cehenneme cennete girip çıkarılmadan olur mu bu iş?!.. Olmaz mı, olur tabi! İşte zaten Allah O kadar Merhametli olduğundan Halk'tan Kemal bekleme diyoruz! İşte zaten O Merhametten dolayı Halkla ilişiğini kes, Hakk'a dön, zorlayacaksan Kendini zorla, onları zorlama diyoruz!

İslam'ı Temize Çıkarmak!

Ya sen "müslüman mahallesinde kırk yıllık bir salyangozsun", salyangoz Din'den ne anlar ki de ben sana İslam'ı Temize çıkaracakmışım; sen her sakallıyı baban zannedecek bir saflıkta da değilsin ki! Sen bu durumda ancak Ahmak oluyorsun, Ahmaka Ahmaklığı nasıl gösterilebilir ki! Dünya yaratıldı beri kan ağlıyor mahallende iki rahatsız oldun diye hele şükür kendini insan hissettin, gözünden iki damla yaş geldi de, ettiğin sözlere bak! Ben sana İslam'ı ne temize çıkaracakmışım! Bak "Muhammedin Rabbine" sığındım diyor, ya sen "Salyangoz"! Müslümanım demeye zorlanıyormuş da falan da filan da, aman bunca sene boşa eziyet çekmeseydin korkak, zaten değilmişsin hiç de olmayıver!

Ata-Türk ~ Tasavvuf

"Ata" mı? Batılılaştırma Projesi bu, daha ikinci nesilde Din flulaştı, "İleri"de Türk mü kalacak ki Ata'sı olsun? Avutmak için o! Kapitalist, Dünyaperest, Ahmak, Hayvanlardan oluşan bir Gelecek İnşa edebilmek için! Diyeceksin ki "Barbar kalıp birbirimizi mi yiyeydik?; hayırlısı bu, Allahtan!".. Ah dengesiz, ne idüğü belirsizleşmiş entel kardeşim, Dünya bu, Dünyaperest bunlar, seni de "Nefsinin peşinde" götürüyorlar işte, ha derin ince, ha açık kalın, ne diyorsun sen? Mehdi'den ileri Kıyamet var, Evvel Ahir Zahir Batın her şeyi bilen, elbette ki her şey Allah'tan!; ne şehri ne "ileri"si diyorsun sen, ne felsefesi a kardeşim, Dünya "Malı" bu!

"Ey zebun kişi sen de secde etmedikçe kıçınla mescidi silip süpürsen kurtulamazsın."
Mevlana Celaleddin-i Rumi (ks)

Cuma ~ Vahdet Ehli

Cuma'da ön safa koşmak, Vahdet Ehlinden İmam'ın Kim olduğunu bilenler için daha kıymetlidir.. hoş diğer namazlarda da öyle ya!

Bilgi Yok olur mu!

Bilgi Sıfatlarının Tecellileri, Bilinen ise Zatıdır; Unutandan Bilgi kaybolduğunda, Bilinen yokolmaz.

Min Ruhi ~ Zat - Sıfat - Tecelli ~ Zahir - Batın ~ Celal - Cemal

Dilerse Var eder, ki bu Zatıyla Tecelli edip ilk defa Kendinde Varlık vermesidir (Min Ruhi), varolursun.. ve dilerse, ki bu yine Zatıyla Tecelli edip Yokluk (Fena) vermesidir, ki kesintidir (Uyku, Bebeklik vb), yok olursun.. Ama Hayret et ki, O Rabb sana böylece, Zahir olurken Var olmamış, Batın olurken de Yok olmamıştır.. Yoksa bu O'nun Zatında ve Sıfatında (Kudret), Kesinti demek olurdu ki basitçe Alem'in ve Senin Yaratılışında-n bunun olmayacağını apaçık görebilirsin.. Sıfat (Celal-Cemal) Tecellisindeki incelik şudur: Cemaliyle Tecelli eder, Manevi'dir, Maddi zannedersin, doyurur, Doyarsın.. Celaliyle Tecelli eder, Manevi'dir, Maddi zannedersin, Rızıksız bırakır, aç kalır sürünürsün.. Varlık-Zat-Hayat ise zaten ne doyma ile ne de aç kalma ile ilgili değildir; Senin gibi (Min Ruhi), zaten yemez içmez aç kalmaz, ama, Mutlak Gani'dir.. yiyerek içerek değil!.. ve Mutlak Münezzehdir.. yiyip içip de Doygunluğa ulaşarak değil!.. Anla!.. İşte Büyükler, O'ndan bir Ruh oldukları Sırrı Hakikatine erdirildiklerinden başka, Sıfat Tecellilerinin Azametinden Doygunluğa ulaştırılarak Nefislerinden halas kılınmışlardır.. yani Zati bir Kesinti Vehminden kurtuldukları gibi, Sıfatlarda Kesinti Vehminden de kurtulmuşlardır.. Onların Sevgilisi bitmez tükenmez!.. O, onların Veli Nimetidir! Yemeleri içmeleri muhtaç olduklarından değildir; Maddi-Manevi (!) Zevkdendir! Ebedi-Bitimsiz sürecek bir Kulluk Zevkinden!

Daimi Zikir - Devamlı Hissetmek!

Devamlı Hissetmek, hissin peşini bırakmakladır; Hissini istediğin şeyin Varlığının İdrakine varmakla!

"Min Ruhi"

"Kendi Ruhumdan" demiş, oğulluk nerede kaldı! Ah bileydik!

Hakk İddia edip de, yorma nazik canını..

Anlamayana ne Ben de, ne Hakk.. Batılla meşgul olma! Hakk İddia edip de, yorma nazik canını.. Hakk'ı istersen Gönülden, bulursun kendine Özünden! Bak küfür dersi al halkdan.. İşte İnkar et gitsin halkı!.. Sana Hakk Kardeş Hakk Dost mu yok, sana Hakk mı yok!

Fiil O'ndan..

Fiil O'ndan.. Sana yorgunluk vermese, nasıl şikayet edeceksin, nasıl nazlanacaksın!..

"Tanrı Oğulları" - Mevlana (ks) ~ Kuran - Tasavvuf - Halk (Avam) - Şirk - Küfür - Cahillik!

"Çocuğu olsaydı
Tapanların ilki ben olurdum"
{ Zuhruf 81 }

- Ne demek kardeşim oğlu olsaydı!
- Böyle örnek verilir mi caiz mi!
- Biz de Tasavvuf ehliyiz avama böyle şeyler söylenir mi kafa karıştırma!
- Olsaydısı mı var haşa sümme olsaydı da Allah'dan başkasına tapılır mı biz müslümanız! Tapmazdık biz!


"Sadaka ilk önce Allahın avucuna düşer"
{ Hadis-i Kutsi } 

- Bu nasıl söz Allah muhtaç mı kardeşim!
- Avuç nedir müteşabihat yapmaaa!
- Böyle sözler ehline söylenir facebookta böyle şeyler yazılır mı ehlinin facede işi ne!
- Şirk küfür sözlerine benziyor bunlar!

Vb..

"Tanrı Çocukları" ~ Mevlana (ks)

Mevlana Hazretlerinin "Tanrı Çocukları" ifadesini Hristiyanların İsa (as) Efendimizi yanlış anladığı gibi anlamayan (!) kardeşler için ne yazık ki yapacak bir şey yok.. Onlar Allah'ın bizzat Kuran'da "İki Elimle yarattığıma seni Secde etmekten alıkoyan nedir" gibi ifadelerini de ne yazık ki anlamıyorlar ki bu ifadeleri yanlış anlasınlar (!).. Bunda da elbette bir Rahmet var, anlayınız! Yoksa, Çocuklarından başka bir de Allah'ın Elleri, Yüzü filan mı var (!).. Ama Mevlana Hazretleri "İnsan" olunca, tabi fatura ona kesiliyor!.. Hele bir de İslam Alimi olunca!

Teslimiyet

Varlığını O'nun ellerinde hissetmiyorsan, Teslim olmamışsın demektir.

Tasavvuf ~ Seyr

Bütün işlerin O'na döndüğünü bilen Kullarının Seyri mübarek olur.. Onlara her şey Cezbe, her şey Yakınlık Vesilesi her şey Muhabbet olmuştur.. Onlar hiç durmadan döner dururlar!

Kuran - Tasavvuf ~ Şirk - Küfür - Cahillik!

"İki elimle yarattığıma
Seni Secde etmekten alıkoyan nedir.."
{Sad 75}

Ayet'in Zahirinde Şirk-Küfür-Benzetme (!) sezebilecek derecede (!) pek yüce İlim ve Keskin görüş sahibi (!) İman-Kuran Ehli (!) Alim (!) fakat buna rağmen Tasavvuf'un İslam Dışı (!) kabala filan olduğunu farketmiş (!) kardeşler bulunur mu ? (!)

Sevgilinin Ruhu, kaşı gözü, örtüsü elbisesi! ~ Vahdet-i Vücud ~ Min Ruhi

Sevgilinin Ruhunu, kaşı gözü, örtüsü elbisesi, her şeyiyle, ayırmadan severim.. O yarın başka elbise giyse, Celalli de baksa.. ben O'nun Celaline de Hayranım çünkü.. Şimdi sen Vücud ne Ruh ne Zat ne deme bana, bak etten kemikten bedende şu Gözlere bak.. Çevir yüzünü bak işte bu Gözün aynı sen ben eşyadır.. Hepsi de anlamlı anlamlı bakmıyor mu?.. Elbise değişse İçindeki aynı değil mi.. bu gözlerimizdeki bu bakışlar Vücud'dan Ruh'dan Zattan değil mi? Ruhumdan üfledim demişken Vahdet'e nasıl şaşarsın da kafan karışır hayret! İmanın karışmasın da, o Kafa karışmak için zaten!

Kuran - Evrim ~ Adem - Havva (as)

Adem (as) Babamız Havva (as) Annemizi görünce, "Benden böyle başka başka bir çok olur mu" diye aklına düşmedi mi.. Allah (cc) Meleklerine (as) "Yeryüzünde bir Halife kılacağını" haber verdi.. Halbuki onu (as) Cennet'e Yerleştirmişti.. Ah kardeşim, şeytan gibi Allah'ın yolu üzerine oturmuşsun, ezilmiş "Evriiim! Evriiim!" diye çığlık atıyorsun, bir de üzerine cinlik ediyorsun?; a cahil, sen hiç düşünmez misin!

Benliğin Bölünmesi!

Benliğin bölündüğünü zanneden, birleştiğini de zanneder.. Sen bu akl fikr ile ne bölünmesi ne birleşmesinden bahsediyorsun..

Evrim ~ Akıl ~ İlmi Ahlak!

Akıl açısından başlangıcı Evrim'e veriyorsun.. Din'de Kemal'i ise "Düşünce" ile gösteriyorsun.. Peki, ilerisi ilerisi ilerisi daha ilerisi.. ne olacak, görebiliyor musun?.. Dini açıdan bu konuda bir Düşüncen var mı!.. Elest Bezmi, Ahiret, Cennet Cehennem, Kuran? Evvel Ahir Zahir Batın; Her şeyi Bilen?.. Bak bunlar hep İlmi "Ahlak"'a giriyor! Hem Dini, hem İnsani!

İman ve İnanç Farkı! ~ "O'ndan" Razı ol ki Razı olunasın!

Her İman eden İnançlıdır, ama her İnanan İman edemez.. İneğe veya Nazar boncuğuna, "İnanç" denir! "Düşünce" de aynı böyledir, Aklı Kemal'e ermeyenin Düşünmesi (Fikretmesi) Zihninde Hakikat'den uzaklaşmaktan başkasını vermez.. Peki böyle ısrar edilirse "Sonuç": Allah bilir! Kemal'e ermeyen kimse Halk için (Bilim'deki gibi Mekanik) böyle bir Yol olabileceğini düşünür, hayatını bunu bulacağı ümidiyle tüketir.. Halbuki Dost sadece Razı olmak ister! Razı olunca zaten O'ndan başka ne Göz ne Bilgi ne Birlik ne Yol var! "O'ndan" Razı ol ki Razı olunasın!

"Müslümanlık kılık kıyafette değil", değil ama!..

"Müslümanlık kılık kıyafette değil", değil ama "Şapka İnkılabı" yapalım biz!.. İmanı artsın Cühelanın!..

Ha gayret, İnşaallah Kabir'de uyanıcaz!..

Cumhuriyetimizin 94. Yılına girerken Piyango'da büyük ikramiye size vursun, artık tvlerde Dansöz oynatmıyolar ama havalar nasıl olursa olsun "Noeliniz" yine de Kutlu olsun! Ha gayret, İnşaallah Kabir'de uyanıcaz.. Gülüyo muyum?..

Himmet İsteme - Şeyhler - Tarikat - Kuran - Tasavvuf

"Yalnız Sana Kulluk eder, yalnız Senden Yardım dileriz"

Yani Avamca Tefsir edersek: "Himmet Doktor!" derken Şirk'e düştüğünü zannetme.. Her şey Put herkes Müşrik olmasın Akıl gözünde.. O'ndan iste ki, Yardımı geldiğinde nereden geldiğini bil; Doktor'a! veya Meleğe!.. bozuk çalma, "Teşekkür"ünü et, Kaba-Yabani olma!.. Böylece Kendinde de başkasına maddi manevi yardım kuvveti bulunca, yani Duaların Kabul bulunca, Kulluğunu bil unutma, Kulluk nedir anla..

Tasavvuf - Putlar ~ Putlar bile O'nun Nuruyla aydınlanıyor..

Putlar bile O'nun Nuruyla aydınlanıyor, yoksa kim tapacağını karanlıkta nasıl yontacak, diktiği yerde nasıl bulacaktı.. Güneş bile yolunu O'nun Nuruyla buluyor da sen nasıl şaşırırsın.. Peygamberler (as) Putların Karanlığında Nur'a nasıl kavuştular da O'na Ayna oldular.. Anla, öyle bir Nur ki Karanlık da Yokluk da O'na göre Suret'den ibaret kalır! Aşırı Işıkta nasıl gözün hiçbir şey göremez ama bundan Işığa zarar yok! Karanlık da öyle! İşte O böyle bir Nur, ne Suret O'na Perde ne Karanlık ne Yokluk!

Tenzih - Teşbih

Arifler "Tenzih" için Gönüllerinde Alem'i (vs) ispat etmekten, veya yok etmekten, veya ezeli-ebedi kılmaktan başka bir Şey bulmuşlardır belki.. Nedir O acaba! Nedir ki O, ne Tenzih'e ne Teşpih'e ihtiyaç bırakmıyor!..

Düşünmek - İlim ~ Tecelli - Taayyün ~ Vücud - Varlık

"Düşünmek" bedenine ait Fiillerden değildir; en basiti bile olsa ne hakkında olursa olsun, Hakikatinin sana "Zihninde" ayan olmasını Sabırla bekleyeceğin, O'nun Tecellilerinden (Belirme) bir Tecellidir. Halbuki Fiil'de Tecellileri olmasa, Bedenin Fiillerini bile Sabırla beklemek durumunda kalırdık; "Düşünce" deyince basit görmen de bundandır.. Hele ki bu Tecellilerin İlim'de Belirmesini (Taayyününü) düşünürsek, buna Hayret et, sakın "Basit" görme! Daha ötesi Varlık-Vücud hakkında ne diyelim?!.. Aldanma, orada ne basit var ne zor.. O Belirme hakkında dil tutuldu, kalem kırıldı; Hakkında düşünülenin ta Kendisi çünkü!

Sevgili yanında Sevgili hakkında derin düşüncelere dalıyorsun..

Sevgili yanında Sevgili hakkında derin düşüncelere dalıyorsun.. Çenenden tutup da "Bana bak" demiyor mu sana.. Bu nasıl bir edepsizlik ki, o birlikte oluştan haberin yok ama ona "düşüncesizlik" diyorsun.. Hayret ki ne hayret!

O da Kafirler gibi Nefsine uysa..

O da Kafirler gibi Nefsine uysa, yanmışız.. Elbette O'nun ve verdiği Kemale Sahib olanların Nefsine uyuşu başka olur.. O'nların Nefs'lerine Uyuşu Esma'larına Uyuşu demektir.. Eğlenceleri, Tevhid, Vahdet olur..

Ruh - Min Ruhi ~ Mana - "Madde Mana'nın kesifleşmiş halidir"..

Esma Mertebesi açısından Eşya için "Madde Mana'nın kesifleşmiş halidir" denebilir; yani İlim bakımından.. Lakin, Ruh için bir "Mana"dır, "İlmi Suret"tir demek olmaz.. Keza Felsefe lügatından olarak "Cevher" denmesi de uygun olmaz.. Çünkü Zuhuru Esma Mertebesinde - n değil, Zat Mertebesindendir.. O her şeye Zarf olur, o ise Allah'tan başka hiçbir şeye Zarf olmaz.. Bunun için ki "Min Ruhi" buyurulmuştur.. Ve yine bunun için ki "İnsan" başka hiçbir şeyde bulunmayacak sayıda, şekilde ve kemalde Esma'ya zuhur mahalli olmaktadır.. Ama Esma Mertebesi cihetinden, "İlmi" olarak bakarsan, elbette ki bu Zati Asli Hakikatinden başka Ruh, İlim'de bir Kelime olarak tıpkı diğer Kelimelerde olduğu gibi "Mecazi" anlamda: Manevi Güç, Manevi Kimlik, Enerji.. vb anlamlarda da kullanılır..

Şehitlik..

Yeryüzü işlerinin sadece Can-Beden Feda etmek ile yürümediğini biliyor olman gerekir.. Asıl Şehitlik, bütün İnsanlardan dilenen asıl şey, Muradı İlahi olduğundan, onlar çok çok az da olsalar, çok şeye kafi gelirler, Allah Razı olur.. Tabi bu Dünya "Cennet" olacak anlamına gelmez bu.. Lakin "Cehennem" de olmaz..

Kuran - Tasavvuf - Vahdet-i Vücud ~ "..Nurdan, zulmete.."

Allah, iman edenlerin dostudur, onları zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları tağuttur, onları nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır. {Bakara 257}

Dikkat edersen "onları nurdan, zulmete çıkarırlar" buyuruluyor..

Allah'a gerçekten Sarılanların..

Allah'a gerçekten Sarılanların, ne sağı kalır ne solu, ne korkusu ne ümidi, ne üstü ne altı, ne de herhangi bir şeyi..

Akıl

Akıl, kesinlikle Zan (veya başkasının Aklı-İçtihadı) üzere hareket edemez; bu anlamda Ümidi hiç, Korkusu çok olur.. Ve O'ndan daha apaçık bir şey yoktur; Korkmayan, Kamil bir Akla ve ki İman'a ulaşamaz. Bu derece Cahil Cesareti sadece Kafirlerde olabilir, çünkü o bilmediğini bilmez ve kabul edemez. Şimdi biz senin kafandaki Kafirlikten ve İman'dan bahsetmiyoruz.. Buna Zan ve İnanç denir..

Cahil Cesareti

Kafirler kaçıp kurtulamayacakları bir Azabın Dünya'da da bulunduğundan habersizdirler.. Ölüm'ün de yokluk olduğunu zannettiklerinden, cahil cesaretleri her konuda çok olur.

O doldurur seni..

Sen içi boş, fakat Canlı bir Kap gibisin.. O doldurur seni..

Azap ~ Min Ruhi

Azap, bir şeyin eksiği yokluğundan olmaz, Celalinden olur.. Sen O'nun sırrından (Min Ruhi) olduğundan sende de Samed'lik vardır hiçbir şeye ihtiyacın yoktur; ama Nefsine meftun olduğundan bunu bilemezsin. Nasıl O hiçbir şeye ihtiyacı yokken yaratılışı diledi istedi, işte her şeyi ancak öyle istersin; aslında O'nu, ama bunu bilmediğinden başkasını istersin.. Mesela Yokluğunu Varlığına tercih ettiğinden, Sıfatlarını, Vücud-Varlık Sırrı salt O olduğundan Zatını Arzularsın.. Bunların hepsi Bil Beni diye, Aşk'tan, Muhabbet'ten.. Ama, bilmezsin sen bunları.. Nazlı, burnu havada olmaman lazım, nedenleri sebepleri geçmen lazım.. İstediği gibi İstemen lazım..

Dua

Namazlardan sonra Sehiv Secdelerinde

1.Secde'de: Allahım Hesapsızca Zat Cennetine girdir,

2. Secde'de: Ehli Beyt'e kavuştur.
Allahım Şifa ver Def eyle Lütfeyle,
Hayırlı Faydalı kıl, Zatınla Tecelli eyle,
Allahım Seni Zikretmemde Sana Şükretmemde
Sana güzelce İbadet etmemde bana yardımcı ol.
Allah'ım, tüm darda olan kardeşlerime,
Rahmansın Rahimsin, Merhametlilerin Merhametlisisin,
Veli'sin Vedud'sun Mümin'sin
Fettah'sın Vehhab'sın Latif'sin
Selam'sın Nur'sun,
Rahmet Hayır kapılarını aç,
Gani'sin Kerim'sin,
Maddi manevi rızıklarını üzerlerimize yağdır.
Müminleri Muzaffer eyle, Kafirlere Hidayet eyle,
Allahım Ehli Beyt'e; Muhammed Hatice
Ali Fatma Hasan Hüseyin Selman,
Büyüklerime, Ümmeti Mühammede,
Zatından bir Tecelli Hediye eyle.
Amin

Elest Bezmi ~ Hakk'ı Batıl'a karıştırma..

Hakk'ı Batıl'a karıştırma, Hakk İlmini Tenzih et, geç şu Evrimsel zırvaları.. Her şey Zamanla değildir.. Yeteneklerde bunun örneğini açıkça görürsün.. Kimisi elli senede bir Marifet'e varır varmaz, kimi doğuştan.. Müzik'de Resim'de her işte böyle olabilir.. Hayvanlarda da bunun örneği açıkça görünür.. İlim'de de böylesi vardır.. Çünkü Yetenek Sıfat'a, Sıfat Zat'a bağlanır; hele "İnsan", "Min Ruhi" buyurmuştur!.. Sen onun bedenine bakma, Allah onu Kulu diye Nefsinde saklamıştır.. Sen onun Körlüğüne, nankörlüğüne bakma, Hakk'ı istiyorsun a, Hakk'a bak işte o zaman! Adem gibi heykel'de, İsa gibi beşikte, hepsi de ta Elest Bezminden, Hakkı dile getirmiş "Bela!" demiştir!

Tasavvuf ~ Hayal ~ Hiçlik - Yokluk ~ Vücud - Varlık

O'nun Zati, Vücudi bağlantısını sezip, "Hayal" diyerek, "Hiçlik-Yokluk" vs diyerek, yani "Mecaz" ile, Hakikati acele geçtiğin bir yer var.. Oraya dön, beri gel, kalkmamacasına otur O'na.. ve şöyle sor kendine: "Hayal" dedim ama Beyni yok ki, hem "Hayal" de ne.. "Hiçlik" dedim, ama hiç olan benim, "Varlık" ne..

İnanmak ve İman Etmek..

İnanmak ile İman etmek arasında fark olduğu muhakkaktır.. İnanabilirsin ama İman edemeyebilirsin.. Ölebilirsin, ama ne şekilde, ne için.. Ne kadar..

Terk'de Edebi olmayana..

Terk'de Edebi olmayana, Vusül'de Adab verilmez.

Ayna ~ Misal ~ Eşya ~ Mana ~ Vücud

Bildiğimiz eşya olan "Ayna"yı niçin yaratmıştır.. Suretine bakman için mi.. Yoksa içinde barındırdığı Hakikat Mana'ları sana açılsın için mi.. Halbuki Hakikatte, eşya olan yaratılmış o "Ayna" ne sana Maddi Suretini gösterebilir, ne de o Manalar onun içindedir..

Düşmanınızı bir bilseniz..

Ah Zalimler ah Düşmanınızı bir bilseniz; böylesine tuzağa düşermiydiniz..

Ahlak

Allah için bir şey yapmaya itibar edilmez.. Esas olan Allah için Ahlaklı olmak, Allahın Ahlakıyla Ahlaklanmaktır..

Ölen Şehit, kalan Şahit..

Ölen Şehit, kalan Şahit.. Zalim'e ise safi zarar..

Nefsinden başını kaldıramaman bundan "Müslüman"!..

Bilim, Teknoloji kıçına rahatlık verirken, bir yandan da Canını alıyor ya.. Kafanın karışıp Nefsinden başını kaldıramaman bundan "Müslüman"!..

Evrim ~ Tasavvuf

Hz İsa (as) Efendimizin çamurdan kuş sureti yapıp üfleyip hemencecik canlanıp uçuvermesi Ayeti.. Neden bu Mucize anlatılıp da bir de sonrasında üstüne "Adem ile İsa'nın yaratılışı birdir" buyuruluyor? Zavallı görüşleri ukalalıkları bırak da tek bir görüşe gel, neden bu Mucize anlatılıyor bize ve ardından böyle buyuruluyor? Kapalı olana Açık olandan gidilir.. Senin için Mucize Kapalı ise, daha çok sürüneceksin, belin hiç doğrulmayacak.. Tıpkı Sebeplere yapışmak Sünnettir deyip de, Kafirler gibi Allah'ı unuttun ya.. İşte öyle..

İsrailiyat!..

Hadis İsrailiyat oldu da, Evrim, Modern Bilim, Medeniyet, Felsefe vs "Ayet" oldu..

Aşk Derdi

Ayda yılda bir Dert gelir başına da Huzura davet eder seni.. Oturur kurulursun, kalkmak bilemezsin.. E bir de Aşk Derdine düşenin Halini Makamını düşün sen..

Allah'ın Celalinin Gülüşü..

Zalimlerin sevinişleri yüzlerindeki gülüşleri, Allah'ın Celalinin, O Cehennemin gülüşü sevinişi..

Benzersizlik ~ Akıl ~ İkilik - Birlik ~ Vahdet

İki Benzersiz'in benzerliği, benzersizlikleri olurdu.. Ki bu, Sıfattır.. Ama daha öncesinde, zaten İki olmaları onları Benzer kılar.. Halbuki Zat, Sıfat gibi İki olmaz.. İki olmaz derken Bölünmez yani.. Bu, Ruh'tur.. Sen şimdi benzersizliğe tutunuyorsan, İki'ye ve Bir'e takılırsın.. Halbuki bu tarz ikilik birlik müşahedesi Zayıf İnsani Aklın hükmü altındadır.. Aklın gözetiminden halas değildir.. Şehadet ise Gerçeğin Görüşüdür.. Yani Hakk'ın!.. Ne Kendi Ruhuyla bölünmüştür ve ne de Sıfatlarında Benzeri vardır.. Ruh, bunu bilir.. Ama Dostum Akıl Gözü böyle göremez, zaten kendi Aklına dayanıp da bende O Akıl var deme.. Esma içinde "Akıl" yok.. Marifet ettim zannedip İslam'da Felsefe'yi önceleme, çünkü Felsefe'de bir kaç Kamil görürsen de bu Kemali Kendi Akılları ile elde ettiler demek olmaz..; İbrahim (as) Bildikten ve Gördükten sonra Nefsinin Tatminini O'ndan istedi!.. Kendi Nefis Mertebesinin!.. Aklın göremediği Apaçık Tek Bir Gerçek Varlık, Benzersiz bir Vahdet var!..

Demokrasi

Kafirler Demokrasi, İnsan Hakları filan diye bir Yalan Uydurmuşlar, buna bir tek Müslümanlar İnanmış.. Müslüman'a bak sanki Dinsizmiş gibi İslam'da Demokrasi, İnsan Hakları var diyor.. Kafirlere kendini kanıtlamaya çalışıyor.. Kendini temize çıkardığı yere ve şeylere bak.. Yahu İslam'da "Yalan" olur mu! İşte böyle olunca anlarsan demekten zevk duyuyorum ki "Senin Felsefen Bilimin Medeniyetin İnsanlığın batsın, sen Adam mısın!"

Zikir ~ Müşahede

Gördüklerinden neyi Zikrediyorsan, nihayet gördüğün de o kadardır..

Mutluluk

"Mutluluğum Sen'sin" demedikten sonra nerede o mutluluk..

Vahdet-i Vücud ~ Alem Perdesi

Alem Perdesi ardında Allahın çubuğu sopası yok Karagözüm.. Vücud-Varlık, Mevcud, Şehadet budur anlarsan.. Yakınlık içinde Yakınlık Müjdesi, Kabul edersen.. Aksi halde Sığındığın Vehmi Gayrı Varlıklar, Uzaktan, Cahilane, Hadsiz İddialar..

Vedud ~ Fail

Çocuklarla düşen kalkan Kim..

Nefsini Zikredip de şeytan'ı sevindirme..

Allah'ın Merhameti yanında Nefsini Zikredip de şeytan'ı sevindirme..

Tecellilerin yetişmezse Nefsim gözüne..

Tecellilerin yetişmezse Nefsim gözüne, Sıfatın değişmez Merhametliler Merhametlisi Zatın gayb olmaz a Sultanım..

Dünya-perest..

"Dünya" baştan ayağa "Zulüm"den ibarettir.. Onu Şımartıp baş üstünde tutanlar sayesinde.. Fakir olsun zengin olsun "Dünyaperestler" sayesinde, Zulüm Tahtından hiç inmez..

Ama O'na nasıl uzak durulur!

Zati Hakikati uzaktan Müşahede, Şeyleri Anlamsızlaştırabilir ve Yapaylaştırabilir.. Bu, O'na Yakınlaşma Yoludur.. Halbuki bir şeyin Yapay ve Anlamsız olması İmkansızdır.., çünkü
Eşyanın Hakikatinin Aynı O'dur! Hakk'ta Batıl nasıl olabilir?! Düşün.. "Yabancılaşma" dediğin bizzat O'dur.. Ama O'na nasıl uzak durulur! Esması Zatı üzerine nasıl "Nur üstüne Nur" dersek, başta Sen ve her Eşya da öyle Nur Üstüne Nur olmuştur!.. Pire de Yatak da O'ndan! Kim diyebilir ki Güzel O'ndan da Çirkin başka Tanrıdan! Yakına gel Yakına, Uzaktan öyle Görünüyor ki Yabancı girmesin!

Gören Gözü olurum..

Kocaman Güneş kocaman Gökyüzü kocaman Deniz kocaman Yeryüzü, Yanında küçücük etmiş, önüme sermiş..

Vahdet-i Vücud

Bazen Aciziz de, bazen de Yüce'miyiz?.. Mesela deriz "Hastalık beni Aciz bıraktı..".. Yani Hastalıkta Kudret var.. Yoksa Fiil başka zamanda da durmakta.. Perdelerin bazısı Akıl'da bazısı Duygu'da.. Yoksa Zati Bilgi'de ne kapalılık var?.. Tabi bu Sıfatın Zatiyeti, ama Acziyeti de Kudreti de Sen'de görürsün.. İşte daha ne diyebiliriz, bu Latif Perde bizzat Sen'sin.. Nefsinle Sıfatlarına, Ruhunla Zâti tahtına oturtmuş Seni.. Ama Sen Cemaline Aşıksın, yani Sevgilinin kaşına gözüne henüz; Ruhuna-Zatına değil..

Muhabbet

Dost'a kendini açıklama gerekmez.. Muhabbetle olursa o başka.. Muhabbet her şeyi tatlı kılar.

Sıfatlar..

Sıfatlarda değişme olmaz, Sabittir.. Derece, Mertebelenme, Tecellilerde ve Mazharlardadır.. Mesela Rahim İsmine bu anlamda örnekler olarak: Dünya, Yurt, Irk, Akraba, Aile, Kardeşlik.. Din Kardeşliği ki Bilirsen, Adem ve Havva, aynı Ana Baba, Yaradan Kardeşliği.. Mazharlara örnek ise Peygamberleri (as) verebiliriz.. Bunlar sadece bazı belli örneklerdir, yoksa eşyada zerrelere kadar ve ötesi berisinde bu Tefekkürün Sınırı yoktur.. Örneklerin hiçbirinde Sıfat-Esma değişmez, Tecellileri, Mertebe ve Dereceleri değişir.. Diğer Sıfat-İsimleri de böylece örneklerde Tefekkür edebilirsin..

"Şükür Secdesi" nedir nasıl yapılır bilir misin?.. ~ İbadet - Muhabbet

"Şükür Secdesi" nedir nasıl yapılır bilir misin?.. İbadetlerin azına da olsa Niyet et, Kabulü, ve artışı, yani Lütuf O'na ait, göreceksin..

Sen bir Yol ile Tatmin buluyorsun diye..

Sen bir Yol ile Tatmin buluyorsun diye her Kul da o Yolla Tatmin bulacak değil.. Madem Allah'ın Veliliğine Kullarına Yardımcı olmak bakımından soyundun, Ayna oldun, o halde, her Yolun her İbadetin önce kendinde Hakkını vermiş olacaksın!.. Batıni İbadetlerden olan Tefekkür ile Tatmin buldun diye, her Kul Hindi gibi Düşünecek değil! Gücü yetmeyen olacaktır! Zahiri İbadetlerden Namazla mı Tatmin buluyorsun, İslam sadece bir İbadet'ten ibaret değil! Nehyi anil münker, Hayır, Kendine Nasihati geçmeyene dışarıdan Nasihat fayda vermez! Kimi Üveysi, kimi Tarikat; Hakikat, Marifet, Andan içeri! Kimi Okur, kimi Yazar! Kuran okumakla mı Tatmin buldun, hayır Zikir ile Tatmin bulacak Kullar var! Sen Kalbi Zikre mi geçtin, Hayır, Dille etmeye İhtiyacı olan da var! Halk içinde Hakk ile olmak mı! Hayır Hira'dan inmeyecek olan var! Sen güya Hakk'a mı döndün! Hayır, Halk'a Dönecek olan var! Hem belki kaçıncı dönüş! Alemlerin Rabbi değilsin! Her Zahiri ve Batıni İbadetin, her Yolun hiçbir Kayıt olmadan, Hakkını Bileceksin, önce kendinde! Hepsinin sende bir Mertebesi hatta Makamı bulunacak, hepsinin! Önce Sen, Kul olacaksın yani Kul!

Merhametinde Kemal yoktur..

Merhametinde Kemal yoktur.. Kemali, Celalinde gizlemiştir.. Adeti budur.. İlke budur..

Üveysi ~ Tasavvuf

Üveysiliğin Hakikatteki Manasını Üveysiyyet'e Ulaştırılmayan bilemez.. Hatta o "Kurbiyet"tir.. Sen Tarikat Tıfıllarını geç.. Hiçbir Pir ve Kamil yoktur ki Üveysi olmasın.. Bu Manayı kabullenemeyip anlayamayan "Adam" olamaz.. Ha bazısı önce, bazısı sonra olmuştur.. bazısı da Lafda üveysidir yabanda kalır, o başka, onu demiyoruz, o da aynı Tarikattaki Yaban gibi Yabanidir.. İncelememiştir.. Eşeklik eder, Kalp de Kırar; öyle bir Eşektir.. Bu manaya dikkat etmezsen, sana "Cahil" denir, geçilir; öyle de kalırsın..

Aşk ~ Kul

Dost yanında, Dost hakkında derin düşüncelere dalıyorsun.. Felsefeci misin, Kelamcı mısın, Zevk mi ediyorsun, Deli divane Aşıkı mısın..

"Hakikat-i Muhammediyye"

"Yaratılış" bir İş'tir; tek bir "İş".. O Zâtın-Ruhun Nefsinin İşidir ki, O'nun Nefsi de Nur'dur.. Bu İş'ten ilk Tecelli de böylece Nur olmuştur.. "Gece" ve "Gündüz" tek bir İş, tek bir Nur'un Zahiri Batınıdır.. Alem'in Maddesinin Hakikati de Nur'dur.. Her Hakikat'in Zahiri ve Batını olduğu
gibi, ilk "Yaratılan" Nur'un Batın'ı "Hakikat-i Muhammediyye", Zahiri ise ilk Yaratılan Ruh olan "Ahmed"dir.. İnsani Nefsinin adı ise, Muhammed (as).. İşte Ruhlarımızın Nefsinin Mertebesi O Nur'dan Yaratıldı; yani "Hakikat-i Muhammediyye"den! Bu Sırlardandır ki, Müslümanlara "Ümmet-i İcabet", henüz icabet etmemiş Kendi Nefislerinin Hakikatlerine Davet olunan Ruhlara ise "Ümmet-i Davet" denmiştir..

İç, İç'e

Tecellileri içinde Zât.. Alem içinde Beden.. Uzaklık içinde Yakınlık.. Kalp içinde Sevda.. Nefs içinde Ruh..

Vehhabi'ler ve Vahdet-i Vücud'u tam idrak edemeyenler..

Vehhabi'ler ve Vahdet-i Vücud'u tam idrak edemeyenler, onların Hallerini beşeri Aşıkların Hallerine benzetirler.. yani "..aslında gerçekten bir Kavuşma yok, onlar Duygu Halleri ile Sevgilinin Hayaliyle Kendilerinden geçmişler, Sarhoş olmuşlar, Yokluk da deseler Varlık'da deseler bundan ibaret, yani gerçek bir Vahdet yok, durum bundan ibaret.." diyorlar.. Halbuki Vahdet-i Vücud tam olarak Eşya'nın Hakikatinin ta Kendisi, hatta Aşkın dahi ta Kendisi ve Hakikatidir.. Yoksa ne "Şahdamarından Yakın" olmak ne "Min Ruhi" ne de sayısız onca Ayet ve Hakkın durumu bu zannettikleri gibi bir Hal, Hayal, Mecaz, Avunma olurdu.. Şu var ki onlar Kafir değiller, ne yazık ki ne söylediklerinin farkında değiller.. Asıl Hayal, Hal, Avunma tam tersi onlarınki..

Mana ~ Aşk ~ Vücud

Madde ve, Mananın Hakikatini, boşuna Ayrı göstermedi.. Hepsi Aşık için.. Aşık Mana'nın Hakikatine erdiği gibi Sevgilinin sadece Hayaliyle, İsmi ile, verdiği Duygu Halleriyle yetinemez.. Maddenin de Hakikatine yani Vücud'a, Sevgiliye tam Kavuşma ister.. Hatta Aşık öyle ki, Yokluğu ve Aşkı dahi perde görür..

"Uyku" değil, "Yokluk".. "Uyanmak" değil, Dirilmek..

"Uyku" değil, "Yokluk".. "Uyanmak" değil, Dirilmek.. An be an, Hayy ile Dirilmek.

Vefa

"Niyâzî'nin dilinden Yûnus durur söyleyen.. Herkese çü can gerek Yûnus durur cân bana."
Niyazi Mısri { ks }

Vefa'ya bakınız..

"..Sonra herkesin denenen, bilinen derecesini tanı, birinin çektiği zahmeti başkasına maletme, onun yerine başkasını övme. Herkese noksansız olarak hakkını ver, herkesin hakkını tanı. Birisinin büyük oluşu yaptığı başardığı küçük bir işse, büyük görmene, gene birinin yaptığı iş büyükse, fakat kendisi düşkünse o işi küçük görmene sebep olmasın.." { Ali (kv) }

"Sebepler"

"Ayakabı bağınızı bağlamayı dahi Allah'dan isteyiniz" { sav }

Halbuki "Sebepler" deyince biz bunu ne Dua'dan sayarız ne Kabulünden..