Mutezile ~ Adalet - Zulüm ~ Hak - Hakk! Tasavvuf

O Zulmü ve Adaleti ortaya koymadan kim Haklı ve Haksız olabilirdi.. Elbetteki İnsan'da Kötü ve İyi olacak ki Haksız olmasınlar.. Ama O, Zulmü ortaya koyarken Hakkı örtmedi ki.. Zalimlerde nerede bu hassasiyet.. Bu onların Hakkı da değil ki! İnsanın Hassasiyeti kırılganlığıdır, Rabbin ki öyle değil! İnsan şaşmaz bir terazi değildir, o halde son noktada ona Teslimiyet ve Sığınmaktan başka bir şey düşmez!.. Öyle ki Hakk için Hakkından dahi Vazgeçebilir! Vazgeçmeyene mukabil çok hassas bir terazi var, İddia sahibi olmamak gerek!

Özgüven ~ Öz-Güven ~ Teslimiyet

Özgüveni kendisi için mümkün gören için "Allah'a Teslimiyet" kavramı Makul ve Yeterli gelmiyor ise, bu ancak o kimsenin Akıl, Halk, ve Ben-LİK Perdeleriyle perdelenmiş olduğu içindir.

Hu

Aşığın Ondan başka sevabı da günahı da kalmaz.

Maşuk

Onun kırdığını hiç kimse kıramaz.
Onun sevdiğini hiç kimse sevemez.

Cüzi İrade ~ Kader ~ Tasavvuf

Allah'ın İradesine Teslim olmaktan daha Güzel, Hür-Özgür Kılabilecek, sıkıp daraltmayacak ne yol olabilir ki bu denli Cüzi İrade Tartışması Tutkusu, Özgürlük Merakı! Bir şeyi Zorlama ve Sabret, Allah Kullarına Zulmetmez! Ötesi daha nedir ki Şirk gibi İrade Tartışması, Cüzi İrade Tutkusu Merakı!

Ali'ye saydılar bizi..

Hz Peygamber'in (as) her Hali, Mertebeyi, Makamı, her şeyi İhata eden, Allah İsminin Zahirinin Sınırı "Canlı Kuran" olduğu Sırrına eremezsen, Musevi, İsevi ya da İbrahimi bir Müslüman olursun.. "Muhammedi" olmak da kuru laf olur, "Ahmed"i tanımak var!.. Bunlar olmazsa da, Musaf'ta kalırsan, yazıktır ortaya karışık ne idüğü belirsiz Kuran-CI olmak var!.. Büyük söz sanma bunları, Ehli Beyt'den gayrı Mürüvvet yok Kemal'den; Kapı açılmadan Eve girmek mümkün olmaz!

Buyurmuşlar:
Pir Sultan'ım Haydar şunda
Çok keramet var insanda
O cihanda, bu cihanda
Ali'ye saydılar bizi

Rabb

Kemal'in apaçık ortaya konmasını, veya konulacağını, Dünya'da bekleme.. Rabbliği, Öğretmek dilemesi, Kemal'e Erecek olanlara Muhabbeti açısından böyle olmasını gerektirir.

Zürafa - Evrim neden yok!

Zürafa Boynu kısa iken yerden yiyemez, ve içemez (göğsünün dikliği de engeldir).. boynu yukarı uzayana kadar (!) ise yok olmaktan kurtulamaz (yoksa niye uzasın) .. Verilen bu basit örnekten evrim'in temelinde ne kadar büyük bir mantık hatası taşıdığını rahatça anlayabilirsin.. Bu örnekten, Yaratılışın ne kadar apaçık, berrak olarak gözler önünde bulunduğunu, ve onda böyle mantıksızlıkların hiç bulunmadığını da görebilir, hatta seyredebilirsin.. Sorun psikolojiktir; çirkin sana göre çirkin, kabul edilemez olan sana göre kabul edilemez olabilir; benlik! Küfür psikolojisini kafir kendi başına anlayamaz!

Kuran - Evrim - Mecaz

Adem'in kan dökücü bozguncu olacağını Melekler nasıl bilmişmiş.. Adam buradan Evrim'e gidiyor.. Çünkü İnsan-sı-lar varmış tabi ki de, Adem'in Seçilmesi bu demekmiş, burdan da doğal seleksiyona göz kırpıyor, ötekileri çöpe atmışlar.. E Şeytan nasıl kandıramayacağı Kullar olduğunu itiraf etti?.. Ne diyeyim, ne edeyim! Kardeşim sen Kuran'ı neden bu kadar Mecaz'a indirgemeye çalışıyorsun, daha Hakikatini kabul edemezken!.. Kaldı ki Mecaz Hakikat Kurgun iki Ayet'e kadar dayanmıyor, ilerleyemeden dağılıp gidiyor; Sen Edebiyat'da bile böyle başarısız oluyorken, hiç utanmıyor musun, Kuran babanın oyuncağı mı senin!

http://yunuscomlek.blogspot.com.tr/2017/01/zurafa-evrim-neden-yok.html

Evrimcilerin Kendi Dilinden.. Evrim - Tasavvuf

Bizzat Evrimcilerin Evrim hakkında söyledikleri bunlar.. Sen ise, Teori olarak kabul etmeyi geçtim Evrim'i "Hakikat" bilerek, Kuran, Tasavvuf ile Temellendirmeye çalışıyorsun, hani Kuran'daki ifadeler Mecaz mışmış da Teori'yi böylece sen "Hakikat" olarak açığa çıkarıyorsun!.. Bizi Yobaz zannederken, kendi durumunu! bir düşün yani..

* François Jacob (Hücre Genetiği Profesörü - 1965 Nobel Tıp Ödülü):
Ama yine de, özellikle evrimin mekanizmalarına ilişkin nihai açıklamaya sahip olmanın uzağındayız... Ayrıca, örneğin kromozomların yapısıyla ilgili şu yakınlarda gerçekleştirilen bazı gözlemlerin de ortaya koyduğu gibi, evrimin temelinde yer alan bütün mekanizmaları bilebilmenin de çok uzağındayız.
* Prof. Cemal Yıldırım (Yerli evrim savunucularından, felsefe profesörü):
Hiçbir bilim adamı (Darwinist ya da neo-Darwinist olsun) evrim kuramının ispat edildiği düşüncesini ileri süremez.
Doğrudur, evrim kuramı ispat edilememiştir.
Darwin'in evrim kuramı bugün geçerliliğini koruyorsa, bunun başlıca nedeni yerine geçecek daha doyurucu, alternatif bir kuramın yokluğundandır. Yetersiz de olsa Darwin'in kuramını, başka bir kuram ortaya çıkıncaya kadar korumak zorundayız.
* Christopher Wills (San Diego California Üniversitesi'nde biyolog ve evrim dersleri veriyor.) Darwin ve Alfred Russel Wallace'tan söz ederek şöyle diyor:
Evrim kuramının iki büyük kurucusundan birinin (Wallace) sonunda bu kuramın çoğunu reddetmesi şaşırtıcı.
* Norman Macbeth:
Maalesef evrim alanındaki açıklamaların çoğu iyi değil. Doğrusu bunların açıklama olarak değerlendirilmeleri bile çok zordur. Öneri, önsezi ve boş hayallerdir, hipotez olarak adlandırılmaları bile yanlış olur.
* Herribert Nillson:
Evrimi bir deney ile ispat etme girişimlerim 40 seneden fazla sürdü ve başarısızlıkla sonuçlandı. Hiç olmazsa deneyime ön yargılı anti-evrimsel bir başlama noktasından başlamakla suçlanmayacaktım.
* Dr. Colin Patterson (İngiltere Doğa Tarihi Müzesi yöneticilerinden, evrimci paleontolog. Doğa Tarihi Müzesi Gazetesi'nin editörü, Evolution kitabının yazarı):
Bu anti-evrimci bakış açısını almaya başlamamın nedenlerinden birisi, bu şey üzerinde 20 yıl çalışıp bu konuda tek bir şey bilmemenin yaptığı etkiydi. Bir kişinin bu kadar uzun bir süre yanlış yönlendirildiğini öğrenmesi onun için oldukça büyük bir şok. Bu yüzden geçen birkaç hafta, çeşitli insanlara ve insan gruplarına basit bir soru sormaya çalıştım. Soru şu: Bana evrim hakkında bildiğiniz bir şeyi, doğru olan bir şeyi anlatabilir misiniz? Bu soruyu Doğa Tarihi Müzesi'ndeki jeoloji grubuna sordum ve aldığım tek cevap sessizlikti. Chicago Üniversitesi'ndeki Evrim Morfoloji Semineri'ndeki (Evolutionary Morphology Seminar) prestij sahibi evrimci üyelerde denedim ve aldığım tek cevap uzun süren bir sessizlikti ve sonunda bir kişi şöyle dedi: "Tek bir şey biliyorum, evrim teorisi liselerde okutulmamalıdır."
* Daniel Axelrod (California Üniversitesi):
Jeoloji ve evrimin başlıca çözülememiş problemlerinden biri, tüm kıtalar üzerindeki Eski Kambriyen kayalarında çeşitli, çok hücreli deniz omurgasızlarının bulunuyor, ancak daha yaşlı kayalarda bulunmuyor olmasıdır.
* Charles Darwin:
Eğer aynı sınıfa ait çok sayıdaki tür gerçekten yaşama bir anda ve birlikte başlamışsa, bu doğal seleksiyonla ortak atadan evrimleşme teorisine öldürücü bir darbe olurdu.
... Eğer benim teorim doğruysa, en eski Siluryen (Kambriyen) tabakasının oluşumundan önce, çok uzun zaman dilimleri geçmiş olmalı; Siluryen devrinden bu güne kadar geçmiş olan zaman kadar uzun zaman dilimleri... Ve henüz bilinmeyen bu zaman dilimleri içinde dünya canlı yaratıklarla dolup taşmış olmalı. Bu büyük zaman dilimlerine ait fosil kayıtlarını neden bulamadığımız sorusu karşısında ise verebilecek tatmin edici bir cevabım yok.
* Barbara J. Stahl (Evrimci Paleontoloji Profesörü):
Kambriyen tabakalarında omurgalı kemiğinin bulunması, omurgalı hayvanların bilinen omurgasızların birçoğu kadar eski olduklarını kanıtlamıştır.
* Richard Monestarsky:
Bugün görmekte olduğumuz oldukça kompleks hayvan formları aniden ortaya çıkmışlardır. Bu an, Kambriyen devrin tam başına rastlar ki, denizlerin ve yeryüzünün ilk kompleks yaratıklarla dolması bu evrimsel patlamayla başlamıştır. Günümüzde dünyanın her yanına yayılmış olan omurgasız takımları erken Kambriyen devirde zaten vardırlar ve yine bugün olduğu gibi birbirlerinden çok farklıdırlar.
* Richard Dawkins (İngiliz zoolog, günümüzün önde gelen evrimcilerinden):
Evrimci Richard Dawkins, genç öğrencilere evrim propagandası yaparken
... Kambriyen katmanları, başlıca omurgasız gruplarını bulduğumuz en eski katmanlardır. Bunlar, ilk olarak ortaya çıktıkları halleriyle, oldukça evrimleşmiş bir şekildeler. Sanki hiçbir evrim tarihine sahip olmadan, o halde, orada meydana gelmiş gibiler. Tabii ki, bu ani ortaya çıkış, yaratılışçıları oldukça memnun etmektedir.
* Stephen Jay Gould:
O zaman Pre-Kambriyen'in bütün ataları neredeler veya fark edilebilecek bir formda değillerse, modern komplekslik böyle hızlı bir başlangıçla nasıl başladı?
Kambriyen patlaması yaşam tarihinde en göze çarpan ve kafa karıştıran olaydır.
* J. William Schopf:
Kambriyen-öncesi ve Kambriyen arasındaki sınıra hep keskin bir süresizlik olarak bakılmıştır. Kambriyen katmanlarında deniz bitkileri ve hayvanlarına ait bolca fosil bulunur: Deniz otları, solucanlar, süngerler, yumuşakçalar, ampul kabuklular ve dönemin belki de en ilginç özelliği olarak trilobit adı verilen ilk eklem bacaklılar... Kambriyen hayvan örtüsü sanki bir anda var olmuştu ve bilinen hiçbir atası yoktu.
Yaşam, trilobitler kadar karmaşık canlılarla başlamış olamaz. Türlerin Kökeni'nde Darwin şöyle der: "Kambriyen sistemi öncesindeki dönemlere ilişkin fosil birikimlerinin neden bulunamadığı sorusuna gelince, tatmin edici bir yanıtım yok. Şu anda bu soru yanıtsız kalmak zorunda ve bu durumda kitapta öne sürdüğüm görüşlere karşı gerçekten de geçerli bir argüman olarak ele alınabilir."
* Mark A. S. McMenamin:
Kambriyen fosilleri, günümüz canlı hayvanlarınınkine benzer beden modelleri olan hayvanları da içeriyordu. Bu yüzden de fosil kayıtları şaşırtıcı bir soru ortaya çıkardı: Bu bol, çeşitli ve gelişmiş ilk deniz hayvanlarına yol açan eski biçimler nereye gitmişti?
* Marshall Kay ve Edwin H. Colbert:
Trilobitler gibi arthropodların kompleks formlarını da içeren ilk Kambriyen'de, çeşitli organizmaların başlangıcı şaşırtıcıdır... Kayıtlarda çok olan organizmaların başlangıcı, eğer basit değillerse şaşırtıcı olmayacaktır. Neden bu tür kompleks organik formlar 600 milyon yıl önceki kayalarda bulunuyorlar ve sonra yok oluyorlar veya iki milyar yıl öncesine ait kayıtlarda farkına varılmıyorlar?.. Eğer hayatın evrimi gerçekleştiyse, Kambriyen'den daha eski kayaların içinde olması gereken fosillerin yokluğu kafa karıştırıcıdır.

http://yunuscomlek.blogspot.com.tr/2017/01/zurafa-evrim-neden-yok.html

Bilim - Zaman'ın Yokluğu..

Her şeyin bir olma süresi vardır.. Çiçeklerin açmasıyla insanın büyümesi, Güneşin doğup batmasıyla yıldız kayması, hepsi bir süre iledir.. Mesela Zeka Küpü çok hızlı yapılsaydı, Algılanması hiç mümkün olmazdı.. Bir Ressam insanların önüne bir salise sürmeden bir resim yapıp koysa belki bunu onun yaptığı da reddedilir ve delil de bulunamazdı.. veya birisi o sürede şarkı söylese.. Espriyi de önemli bir örnek olarak araya katalım.. Şu da var ki izleyiciler de bu örneklerdeki aynı çok hızlı sürelerde algılasalardı..; bir şey değişmemiş, durum hepimizin yaşadığı gibi normal oluş ve algılama süreçleri olarak görülürdü.. Keza kimileri için bir şeyler çok hızlı olur ve algılanırken, kimileri için daha farklı sürelerde yapılır ve algılanır.. Şimdi de, değişmeyen, yine O değişmeyen Aynı'dır..

"Allah, göklerin ve yerin Nûru'dur.." ~ Kuran ~ Tasavvuf

"Allah, göklerin ve yerin Nûru'dur. O'nun nûru'nun misali.." (Nur 35)

Dikkat edersen Ayet'in başında Sıfat Zat'dan gayrı İfade buyrulmuyor.. Sonra, anlatım bakımından Misal için (ki Tecellisidir) Sıfat ayrıca Zikrediliyor..

Nur

Karanlığın da Işık gibi Nur'undan olduğuna örnek Gölge'dir.

Quantum ~ Dalga - Parçacık ~ Hayal ~ Tasavvuf

Işık neden hem dalga hem parçacık olarak görünüyor? Aranılan, ikisi de olmadığı için olabilir mi.. Şimdi Bilim Adamlarının gördükleri Hayal mi, yoksa Nur mu? Çünkü ikisinin de maddesi yok.. Işık mı Nur mu, Hayal mi?.. Işık olmadan Hayal, O'nun Nuru olmadan ise hiçbir şey görünür olmazdı.. O'nu görmeye kör olmamak yeter, göze zaten ihtiyaç yok..

Tasavvuf ~ Vahdet-i Vücud ~ Esma - Sıfat - Zat

Görmesinin, Duymasının veya Bilincinin bulunmadığı bir yer olabilir mi? E ya Zat'ı? Görmesi, Duyması bir göz ve kulakla mı oluyor ki, Zatı ayrıca ve bir yerden uzak, veya bulunmadığı bir yer olsun?

Edep ~ Modern Hristiyan Ahlakı

Edeb olmadıkça ne günah'tan kar olur ne tevbe'den. Modern Hristiyan Ahlakının çıkmazı!

Evrim ~ Yaratılış ~ B-İlim ~ Tasavvuf

Sen bir Bilim insanı olarak söyle bana, biri gelse sana dese ki 'yerleri gökleri ben yarattım' veya 'üç beş arkadaş beraber yarattık'.. Veya şöyle deseler 'Evrim diye bir Tanrı var, o yarattı'.. İnanır mısın?.. Yoksa Bilimsel Delil mi istersin? Seni soksalar bi labaratuara hücre üretseler mesela, veya bi küçük çocuk getirseler ve karı koca 'Bu çocuğu biz yaptık' deseler!.. İnanmaz mısın ! Veya Uçak Hangarında Uçak yapsalar gözünün önünde, sonra da deseler ki 'Bak şu uçan kuşları da böylece biz yarattık!' deseler.. Gayet Bilimsel yani.. İnanır mısın?

Beyin bedava, konuş sen..

De ki: "Onu ilk defa inşa eden (Yaratan), ona hayat verecek. Ve O, her türlü yaratmayı en iyi Bilen’dir." (Yasin 79)

Evrim ~ B-İlim ~ Tasavvuf

Arının vücudundaki Zehir ile Balın karışmamasını "Evrim" nasıl açıklasın ki zaten.. Arı'nın özelliklerini Arı'ya "Evrim" ne ki versin.. Veya İnek.. İneğin varlığını veya başka bir canlı, Evrim ne ki açıklamış zanneder İnsan.. Evrim nedir? Laf.. "B-ilim" dersen belki o olabilir, çünkü o Nedenleri değil Nasılları araştırır.. Ki o da bir yere kadar.. İşte mesela Arı neden Arı, İnek neden İnek gibi soruları soracak bir Akla ulaşabilene kadar.. Sonrası malum.. gerzek değilsen biraz daha Akıllanınca anlarsın..

La Faile İllallah

Kötü Fiillerden sakın.. Ama odanın ışığını açmaktan tut bedeninin yönetimine kadar, hiçbir Fiili kendinden görme..

Celalin Cemali

Celalin Cemalini Kamil olmıyan anlayamaz ve kabul edemez.

Aristoteles

Aristoteles'in Keşfi kadarıyla Akıl dediği Ruh, Ruh dediği ise Nefs'tir. Varlığı Madde'ye indirgiyor zannedilmesi ise, Vahdet'i Sezmiş fakat Nebevi İlim ona ulaşmadığından, Doğru İfade edememiş olmasındandır. Bunları ne Batı'da onun takipçileri ne de Müslüman Akıl Ehli anlayamamıştır ve anlayamaz da.. Onun özellikle Metafizik'de zikrettiği özel kasıtları ancak Keşif Ehli (Vücud Ehli) Doğru anlayabilir.. Ne demek istediğimizi şöyle bir benzetmeyle ifade edelim: Platon Tenzih, Aristoteles Teşbih Ehli gibidir.. Kemal ise, Nebevi İlim'de (Tasavvuf) görüldüğü gibi, ancak ikisinin zikrettiği Manaların Tamamlanmış Sahih Keşf ile Cem'inden sonra elde edilebilir.. Fakat bu Cem'i Akıl Ehli asla başaramaz.

Dua

Allah'ım Sonsuz bir Bağışlama ile Bağışla ki her An Sen'i hissediş ve İdrak olsun.. Allah'ım Sonsuz bir Mutluluk ile Mutlandır ki her An Sen'i hissediş ve İdrak artsın.. Allah'ım Sonsuz bir Bereket ile Bereketlendir ki her An Sen'i hissediş ve İdrak artsın.. Amin.. Huu.. Sav.. Sallallahu ala Muhammedin ve ala Ehli Beytihi ve Ashabihi Ecmain ve'l-Hamdu li'llahi Rabbil-'Alemin..

Günde bin defa ölüp dirilmeden..

Günde bin defa ölüp dirilmeden, bin defa cehenneme cennete girip çıkarılmadan olur mu bu iş?!.. Olmaz mı, olur tabi! İşte zaten Allah O kadar Merhametli olduğundan Halk'tan Kemal bekleme diyoruz! İşte zaten O Merhametten dolayı Halkla ilişiğini kes, Hakk'a dön, zorlayacaksan Kendini zorla, onları zorlama diyoruz!

İslam'ı Temize Çıkarmak!

Ya sen "müslüman mahallesinde kırk yıllık bir salyangozsun", salyangoz Din'den ne anlar ki de ben sana İslam'ı Temize çıkaracakmışım; sen her sakallıyı baban zannedecek bir saflıkta da değilsin ki! Sen bu durumda ancak Ahmak oluyorsun, Ahmaka Ahmaklığı nasıl gösterilebilir ki! Dünya yaratıldı beri kan ağlıyor mahallende iki rahatsız oldun diye hele şükür kendini insan hissettin, gözünden iki damla yaş geldi de, ettiğin sözlere bak! Ben sana İslam'ı ne temize çıkaracakmışım! Bak "Muhammedin Rabbine" sığındım diyor, ya sen "Salyangoz"! Müslümanım demeye zorlanıyormuş da falan da filan da, aman bunca sene boşa eziyet çekmeseydin korkak, zaten değilmişsin hiç de olmayıver!

Ata-Türk ~ Tasavvuf

"Ata" mı? Batılılaştırma Projesi bu, daha ikinci nesilde Din flulaştı, "İleri"de Türk mü kalacak ki Ata'sı olsun? Avutmak için o! Kapitalist, Dünyaperest, Ahmak, Hayvanlardan oluşan bir Gelecek İnşa edebilmek için! Diyeceksin ki "Barbar kalıp birbirimizi mi yiyeydik?; hayırlısı bu, Allahtan!".. Ah dengesiz, ne idüğü belirsizleşmiş entel kardeşim, Dünya bu, Dünyaperest bunlar, seni de "Nefsinin peşinde" götürüyorlar işte, ha derin ince, ha açık kalın, ne diyorsun sen? Mehdi'den ileri Kıyamet var, Evvel Ahir Zahir Batın her şeyi bilen, elbette ki her şey Allah'tan!; ne şehri ne "ileri"si diyorsun sen, ne felsefesi a kardeşim, Dünya "Malı" bu!

"Ey zebun kişi sen de secde etmedikçe kıçınla mescidi silip süpürsen kurtulamazsın."
Mevlana Celaleddin-i Rumi (ks)

Cuma ~ Vahdet Ehli

Cuma'da ön safa koşmak, Vahdet Ehlinden İmam'ın Kim olduğunu bilenler için daha kıymetlidir.. hoş diğer namazlarda da öyle ya!

Bilgi Yok olur mu!

Bilgi Sıfatlarının Tecellileri, Bilinen ise Zatıdır; Unutandan Bilgi kaybolduğunda, Bilinen yokolmaz.

Min Ruhi ~ Zat - Sıfat - Tecelli ~ Zahir - Batın ~ Celal - Cemal

Dilerse Var eder, ki bu Zatıyla Tecelli edip ilk defa Kendinde Varlık vermesidir (Min Ruhi), varolursun.. ve dilerse, ki bu yine Zatıyla Tecelli edip Yokluk (Fena) vermesidir, ki kesintidir (Uyku, Bebeklik vb), yok olursun.. Ama Hayret et ki, O Rabb sana böylece, Zahir olurken Var olmamış, Batın olurken de Yok olmamıştır.. Yoksa bu O'nun Zatında ve Sıfatında (Kudret), Kesinti demek olurdu ki basitçe Alem'in ve Senin Yaratılışında-n bunun olmayacağını apaçık görebilirsin.. Sıfat (Celal-Cemal) Tecellisindeki incelik şudur: Cemaliyle Tecelli eder, Manevi'dir, Maddi zannedersin, doyurur, Doyarsın.. Celaliyle Tecelli eder, Manevi'dir, Maddi zannedersin, Rızıksız bırakır, aç kalır sürünürsün.. Varlık-Zat-Hayat ise zaten ne doyma ile ne de aç kalma ile ilgili değildir; Senin gibi (Min Ruhi), zaten yemez içmez aç kalmaz, ama, Mutlak Gani'dir.. yiyerek içerek değil!.. ve Mutlak Münezzehdir.. yiyip içip de Doygunluğa ulaşarak değil!.. Anla!.. İşte Büyükler, O'ndan bir Ruh oldukları Sırrı Hakikatine erdirildiklerinden başka, Sıfat Tecellilerinin Azametinden Doygunluğa ulaştırılarak Nefislerinden halas kılınmışlardır.. yani Zati bir Kesinti Vehminden kurtuldukları gibi, Sıfatlarda Kesinti Vehminden de kurtulmuşlardır.. Onların Sevgilisi bitmez tükenmez!.. O, onların Veli Nimetidir! Yemeleri içmeleri muhtaç olduklarından değildir; Maddi-Manevi (!) Zevkdendir! Ebedi-Bitimsiz sürecek bir Kulluk Zevkinden!

Daimi Zikir - Devamlı Hissetmek!

Devamlı Hissetmek, hissin peşini bırakmakladır; Hissini istediğin şeyin Varlığının İdrakine varmakla!

"Min Ruhi"

"Kendi Ruhumdan" demiş, oğulluk nerede kaldı! Ah bileydik!

Hakk İddia edip de, yorma nazik canını..

Anlamayana ne Ben de, ne Hakk.. Batılla meşgul olma! Hakk İddia edip de, yorma nazik canını.. Hakk'ı istersen Gönülden, bulursun kendine Özünden! Bak küfür dersi al halkdan.. İşte İnkar et gitsin halkı!.. Sana Hakk Kardeş Hakk Dost mu yok, sana Hakk mı yok!

Fiil O'ndan..

Fiil O'ndan.. Sana yorgunluk vermese, nasıl şikayet edeceksin, nasıl nazlanacaksın!..

"Tanrı Oğulları" - Mevlana (ks) ~ Kuran - Tasavvuf - Halk (Avam) - Şirk - Küfür - Cahillik!

"Çocuğu olsaydı
Tapanların ilki ben olurdum"
{ Zuhruf 81 }

- Ne demek kardeşim oğlu olsaydı!
- Böyle örnek verilir mi caiz mi!
- Biz de Tasavvuf ehliyiz avama böyle şeyler söylenir mi kafa karıştırma!
- Olsaydısı mı var haşa sümme olsaydı da Allah'dan başkasına tapılır mı biz müslümanız! Tapmazdık biz!


"Sadaka ilk önce Allahın avucuna düşer"
{ Hadis-i Kutsi } 

- Bu nasıl söz Allah muhtaç mı kardeşim!
- Avuç nedir müteşabihat yapmaaa!
- Böyle sözler ehline söylenir facebookta böyle şeyler yazılır mı ehlinin facede işi ne!
- Şirk küfür sözlerine benziyor bunlar!

Vb..

"Tanrı Çocukları" ~ Mevlana (ks)

Mevlana Hazretlerinin "Tanrı Çocukları" ifadesini Hristiyanların İsa (as) Efendimizi yanlış anladığı gibi anlamayan (!) kardeşler için ne yazık ki yapacak bir şey yok.. Onlar Allah'ın bizzat Kuran'da "İki Elimle yarattığıma seni Secde etmekten alıkoyan nedir" gibi ifadelerini de ne yazık ki anlamıyorlar ki bu ifadeleri yanlış anlasınlar (!).. Bunda da elbette bir Rahmet var, anlayınız! Yoksa, Çocuklarından başka bir de Allah'ın Elleri, Yüzü filan mı var (!).. Ama Mevlana Hazretleri "İnsan" olunca, tabi fatura ona kesiliyor!.. Hele bir de İslam Alimi olunca!

Teslimiyet

Varlığını O'nun ellerinde hissetmiyorsan, Teslim olmamışsın demektir.

Tasavvuf ~ Seyr

Bütün işlerin O'na döndüğünü bilen Kullarının Seyri mübarek olur.. Onlara her şey Cezbe, her şey Yakınlık Vesilesi her şey Muhabbet olmuştur.. Onlar hiç durmadan döner dururlar!

Kuran - Tasavvuf ~ Şirk - Küfür - Cahillik!

"İki elimle yarattığıma
Seni Secde etmekten alıkoyan nedir.."
{Sad 75}

Ayet'in Zahirinde Şirk-Küfür-Benzetme (!) sezebilecek derecede (!) pek yüce İlim ve Keskin görüş sahibi (!) İman-Kuran Ehli (!) Alim (!) fakat buna rağmen Tasavvuf'un İslam Dışı (!) kabala filan olduğunu farketmiş (!) kardeşler bulunur mu ? (!)

Sevgilinin Ruhu, kaşı gözü, örtüsü elbisesi! ~ Vahdet-i Vücud ~ Min Ruhi

Sevgilinin Ruhunu, kaşı gözü, örtüsü elbisesi, her şeyiyle, ayırmadan severim.. O yarın başka elbise giyse, Celalli de baksa.. ben O'nun Celaline de Hayranım çünkü.. Şimdi sen Vücud ne Ruh ne Zat ne deme bana, bak etten kemikten bedende şu Gözlere bak.. Çevir yüzünü bak işte bu Gözün aynı sen ben eşyadır.. Hepsi de anlamlı anlamlı bakmıyor mu?.. Elbise değişse İçindeki aynı değil mi.. bu gözlerimizdeki bu bakışlar Vücud'dan Ruh'dan Zattan değil mi? Ruhumdan üfledim demişken Vahdet'e nasıl şaşarsın da kafan karışır hayret! İmanın karışmasın da, o Kafa karışmak için zaten!

Kuran - Evrim ~ Adem - Havva (as)

Adem (as) Babamız Havva (as) Annemizi görünce, "Benden böyle başka başka bir çok olur mu" diye aklına düşmedi mi.. Allah (cc) Meleklerine (as) "Yeryüzünde bir Halife kılacağını" haber verdi.. Halbuki onu (as) Cennet'e Yerleştirmişti.. Ah kardeşim, şeytan gibi Allah'ın yolu üzerine oturmuşsun, ezilmiş "Evriiim! Evriiim!" diye çığlık atıyorsun, bir de üzerine cinlik ediyorsun?; a cahil, sen hiç düşünmez misin!

Benliğin Bölünmesi!

Benliğin bölündüğünü zanneden, birleştiğini de zanneder.. Sen bu akl fikr ile ne bölünmesi ne birleşmesinden bahsediyorsun..

Evrim ~ Akıl ~ İlmi Ahlak!

Akıl açısından başlangıcı Evrim'e veriyorsun.. Din'de Kemal'i ise "Düşünce" ile gösteriyorsun.. Peki, ilerisi ilerisi ilerisi daha ilerisi.. ne olacak, görebiliyor musun?.. Dini açıdan bu konuda bir Düşüncen var mı!.. Elest Bezmi, Ahiret, Cennet Cehennem, Kuran? Evvel Ahir Zahir Batın; Her şeyi Bilen?.. Bak bunlar hep İlmi "Ahlak"'a giriyor! Hem Dini, hem İnsani!

İman ve İnanç Farkı! ~ "O'ndan" Razı ol ki Razı olunasın!

Her İman eden İnançlıdır, ama her İnanan İman edemez.. İneğe veya Nazar boncuğuna, "İnanç" denir! "Düşünce" de aynı böyledir, Aklı Kemal'e ermeyenin Düşünmesi (Fikretmesi) Zihninde Hakikat'den uzaklaşmaktan başkasını vermez.. Peki böyle ısrar edilirse "Sonuç": Allah bilir! Kemal'e ermeyen kimse Halk için (Bilim'deki gibi Mekanik) böyle bir Yol olabileceğini düşünür, hayatını bunu bulacağı ümidiyle tüketir.. Halbuki Dost sadece Razı olmak ister! Razı olunca zaten O'ndan başka ne Göz ne Bilgi ne Birlik ne Yol var! "O'ndan" Razı ol ki Razı olunasın!

"Müslümanlık kılık kıyafette değil", değil ama!..

"Müslümanlık kılık kıyafette değil", değil ama "Şapka İnkılabı" yapalım biz!.. İmanı artsın Cühelanın!..

Ha gayret, İnşaallah Kabir'de uyanıcaz!..

Cumhuriyetimizin 94. Yılına girerken Piyango'da büyük ikramiye size vursun, artık tvlerde Dansöz oynatmıyolar ama havalar nasıl olursa olsun "Noeliniz" yine de Kutlu olsun! Ha gayret, İnşaallah Kabir'de uyanıcaz.. Gülüyo muyum?..

Himmet İsteme - Şeyhler - Tarikat - Kuran - Tasavvuf

"Yalnız Sana Kulluk eder, yalnız Senden Yardım dileriz"

Yani Avamca Tefsir edersek: "Himmet Doktor!" derken Şirk'e düştüğünü zannetme.. Her şey Put herkes Müşrik olmasın Akıl gözünde.. O'ndan iste ki, Yardımı geldiğinde nereden geldiğini bil; Doktor'a! veya Meleğe!.. bozuk çalma, "Teşekkür"ünü et, Kaba-Yabani olma!.. Böylece Kendinde de başkasına maddi manevi yardım kuvveti bulunca, yani Duaların Kabul bulunca, Kulluğunu bil unutma, Kulluk nedir anla..

Tasavvuf - Putlar ~ Putlar bile O'nun Nuruyla aydınlanıyor..

Putlar bile O'nun Nuruyla aydınlanıyor, yoksa kim tapacağını karanlıkta nasıl yontacak, diktiği yerde nasıl bulacaktı.. Güneş bile yolunu O'nun Nuruyla buluyor da sen nasıl şaşırırsın.. Peygamberler (as) Putların Karanlığında Nur'a nasıl kavuştular da O'na Ayna oldular.. Anla, öyle bir Nur ki Karanlık da Yokluk da O'na göre Suret'den ibaret kalır! Aşırı Işıkta nasıl gözün hiçbir şey göremez ama bundan Işığa zarar yok! Karanlık da öyle! İşte O böyle bir Nur, ne Suret O'na Perde ne Karanlık ne Yokluk!

Tenzih - Teşbih

Arifler "Tenzih" için Gönüllerinde Alem'i (vs) ispat etmekten, veya yok etmekten, veya ezeli-ebedi kılmaktan başka bir Şey bulmuşlardır belki.. Nedir O acaba! Nedir ki O, ne Tenzih'e ne Teşpih'e ihtiyaç bırakmıyor!..

Düşünmek - İlim ~ Tecelli - Taayyün ~ Vücud - Varlık

"Düşünmek" bedenine ait Fiillerden değildir; en basiti bile olsa ne hakkında olursa olsun, Hakikatinin sana "Zihninde" ayan olmasını Sabırla bekleyeceğin, O'nun Tecellilerinden (Belirme) bir Tecellidir. Halbuki Fiil'de Tecellileri olmasa, Bedenin Fiillerini bile Sabırla beklemek durumunda kalırdık; "Düşünce" deyince basit görmen de bundandır.. Hele ki bu Tecellilerin İlim'de Belirmesini (Taayyününü) düşünürsek, buna Hayret et, sakın "Basit" görme! Daha ötesi Varlık-Vücud hakkında ne diyelim?!.. Aldanma, orada ne basit var ne zor.. O Belirme hakkında dil tutuldu, kalem kırıldı; Hakkında düşünülenin ta Kendisi çünkü!

Sevgili yanında Sevgili hakkında derin düşüncelere dalıyorsun..

Sevgili yanında Sevgili hakkında derin düşüncelere dalıyorsun.. Çenenden tutup da "Bana bak" demiyor mu sana.. Bu nasıl bir edepsizlik ki, o birlikte oluştan haberin yok ama ona "düşüncesizlik" diyorsun.. Hayret ki ne hayret!

O da Kafirler gibi Nefsine uysa..

O da Kafirler gibi Nefsine uysa, yanmışız.. Elbette O'nun ve verdiği Kemale Sahib olanların Nefsine uyuşu başka olur.. O'nların Nefs'lerine Uyuşu Esma'larına Uyuşu demektir.. Eğlenceleri, Tevhid, Vahdet olur..

Ruh - Min Ruhi ~ Mana - "Madde Mana'nın kesifleşmiş halidir"..

Esma Mertebesi açısından Eşya için "Madde Mana'nın kesifleşmiş halidir" denebilir; yani İlim bakımından.. Lakin, Ruh için bir "Mana"dır, "İlmi Suret"tir demek olmaz.. Keza Felsefe lügatından olarak "Cevher" denmesi de uygun olmaz.. Çünkü Zuhuru Esma Mertebesinde - n değil, Zat Mertebesindendir.. O her şeye Zarf olur, o ise Allah'tan başka hiçbir şeye Zarf olmaz.. Bunun için ki "Min Ruhi" buyurulmuştur.. Ve yine bunun için ki "İnsan" başka hiçbir şeyde bulunmayacak sayıda, şekilde ve kemalde Esma'ya zuhur mahalli olmaktadır.. Ama Esma Mertebesi cihetinden, "İlmi" olarak bakarsan, elbette ki bu Zati Asli Hakikatinden başka Ruh, İlim'de bir Kelime olarak tıpkı diğer Kelimelerde olduğu gibi "Mecazi" anlamda: Manevi Güç, Manevi Kimlik, Enerji.. vb anlamlarda da kullanılır..

Şehitlik..

Yeryüzü işlerinin sadece Can-Beden Feda etmek ile yürümediğini biliyor olman gerekir.. Asıl Şehitlik, bütün İnsanlardan dilenen asıl şey, Muradı İlahi olduğundan, onlar çok çok az da olsalar, çok şeye kafi gelirler, Allah Razı olur.. Tabi bu Dünya "Cennet" olacak anlamına gelmez bu.. Lakin "Cehennem" de olmaz..

Kuran - Tasavvuf - Vahdet-i Vücud ~ "..Nurdan, zulmete.."

Allah, iman edenlerin dostudur, onları zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları tağuttur, onları nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır. {Bakara 257}

Dikkat edersen "onları nurdan, zulmete çıkarırlar" buyuruluyor..

Allah'a gerçekten Sarılanların..

Allah'a gerçekten Sarılanların, ne sağı kalır ne solu, ne korkusu ne ümidi, ne üstü ne altı, ne de herhangi bir şeyi..

Akıl

Akıl, kesinlikle Zan (veya başkasının Aklı-İçtihadı) üzere hareket edemez; bu anlamda Ümidi hiç, Korkusu çok olur.. Ve O'ndan daha apaçık bir şey yoktur; Korkmayan, Kamil bir Akla ve ki İman'a ulaşamaz. Bu derece Cahil Cesareti sadece Kafirlerde olabilir, çünkü o bilmediğini bilmez ve kabul edemez. Şimdi biz senin kafandaki Kafirlikten ve İman'dan bahsetmiyoruz.. Buna Zan ve İnanç denir..

Cahil Cesareti

Kafirler kaçıp kurtulamayacakları bir Azabın Dünya'da da bulunduğundan habersizdirler.. Ölüm'ün de yokluk olduğunu zannettiklerinden, cahil cesaretleri her konuda çok olur.

O doldurur seni..

Sen içi boş, fakat Canlı bir Kap gibisin.. O doldurur seni..

Azap ~ Min Ruhi

Azap, bir şeyin eksiği yokluğundan olmaz, Celalinden olur.. Sen O'nun sırrından (Min Ruhi) olduğundan sende de Samed'lik vardır hiçbir şeye ihtiyacın yoktur; ama Nefsine meftun olduğundan bunu bilemezsin. Nasıl O hiçbir şeye ihtiyacı yokken yaratılışı diledi istedi, işte her şeyi ancak öyle istersin; aslında O'nu, ama bunu bilmediğinden başkasını istersin.. Mesela Yokluğunu Varlığına tercih ettiğinden, Sıfatlarını, Vücud-Varlık Sırrı salt O olduğundan Zatını Arzularsın.. Bunların hepsi Bil Beni diye, Aşk'tan, Muhabbet'ten.. Ama, bilmezsin sen bunları.. Nazlı, burnu havada olmaman lazım, nedenleri sebepleri geçmen lazım.. İstediği gibi İstemen lazım..

Dua

Namazlardan sonra Sehiv Secdelerinde

1.Secde'de: Allahım Hesapsızca Zat Cennetine girdir,

2. Secde'de: Ehli Beyt'e kavuştur.
Allahım Şifa ver Def eyle Lütfeyle,
Hayırlı Faydalı kıl, Zatınla Tecelli eyle,
Allahım Seni Zikretmemde Sana Şükretmemde
Sana güzelce İbadet etmemde bana yardımcı ol.
Allah'ım, tüm darda olan kardeşlerime,
Rahmansın Rahimsin, Merhametlilerin Merhametlisisin,
Veli'sin Vedud'sun Mümin'sin
Fettah'sın Vehhab'sın Latif'sin
Selam'sın Nur'sun,
Rahmet Hayır kapılarını aç,
Gani'sin Kerim'sin,
Maddi manevi rızıklarını üzerlerimize yağdır.
Müminleri Muzaffer eyle, Kafirlere Hidayet eyle,
Allahım Ehli Beyt'e; Muhammed Hatice
Ali Fatma Hasan Hüseyin Selman,
Büyüklerime, Ümmeti Mühammede,
Zatından bir Tecelli Hediye eyle.
Amin

Elest Bezmi ~ Hakk'ı Batıl'a karıştırma..

Hakk'ı Batıl'a karıştırma, Hakk İlmini Tenzih et, geç şu Evrimsel zırvaları.. Her şey Zamanla değildir.. Yeteneklerde bunun örneğini açıkça görürsün.. Kimisi elli senede bir Marifet'e varır varmaz, kimi doğuştan.. Müzik'de Resim'de her işte böyle olabilir.. Hayvanlarda da bunun örneği açıkça görünür.. İlim'de de böylesi vardır.. Çünkü Yetenek Sıfat'a, Sıfat Zat'a bağlanır; hele "İnsan", "Min Ruhi" buyurmuştur!.. Sen onun bedenine bakma, Allah onu Kulu diye Nefsinde saklamıştır.. Sen onun Körlüğüne, nankörlüğüne bakma, Hakk'ı istiyorsun a, Hakk'a bak işte o zaman! Adem gibi heykel'de, İsa gibi beşikte, hepsi de ta Elest Bezminden, Hakkı dile getirmiş "Bela!" demiştir!

Tasavvuf ~ Hayal ~ Hiçlik - Yokluk ~ Vücud - Varlık

O'nun Zati, Vücudi bağlantısını sezip, "Hayal" diyerek, "Hiçlik-Yokluk" vs diyerek, yani "Mecaz" ile, Hakikati acele geçtiğin bir yer var.. Oraya dön, beri gel, kalkmamacasına otur O'na.. ve şöyle sor kendine: "Hayal" dedim ama Beyni yok ki, hem "Hayal" de ne.. "Hiçlik" dedim, ama hiç olan benim, "Varlık" ne..

İnanmak ve İman Etmek..

İnanmak ile İman etmek arasında fark olduğu muhakkaktır.. İnanabilirsin ama İman edemeyebilirsin.. Ölebilirsin, ama ne şekilde, ne için.. Ne kadar..

Terk'de Edebi olmayana..

Terk'de Edebi olmayana, Vusül'de Adab verilmez.

Ayna ~ Misal ~ Eşya ~ Mana ~ Vücud

Bildiğimiz eşya olan "Ayna"yı niçin yaratmıştır.. Suretine bakman için mi.. Yoksa içinde barındırdığı Hakikat Mana'ları sana açılsın için mi.. Halbuki Hakikatte, eşya olan yaratılmış o "Ayna" ne sana Maddi Suretini gösterebilir, ne de o Manalar onun içindedir..

Düşmanınızı bir bilseniz..

Ah Zalimler ah Düşmanınızı bir bilseniz; böylesine tuzağa düşermiydiniz..

Ahlak

Allah için bir şey yapmaya itibar edilmez.. Esas olan Allah için Ahlaklı olmak, Allahın Ahlakıyla Ahlaklanmaktır..

Ölen Şehit, kalan Şahit..

Ölen Şehit, kalan Şahit.. Zalim'e ise safi zarar..

Nefsinden başını kaldıramaman bundan "Müslüman"!..

Bilim, Teknoloji kıçına rahatlık verirken, bir yandan da Canını alıyor ya.. Kafanın karışıp Nefsinden başını kaldıramaman bundan "Müslüman"!..

Evrim ~ Tasavvuf

Hz İsa (as) Efendimizin çamurdan kuş sureti yapıp üfleyip hemencecik canlanıp uçuvermesi Ayeti.. Neden bu Mucize anlatılıp da bir de sonrasında üstüne "Adem ile İsa'nın yaratılışı birdir" buyuruluyor? Zavallı görüşleri ukalalıkları bırak da tek bir görüşe gel, neden bu Mucize anlatılıyor bize ve ardından böyle buyuruluyor? Kapalı olana Açık olandan gidilir.. Senin için Mucize Kapalı ise, daha çok sürüneceksin, belin hiç doğrulmayacak.. Tıpkı Sebeplere yapışmak Sünnettir deyip de, Kafirler gibi Allah'ı unuttun ya.. İşte öyle..

İsrailiyat!..

Hadis İsrailiyat oldu da, Evrim, Modern Bilim, Medeniyet, Felsefe vs "Ayet" oldu..

Aşk Derdi

Ayda yılda bir Dert gelir başına da Huzura davet eder seni.. Oturur kurulursun, kalkmak bilemezsin.. E bir de Aşk Derdine düşenin Halini Makamını düşün sen..

Allah'ın Celalinin Gülüşü..

Zalimlerin sevinişleri yüzlerindeki gülüşleri, Allah'ın Celalinin, O Cehennemin gülüşü sevinişi..

Benzersizlik ~ Akıl ~ İkilik - Birlik ~ Vahdet

İki Benzersiz'in benzerliği, benzersizlikleri olurdu.. Ki bu, Sıfattır.. Ama daha öncesinde, zaten İki olmaları onları Benzer kılar.. Halbuki Zat, Sıfat gibi İki olmaz.. İki olmaz derken Bölünmez yani.. Bu, Ruh'tur.. Sen şimdi benzersizliğe tutunuyorsan, İki'ye ve Bir'e takılırsın.. Halbuki bu tarz ikilik birlik müşahedesi Zayıf İnsani Aklın hükmü altındadır.. Aklın gözetiminden halas değildir.. Şehadet ise Gerçeğin Görüşüdür.. Yani Hakk'ın!.. Ne Kendi Ruhuyla bölünmüştür ve ne de Sıfatlarında Benzeri vardır.. Ruh, bunu bilir.. Ama Dostum Akıl Gözü böyle göremez, zaten kendi Aklına dayanıp da bende O Akıl var deme.. Esma içinde "Akıl" yok.. Marifet ettim zannedip İslam'da Felsefe'yi önceleme, çünkü Felsefe'de bir kaç Kamil görürsen de bu Kemali Kendi Akılları ile elde ettiler demek olmaz..; İbrahim (as) Bildikten ve Gördükten sonra Nefsinin Tatminini O'ndan istedi!.. Kendi Nefis Mertebesinin!.. Aklın göremediği Apaçık Tek Bir Gerçek Varlık, Benzersiz bir Vahdet var!..

Demokrasi

Kafirler Demokrasi, İnsan Hakları filan diye bir Yalan Uydurmuşlar, buna bir tek Müslümanlar İnanmış.. Müslüman'a bak sanki Dinsizmiş gibi İslam'da Demokrasi, İnsan Hakları var diyor.. Kafirlere kendini kanıtlamaya çalışıyor.. Kendini temize çıkardığı yere ve şeylere bak.. Yahu İslam'da "Yalan" olur mu! İşte böyle olunca anlarsan demekten zevk duyuyorum ki "Senin Felsefen Bilimin Medeniyetin İnsanlığın batsın, sen Adam mısın!"

Zikir ~ Müşahede

Gördüklerinden neyi Zikrediyorsan, nihayet gördüğün de o kadardır..

Mutluluk

"Mutluluğum Sen'sin" demedikten sonra nerede o mutluluk..

Vahdet-i Vücud ~ Alem Perdesi

Alem Perdesi ardında Allahın çubuğu sopası yok Karagözüm.. Vücud-Varlık, Mevcud, Şehadet budur anlarsan.. Yakınlık içinde Yakınlık Müjdesi, Kabul edersen.. Aksi halde Sığındığın Vehmi Gayrı Varlıklar, Uzaktan, Cahilane, Hadsiz İddialar..

Vedud ~ Fail

Çocuklarla düşen kalkan Kim..

Nefsini Zikredip de şeytan'ı sevindirme..

Allah'ın Merhameti yanında Nefsini Zikredip de şeytan'ı sevindirme..

Tecellilerin yetişmezse Nefsim gözüne..

Tecellilerin yetişmezse Nefsim gözüne, Sıfatın değişmez Merhametliler Merhametlisi Zatın gayb olmaz a Sultanım..

Dünya-perest..

"Dünya" baştan ayağa "Zulüm"den ibarettir.. Onu Şımartıp baş üstünde tutanlar sayesinde.. Fakir olsun zengin olsun "Dünyaperestler" sayesinde, Zulüm Tahtından hiç inmez..

Ama O'na nasıl uzak durulur!

Zati Hakikati uzaktan Müşahede, Şeyleri Anlamsızlaştırabilir ve Yapaylaştırabilir.. Bu, O'na Yakınlaşma Yoludur.. Halbuki bir şeyin Yapay ve Anlamsız olması İmkansızdır.., çünkü
Eşyanın Hakikatinin Aynı O'dur! Hakk'ta Batıl nasıl olabilir?! Düşün.. "Yabancılaşma" dediğin bizzat O'dur.. Ama O'na nasıl uzak durulur! Esması Zatı üzerine nasıl "Nur üstüne Nur" dersek, başta Sen ve her Eşya da öyle Nur Üstüne Nur olmuştur!.. Pire de Yatak da O'ndan! Kim diyebilir ki Güzel O'ndan da Çirkin başka Tanrıdan! Yakına gel Yakına, Uzaktan öyle Görünüyor ki Yabancı girmesin!

Gören Gözü olurum..

Kocaman Güneş kocaman Gökyüzü kocaman Deniz kocaman Yeryüzü, Yanında küçücük etmiş, önüme sermiş..

Vahdet-i Vücud

Bazen Aciziz de, bazen de Yüce'miyiz?.. Mesela deriz "Hastalık beni Aciz bıraktı..".. Yani Hastalıkta Kudret var.. Yoksa Fiil başka zamanda da durmakta.. Perdelerin bazısı Akıl'da bazısı Duygu'da.. Yoksa Zati Bilgi'de ne kapalılık var?.. Tabi bu Sıfatın Zatiyeti, ama Acziyeti de Kudreti de Sen'de görürsün.. İşte daha ne diyebiliriz, bu Latif Perde bizzat Sen'sin.. Nefsinle Sıfatlarına, Ruhunla Zâti tahtına oturtmuş Seni.. Ama Sen Cemaline Aşıksın, yani Sevgilinin kaşına gözüne henüz; Ruhuna-Zatına değil..

Muhabbet

Dost'a kendini açıklama gerekmez.. Muhabbetle olursa o başka.. Muhabbet her şeyi tatlı kılar.

Sıfatlar..

Sıfatlarda değişme olmaz, Sabittir.. Derece, Mertebelenme, Tecellilerde ve Mazharlardadır.. Mesela Rahim İsmine bu anlamda örnekler olarak: Dünya, Yurt, Irk, Akraba, Aile, Kardeşlik.. Din Kardeşliği ki Bilirsen, Adem ve Havva, aynı Ana Baba, Yaradan Kardeşliği.. Mazharlara örnek ise Peygamberleri (as) verebiliriz.. Bunlar sadece bazı belli örneklerdir, yoksa eşyada zerrelere kadar ve ötesi berisinde bu Tefekkürün Sınırı yoktur.. Örneklerin hiçbirinde Sıfat-Esma değişmez, Tecellileri, Mertebe ve Dereceleri değişir.. Diğer Sıfat-İsimleri de böylece örneklerde Tefekkür edebilirsin..

"Şükür Secdesi" nedir nasıl yapılır bilir misin?.. ~ İbadet - Muhabbet

"Şükür Secdesi" nedir nasıl yapılır bilir misin?.. İbadetlerin azına da olsa Niyet et, Kabulü, ve artışı, yani Lütuf O'na ait, göreceksin..

Sen bir Yol ile Tatmin buluyorsun diye..

Sen bir Yol ile Tatmin buluyorsun diye her Kul da o Yolla Tatmin bulacak değil.. Madem Allah'ın Veliliğine Kullarına Yardımcı olmak bakımından soyundun, Ayna oldun, o halde, her Yolun her İbadetin önce kendinde Hakkını vermiş olacaksın!.. Batıni İbadetlerden olan Tefekkür ile Tatmin buldun diye, her Kul Hindi gibi Düşünecek değil! Gücü yetmeyen olacaktır! Zahiri İbadetlerden Namazla mı Tatmin buluyorsun, İslam sadece bir İbadet'ten ibaret değil! Nehyi anil münker, Hayır, Kendine Nasihati geçmeyene dışarıdan Nasihat fayda vermez! Kimi Üveysi, kimi Tarikat; Hakikat, Marifet, Andan içeri! Kimi Okur, kimi Yazar! Kuran okumakla mı Tatmin buldun, hayır Zikir ile Tatmin bulacak Kullar var! Sen Kalbi Zikre mi geçtin, Hayır, Dille etmeye İhtiyacı olan da var! Halk içinde Hakk ile olmak mı! Hayır Hira'dan inmeyecek olan var! Sen güya Hakk'a mı döndün! Hayır, Halk'a Dönecek olan var! Hem belki kaçıncı dönüş! Alemlerin Rabbi değilsin! Her Zahiri ve Batıni İbadetin, her Yolun hiçbir Kayıt olmadan, Hakkını Bileceksin, önce kendinde! Hepsinin sende bir Mertebesi hatta Makamı bulunacak, hepsinin! Önce Sen, Kul olacaksın yani Kul!

Merhametinde Kemal yoktur..

Merhametinde Kemal yoktur.. Kemali, Celalinde gizlemiştir.. Adeti budur.. İlke budur..

Üveysi ~ Tasavvuf

Üveysiliğin Hakikatteki Manasını Üveysiyyet'e Ulaştırılmayan bilemez.. Hatta o "Kurbiyet"tir.. Sen Tarikat Tıfıllarını geç.. Hiçbir Pir ve Kamil yoktur ki Üveysi olmasın.. Bu Manayı kabullenemeyip anlayamayan "Adam" olamaz.. Ha bazısı önce, bazısı sonra olmuştur.. bazısı da Lafda üveysidir yabanda kalır, o başka, onu demiyoruz, o da aynı Tarikattaki Yaban gibi Yabanidir.. İncelememiştir.. Eşeklik eder, Kalp de Kırar; öyle bir Eşektir.. Bu manaya dikkat etmezsen, sana "Cahil" denir, geçilir; öyle de kalırsın..

Aşk ~ Kul

Dost yanında, Dost hakkında derin düşüncelere dalıyorsun.. Felsefeci misin, Kelamcı mısın, Zevk mi ediyorsun, Deli divane Aşıkı mısın..

"Hakikat-i Muhammediyye"

"Yaratılış" bir İş'tir; tek bir "İş".. O Zâtın-Ruhun Nefsinin İşidir ki, O'nun Nefsi de Nur'dur.. Bu İş'ten ilk Tecelli de böylece Nur olmuştur.. "Gece" ve "Gündüz" tek bir İş, tek bir Nur'un Zahiri Batınıdır.. Alem'in Maddesinin Hakikati de Nur'dur.. Her Hakikat'in Zahiri ve Batını olduğu
gibi, ilk "Yaratılan" Nur'un Batın'ı "Hakikat-i Muhammediyye", Zahiri ise ilk Yaratılan Ruh olan "Ahmed"dir.. İnsani Nefsinin adı ise, Muhammed (as).. İşte Ruhlarımızın Nefsinin Mertebesi O Nur'dan Yaratıldı; yani "Hakikat-i Muhammediyye"den! Bu Sırlardandır ki, Müslümanlara "Ümmet-i İcabet", henüz icabet etmemiş Kendi Nefislerinin Hakikatlerine Davet olunan Ruhlara ise "Ümmet-i Davet" denmiştir..

İç, İç'e

Tecellileri içinde Zât.. Alem içinde Beden.. Uzaklık içinde Yakınlık.. Kalp içinde Sevda.. Nefs içinde Ruh..

Vehhabi'ler ve Vahdet-i Vücud'u tam idrak edemeyenler..

Vehhabi'ler ve Vahdet-i Vücud'u tam idrak edemeyenler, onların Hallerini beşeri Aşıkların Hallerine benzetirler.. yani "..aslında gerçekten bir Kavuşma yok, onlar Duygu Halleri ile Sevgilinin Hayaliyle Kendilerinden geçmişler, Sarhoş olmuşlar, Yokluk da deseler Varlık'da deseler bundan ibaret, yani gerçek bir Vahdet yok, durum bundan ibaret.." diyorlar.. Halbuki Vahdet-i Vücud tam olarak Eşya'nın Hakikatinin ta Kendisi, hatta Aşkın dahi ta Kendisi ve Hakikatidir.. Yoksa ne "Şahdamarından Yakın" olmak ne "Min Ruhi" ne de sayısız onca Ayet ve Hakkın durumu bu zannettikleri gibi bir Hal, Hayal, Mecaz, Avunma olurdu.. Şu var ki onlar Kafir değiller, ne yazık ki ne söylediklerinin farkında değiller.. Asıl Hayal, Hal, Avunma tam tersi onlarınki..

Mana ~ Aşk ~ Vücud

Madde ve, Mananın Hakikatini, boşuna Ayrı göstermedi.. Hepsi Aşık için.. Aşık Mana'nın Hakikatine erdiği gibi Sevgilinin sadece Hayaliyle, İsmi ile, verdiği Duygu Halleriyle yetinemez.. Maddenin de Hakikatine yani Vücud'a, Sevgiliye tam Kavuşma ister.. Hatta Aşık öyle ki, Yokluğu ve Aşkı dahi perde görür..

"Uyku" değil, "Yokluk".. "Uyanmak" değil, Dirilmek..

"Uyku" değil, "Yokluk".. "Uyanmak" değil, Dirilmek.. An be an, Hayy ile Dirilmek.

Vefa

"Niyâzî'nin dilinden Yûnus durur söyleyen.. Herkese çü can gerek Yûnus durur cân bana."
Niyazi Mısri { ks }

Vefa'ya bakınız..

"..Sonra herkesin denenen, bilinen derecesini tanı, birinin çektiği zahmeti başkasına maletme, onun yerine başkasını övme. Herkese noksansız olarak hakkını ver, herkesin hakkını tanı. Birisinin büyük oluşu yaptığı başardığı küçük bir işse, büyük görmene, gene birinin yaptığı iş büyükse, fakat kendisi düşkünse o işi küçük görmene sebep olmasın.." { Ali (kv) }

"Sebepler"

"Ayakabı bağınızı bağlamayı dahi Allah'dan isteyiniz" { sav }

Halbuki "Sebepler" deyince biz bunu ne Dua'dan sayarız ne Kabulünden..

"Mahzun olma" ~ Vücud Ehli

"Mahzun olma".. Gönlü dahi nehy etti.. "Bizimledir".. Vücud'u ispat etti.. Hep sorarım şimdi de sorayım, Ayet mi bu.. Hadis mi?.. Kadim mi.. Varlığını bilmek var, Bilmek var!.. Mahzun olma, Vücud'a gelmeden kim var ki!

Hu ~ Allah

Çözemezsin, çünkü düğüm değil.. Bağlayamazsın, çünkü kopuk değil..

O ~ Dünya ~ Vicdan - Din ~ Ateizm

Adaletli olmadıktan sonra -ki İlah'ın İsmidir- Yeryüzünde hangi Mahkeme hangi Sistem olursa olsun.. Kafir de olsan, işte, O'nu arıyorsun.. İşte Misali.. İstersen Vicdan sahibi ol, Yanlış yerde arıyorsun O'nu..

Min Ruhi ~ Nefs ~ Alem

Ruhunun (Min Ruhi) yani Senin Öz'ünün Hakikati Bedeninden farklıdır, bunun İdrakine varmalısın.. Öyledir ki Beden yanar, Nefis Acı duyar, o Yanmaz ve Acı duymaz; Sen bu Sırrının ip ucunu basitçe İmanından tut, şöyle ki: Beden ölür Ruh ölmez.. Bu Zati Münezzehliğinden önce Öz varlığının Sırrının Esmai Niteliklerinin de idrakine varmalısın, mesela Sabır.. öyle ki Sabır Manevi Ateşlere karşı Su gibi olabilir, hatta Ateş onun için Zevk'e dönüşür.. Bunlar İnsan'ın Zati Hakikati olmasına karşın, Nefsine Sarılana kesinlikle Sırrından Nasip yoktur.. Ve O Sırrı böyle olmasına karşın acıdır ki sarıldığı Nefsinin Vehmi onu Yakıp kavurur.. İbrahim'e (as) Ateşin serin selamet olmasının Hakikati de bundandır; Zira Ruh O'nun Ruhundan olduğundan ve O ise her şeyin Özü Hakikati olduğundan, Alem'den bir Alem olan Beden dahi Dört Unsur gibi, Hakikat'de yine O'nun Ruhuna bağlıdır.. İnsan'a Kendi Ruhumdan buyurması Tecellileri içinde Zatına En Yakın kılınan Varlık olmasındandır; Keza O Tek ve Bir'dir..

Sabır Pazusu ~ Kavuşma Vakti

Aklımızla çözdüğümüzü zannettiğimizle duyusal ve duygusal olarak karşılaştığımızda Halimiz nice oluyor?.. Yakub'un (as) karşılaşmasından Yahudiler anlamadı, ama sen bunu anla.. Kol
pazuların güzel hoş da misal Sabır pazuların İlim pazuların ne durumda? Nefsini Kalbin yener.. Şüphesiz ki İnsan zayıf yaratılmıştır.. Cemal'e Aşık.. Zati Cemal'e ise Aşıklardan başkası bakamaz.. Vahdet'de hiçbir zorluk yoktur; Yiğitlik ve tevazu, yokluk hiçlik "gösterilerini" terket.. zira Kavuşma Vakti bunlar çiğliktir hamlıktır, lüzumsuzdur!..

Akıl.. ~ Marifetullah !

Akıl son haddine vardığında O'na yükselmek için bir Burak'tır.. Cebrail'in titrediği yere kadar seni taşımak için.. Sonra O'nda Kemal bulursun.. Marifet budur.. Yani şimdiki zamanda çoğu şaşkının ve aymazın zannettiği gibi Marifetullah, tam tersine Akla varmak için değildir.. O senin Marifet zannettiğin senin bineğinin olgunlaşması ki onu ulaşılacak Makam, son nokta, Kemal zannetmişsin.. bir de bir havalar bir havalar.. Bir İnsaniyet, Medeniyet, Bilim, Felsefe, Evrim aşkı ki sorma gitsin Halini..

İlim ~ Bilim

"İlim" deyince "Eski" kabul ediyorsun, Bilim olarak kabul etmiyorsun.. Sanki bugünki "Bilim" dedikleri yarın yanlışlanmıyormuş gibi, "Kesin" bir Bilim varmış gibi.. Halbuki yanılma payı hep olmakla birlikte "Rüya"nın bile bir İlmi vardır.. Hani sanki İnsan tarafından bir şeyler Biliniyormuş ve Kesin imiş gibi "Bilim" var da "İlim" yok.. Ah kardeşim Cahil misin ve nasıl bir Cahilsin sen bilemedim ki..

Nafile Huzur..

Nafile Kıyamlarda dur, nafile Rükulara Secdelere var, Büyüktür Rabbinin Lütfu, nefsini ko kenara Nafile Huzura var.

Kayıt

İlk önce Tecellileri geçiceksin.. Nihayet Tecellilerini O'ndan Bileceksin.. Bu Seyr Geniş anlamda İlla O'nunla neticeleneceğinden, bu Bilme'de hiçbir Kayıt olmaz.. yani bazen An'da, Zamansız, veya Zaman'a yayılmış, Evvel Ahir.. kimi zaman şuurlu veya şuursuz, ama Gafletsiz.. kimi zaman verirken kimi zaman alırken.. bazı Uzaktan -Esması ile-, veya Yakından, ama hep O'nun ile, bir Ömür ve Ebedi..

Bir ~ İrade - Fiil ~ Niyet ~ Fark ~ Hikmet

Parmakların dahil herhangi bir şeyi yerinden oynatabildiğin kuvvet ile, oynatamadığın kuvvet, aynı Kuvvettir.. Yani kavanozun kapağının sıkılığı ile, senin onu açman, aynı Kudret sayesindedir.. Şu da var: İrade, yani kavanozu açmak "istemen" de Aynıdır.. Ama Niyet'e gelirsek, işte o Farklı.. İçinde bulunduğun Fiilde ve Fiilden, Senin hiç düşünmediğin, hesaba katmadığın veya Niyet etmediğin Sonuçlar meydana geldiğinden, yani Ceza'dan ve ötesinde "Hikmet"den bunu anlayabilirsin.. Yani "İrade" dahi "Gayrı" değildir, fakat onda "Fark" var..

Bazı şeyler dile gelmez ki

Bazı şeyler dile gelmez ki, nasıl yanlış anlayacaksın..

Kul

Şu kediciğim peşimde niye dolanır, neyin kuludur, bende ne Var, ne diye peşimde dolaşır.. Rızık mı.. Muhabbet mi.. Yarın başka evde olsa unutur gider.. Beni tanır mı; hiç tanıdı mı ki.. Güzel mi güzel; kör topal olsa da yine bir alıcısı vardır Kulun; Sahip mi yok.. Muhtaç mı ki bana.. Bu ne demek şimdi?.. Sen benim hiçbir manam yok mu sanırsın Ey Kul? Benim Manam Kendimde.. E Sen neye Kulsun da Ben yokmuşum gibi! Ben düğüm müyüm ki, çözeceksin beni? Yok muyum bulacaksın? Uzak mıyım nasıl Yakınlaşacaksın? Sen neyin Kulusun ki tanımazsın Beni?

Hu

Onları öyle Korkuttu ki, O'ndan başkası olmadığını anladılar.. Aşk oldu, Aşık oldular onlar.. Rabbim, Ey Alemlerin Rabbi, Aşk olsun Sana!

Nefs ~ Haller ~ Ruh

Eğer Nefsini dikkate alırsan, O çok Yüce'dir, elbette sen bir Hiç olursun.. Ama bu senin Nefsinin bir Hal'idir; "Hakikat" değil.. Çünkü O sadece Yüce değil, ve sen de sadece Nefis'den ibaret değilsin.. Yani Sen Hakikatini bilirsen, elbette toprağında kalmazsın..

Müzik Hakkında.. Din

"O" "Müzik" hakkında.. Notalar kendi başlarına hareket etseler oluyor mu?.. Müzik oluyor mu?.. Olur da, O Notalara Hayat veren Müzik, Kendini olduğu gibi göstermez, tatsızlık olur.. Majorler Minörler, Makamlar.. ya Ona ölesiye gözü kapalı Uymak var.. ya da ölesiye Teslim olmak.. Besteciler var, Müzisyenler, Orkestra Şefi de var.. Ama Müzikten başka bi seçenek yok.. Diğer seçenek "Kibir", yani çelişki, tutarsızlık, yabanilik.. Anlamsızlık.. Hiç tavsiye etmem, Ondan daha Kibirlisi yok.. O'nsuz hiçbir şey yok! Her şeyden Kendisine Yol var Teslim olana, Uyana! Teslim olmayana dahi İslam'dan gayrı Hakikat yok!

Tasavvuf ~ Melamiler (!)

Efendimiz Nurumuz Sırrın sahibi idi, Sır idi de Hira'ya çıktı.. Uzletsiz Halvetsiz Salatsız! Tasavvuf, "Melamiyim Ben" ayakları.. Bütün gün Şeriat Ehliyle, Halkla didişte, ama Hak ile, Halkı geçmiş! İki dakka yalnız kalamaz iki lokmaya sabrı yok, ama Hakk ile, Birlik-te O!

Kul ~ Muhabbet ~ Ayna

Sen O'nu Kendin gibi Benliğine Haris mi sandın da, Yalnız olsun, Kulu Kulları olmasın?.. Hangi Hakikat vardır ki, ister Birlik ister Çokluk, Tek ve Çift, O'nun Bir olan Vechinin Aynası olmasın!

Kul ~ Muhabbet

Kul olunca İkilik olmaz, Aşk olur.. O Gizli olan, Kul ile ortaya çıkmış olur; Aşk olur, Muhabbet olur.. Yoksa ne Evvel ne Ahir, El An zaten kimse O'nunla değildir ki, ne Zahiri ne Batını, ne Birliği ne İkiliği! Kul olunca tek de olursun çift de olursun, bir de olursun çok da olursun.. Şimdi sen artık Lafı kes, Laf Ebesi olma, Kul ol!..

Allah Ehli..

Hal Ehlini, Tecelliler yönlendirir.. Sıfat Ehlini, Esmaları.. Allah Ehli ise, bizZat O'ndan etkilenir..

Yabani olma..

Yol belli Yolcu belli Hancı belli.. Kendi arayışına kapanıp da Yol Yolcu Hancı çıkarma.. Yabani olma! Bak ne buyurmuş Selam olsun o Bulanlardan biri : "Seni, kimseye muhtaç olmadan tek başına yaratan o eşsiz varlık, seni sevdâ içinde tek başına bırakmaz.. Kendi içine kapanıp hayâller, düşünceler meydana getirdiğin evde, yâni senin gönül evinde, seni yalnız bırakmamak için, sana yüzlerce güzel yüzlü eş, dost belirtir."

Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil Azîm

Görmeyi Duymayı Parmaklarını Ayaklarını, Nefes almayı.. Sana bıraktım dese, Halin nice olur bilir misin? Ya bir de Seni Nefsine bıraksa... Sen bundan korkup ürkme, Vehm'e kapılma, Üstündekinin İdrakine var da bir "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil Azîm" de.. Muhabbetle Gönülden Şükr'e Hamd'e, Huzur'a var.

Allah için Sevdik

Küçük görme, O'nun için söyledik O'nun için dinledik, O'ndan buluştuk, Allah için sevdik, O buluşturdu bizim kalplerimizi.

Hayret ~ Acayip

Sen şimdi Yaratılışın içindesin ya, Hayret etmiyorsun, her şey normal veya anormal, şöyle böyle filan.. Fakat Bir de "Acayip" var.. "O" Acayip olanı görebilmek için, dünyaya hiç yoktan, şimdi, birden gelmen gerek..

Ateizm Çelişkisi ~ Kayıt

Hakk olarak Fıtrat Dini olduğundan, İslam'da hiçbir Kayıt yoktur.. Haramlar, İbadetler ve Küfür dersen, Mümin bunları Nefsinden ve Kader bakımından zaten gayet iyi bilir.. Yani Günah işlememek gibi bir Kaydın olamayacağını bildiği gibi İşlemenin de bir Kayıt olacağını bilir.. Ama Kafir-Ateist bu seviyede bir anlayışa sahip değildir ve asla olamaz.. Günah yoksa, zaten "Kafir-Mümin" çelişkisi de olmamalı değil mi!.. Başta Nefsini bilmediğinden, ve Dini de bir Kayıt gördüğünden, en büyük Çelişki olan Kayıtsızlık Kaydına düşmüştür.. Görmüyor musun hallerini, onlara göre Nefisleri dahil her şey "İlah" edinilebilir (İnek bile..) ve olabilir de, yalnız Bir Tek "Allah" Gerçek-Hakk olamaz.. Güya dinler, hatta Mitoloji bile olabilir de, bir "İslam" olmaz.. Şunu unutma ki biz genel olarak İnsanlardan değil Hakikatlerden bahsediyoruz.. Yoksa Kafirler diye bir grup var da çok mu Merhametliler çok mu Akıllılar ki?! Bu Kayıtsızlık meselesi herkesin değil, ancak Hakikatli bir Hakikat arayışı seviyesine çıkmaya cesaret edebilenlerin, azmedebilenlerin sezeceği bir iş..

"De ki "Kininizle ölün"

"De ki "Kininizle ölün" Ayeti Müminlerin Nefretini değil, Zalimlerden Rahmet Merhamet bakımından Ümit Kesmişliğini İfade eder.

Tasavvufi Kavramlar - Kavramlar..

Bilgisiyle Kibirlenen bir Hayvan göremezsin; ancak Duygusal olarak Kibirlenirler.. Heybet başka, Kibir başka; Kibrin aslı Cahillikte.. Ben başka, ben-"LİK" başka.. Ben "Ruh", Ben-Lik Nefis diyelim; ama bu "Nefs", "Öz, Saf Kendi" anlamında olan değil; "Ego" diyorlar.. "Öz Güven" ise "Öz"den kastın ne, kavrayışın ne kadar Derine iniyor, ona göre!.. Tabii Nefsini mi kastediyorsun, Sıfatlarını Kimliğini mi.. Allah'ın "Min Ruhi" dediği "Sen" mi.. Sonuçta konuştuğumuza nispetle Kavrayışına göre, Allah'a Sığınmak da Güvenmek de, ister gizle ister aç, bir "Sen"den geçer.. Ve bütün İşler O'na döner!..

Seyr-i Süluk

Konu Sıfatların Tecellileri ise Güneşi görmeyen Şimşeği Aydınlık sanır.. Kaldı ki öyle Tecellileri var ki, Güneş Karanlık kalır.. Böyle sonu gelmez sınırı olmaz, Aşk'ında helak üstüne helak var.. "De ki: “Hepsi Allah'ın katındandır.”.."..

Dünya..

Dünya Seni tanımaz, verdiği Sözü tutmaz, Sana değer vermez, her şeyi sallantıda yarına çıkmaz.. Allah'ı tanı, Mümin Kullardan ol.. Dünya bundan böyle, Nefsin Aklı bu işi anlamaz..

Min Ruhi ~ Aşk ~ Vahdet ~ Tasavvuf

O senin gözün kulağın ellerin ayakların olacak da "Sen" Sır olup ortadan kaybolmayacaksın, Nefsinden Amelinden İnsanlığından Dünya'dan uçup "Ruh" olmayacaksın, öyle mi..

Yaratılış

Ey Yalancı! Ey İkiyüzlü! Yaratılışı sevmeseydin yaşamazdın! Hakikaten sevseydin de Yaratanını bulurdun! Ey Riyakar! Senin Sanattan haberin yok ki Sanatçısını arayasın! Senin işin gücün yemek içmek yatmak ve uçkurun!

Akıl - Felsefe - Bilim - Evrim ~ Zaman

Akl'a göre, bir sonraki an yoktur, yarın yoktur, gelecek yoktur.. O halde sözlerinde Sadık olsalar, ne Akıl ne Felsefe ne Bilim ne Evrim ne Kendileri, gayrı hiçbir şey Yok!.. Peki şu güya "Medeniyet"leri, "İnsanlar", filan.. nasıl varlar? Çünkü, hayatları Yalan Dostum! Aksi halde, "yaşamak" mümkün mü!

Ezeliyet - Kadim ~ Alem ~ Zaman

Şu Alem veya herhangi Alemler hiçbir anlamda hiçbir yönden Ezeli veya Kadim değildir.. Alem'den Kainat'dan Sen ne gördün ne anladın?.. Doğru, Kemalince anladınsa, Kadim olan O'dur, Alemler Kainatlar değil.. Senin bi yapıp ettiğin işler alemin var, bir de iç alemin vardır.. İş işlemek olsa da olur olmasa da olur değil senin için.. Fikrin susmamış, Dilin susmamış, Basit Hallerle eğlencede kaldıysan, İç Alemin Kemale ermemiş, Kesintisiz Huzuru tecrübe etmemişsen, Hala Nefsinden konuşuyorsun.. İş güç hareketle zaman doldurur, Nefsini güya Hakla meşgul edersin ya, ondan.. Yoksa Kainat Kadimdir demezsin.. Dersin de cahillğinden dersin, dediğim gibi işgüzarlığından veya dedi-kodu, laf.. Bak Zaman'dan hiç bahsetmedim var mı yok mu..

"Suretimde Yarattım"..

Sen bir zarar görmesen de, İlkeli, prensipli bir kimse isen, duygusal olarak Öfkelenmesen bile Öfkelenirsin, Sınırları Belli eder hatta Cezalandırırsın.. Sen böyle olursun da, seni Kendi suretinde yaratan O hiç Öfkelenmez mi!

Düz Dünya veya Yuvarlak! ~ Akıl - Kuran

Görmedin mi Rabbin gölgeyi nasıl uzattı? Eğer dileseydi elbette onu, sakin (sabit) kılardı. Sonra da Güneş’i ona (gölgeye) delil (yol gösteren) kıldı. Furkan 45

Bu Ayette Allah (cc) Akıl ve Nedensellik bağlarını koparıyor, ve asıl noktaya işaret edip buyuruyor ki "Güneşle Gölgenin aslında hiçbir Nedensel bağı yok, ben onları öyle göstererek size Deliller veriyorum".. yani buna göre işin esasında, mesela Dünya Yuvarlak mı yoksa Düz mü diye bir Tartışma olsa da Hakikatini öğrenmek istesek, hem düz hem yuvarlak, hem yuvarlak değil hem düz değil.. Hakikat arıyorsan, bundan gayrı Hakikat yok! Buradan bakmadın mı da zaten ha düz görünmüş ha yuvarlak.. hiçbi farkı yok, çünkü zaten Hakikat ikisinde de değil!..

"Melami" ~ "Şeriat"ın "Hakikat"i..

Şeriat Ehlinden iki Kişi düşün ki bunlar ikisi de Haklı olduklarına kani olup birbirleriyle Mücadeleye düşsünler, didişsinler.. İşler kızışsın.. Sonra da birden Menfaatlerini düşünsünler ve ikisi de desinler ki "Ben bu didişmeden vazgeçeyim de Allah bana Cennet'de bir Köşk yapsın".. Ve böylece de Azim gösterip Barışsalar.. İşte sana "Şeriatin Hakikati".. İşte sana "Hakikat"!.. Şimdi Sen Hakikat Ehliyim Teranelerini bırak da Hakikat Mertebesinin senin Kayıtlarına rağmen Genişliğine bak! Şeriat'ı değil kendi Cahilliğini, ve yine Şeriat'ı değil, güya Ehillerini Kınayacaksan Kına.. Sen Halk'tan geçememişsin, bari Kendini Kına Kendini! Daha doğrusu Nefs'i Kına Nefs'i! Yok "Melamiyim Ben" filan ayaklarını geç!

Esmaül Hüsna ~ Hilafet ~ Nefs ~ Ruh

Esmaül Hüsna'nın Hilafeti Nefsinde, Zatının Hilafeti Ruhunda Sırlanmıştır. Esmaül Hüsna Celal ve Cemal'de toplandığından Nefsin Kemali için "Denge" gereklidir diyelim; Kalbini bunun için iki parmağı arasında döndürür durur.. Ta ki Suretine, Esmaül Hüsna'sına Temizlenmiş bir Ayna olasın.. Perde olmayasın.. Böylece Ruhun Ayna'da sadece Sureti, Nefsini değil, Müsemma'yı da görsün.. "Min Ruhi" Sırrı Hilafetinden öte Vahdetiyle, Kalbinin en derininde Ruhunda, Sırrında Parlasın..

Rabb - Merbub ~ "Nispet"ler ~ İsim - Fiil - Sıfat ~ Zat - Ruh

"Acz" insana nispetle Acz, O'na nispetle "Kudret"tir.. Aciz bırakır.. "Nispet"lerin Hakikatine er.. "Rabb" "Merbub"u, Merbub Rabbi gerektirirse de ikisi de Kul ve Rabb açısından İsim Fiil Sıfattan ibarettir.. Ama Zatlar açısından durum farklıdır; Min Ruhi.. Hakikat şu ki elbette Rabb de vardır Merbub da..

Mucize ~ "Ülfet" - "Gaflet" Sırrı ~ Yakin ~ Tenzih - Tenezzül

"Yürümek" vesair yerine Uçmayı "Mucize" saymak, Mucize'yi vesair hem red hem de kabul etmek açısından "Ülfet" ve "Gaflet" Sırrına dayanır; "Adetullah" "Sünnetullah" veya "Akıl" deyip de, "Yakin"den mahrum kalanlardan olma. "Tenzih" ve "Tenezzül" açısından da "Hakikat"ler bunu gerektirir.

Esma ~ Ruh ~ Nefs ~ Vahdet

Kedi Görmesiyle yetinmez, mutlaka Koklar.. Ağma, Görme İhtiyacını Duyması ile karşılayabilir.. Şekiller (Musavvir) Fark'lı, Suret (Nur!) aynıdır.. Görme Duymanın, Duyma Görmenin (vb) aynı olmaz.. İnsan için Fazlası (Nafile) vardır, Temiz Akıl (İlim) ve Temiz Kalp (Muhabbet) ; Marifetullah.. Yani Nefsin Temizlenme, Arınma İhtiyacı olur ki onlarla her biri ayrı Esmaül Hüsna'yı algılayabilsin.. Fazlası (Lütuf) ise, Müsemma'dır ki "Ruh" içindir; O Kulun Nuru Celal ve Cemal'e bağlı Nefsin parlaması gibi Kesintili (Zaman) değil Zati'dir (Min Ruhi).. Arınmaktan Münezzeh, Parlamaktan Gani, Ayrılmak-Birleşmek, Uzaklık-Yakınlık olmayan "Vahdet", "Ruh" içindir..

Kalbini eğip bükeceğine..

Kalbini eğip bükeceğine, "Dilediğini Yaparsın ne gam" de.

Gaflettir, Vehimdir..

"Yalnızlık" Yaratılmıştır, yani Gaflettir.. Çünkü İkincin yok, Sen'den başka Yok, ki "Yalnız" olasın da, "Yalnızlık" olsun.. "El an" da öylesin.. Ve Kulun da yine, Sen Varken nasıl Yalnız olsun ki, "Yalnızlık" olsun.. O halde bu Yalnızlık, olmayan bir şeydir, Gaflettir, Vehimdir..

Kullarım..

"Her şeyden kesilin, Bana gelin" dedin.. Kimisi Korktu kimisi Acele Koştu.. Öyle bir pazar kurdun, öyle hile ettin, öyle tuzak kurdun ki, herkes bu işten karlı çıktı.. Kimine Zatın, kimine Sıfatın kimine Nimetin.. Ortağın yok, hepimizin payına Sen düştün!

Ezel ~ Ruh ~ Beyin - Nefs

"Ruh"un Oluştuğunu, hem de "Beyin" aracılığı ile meydana geldiğini iddia etmek, Ezel Kavramının Zamansızlığı ifade ettiğini Dünya'da tecrübe (-Keşf) edememekten, Akıl Perdesini aralayıp anlayamamaktan kaynaklanır.. "Hiçbir şey bir An'da ve aracısız, direkt olarak Varlık Sahibinden Hayat bulmamıştır, her şey Zamanla, Oluşur, aksini Akıl kabul edemez!" İnancından! veya İnançsızlığından mı demeliyim! Yani Akıl ve Madde Bilimsel açıdan (!) Reenkarnasyon'dan çok da farklı bir seviyede değildir bu İddia! Zira ikisi de Madde (!) boyutunu, yani Oluşu, yani Dünya'yı, aşamamıştır!.. Temiz Akıl "Tohum" açısından Teselsül olamayacağını çok net görebilir; Nefs Perdesi arada değilse! .. Eğer "Ruh" derken kastedilen yanlışlıkla "Nefs" olur ise, belki İddia bu açıdan uygun görülebilir.. Zira Kuran-CI isek (!), Allah, Nefs için Kendi Nefsimden dememiştir.. Lakin "Ruh" için "Kendi Ruhumdan" buyurmuştur!.. Yani "bellerinden zürriyetleri" denirken kastedilen, Ruhlara arz edilen kendi dünyevi nefisleridir.. Buradan "Kader" bahsine girilir ki daha önce çokça değindik.. Bazen aynı kelime çok manayı kabul edebildiği ve işaret ettiği kadar, Öz Manası tam bilinirse, yerine göre de aynı bazı manaları bazen dışlayabilir; bunu bilen bilir.. Bu büyük "Yenilenen Hataları" uzun uzadıya anlatmak buraya sığmaz, ama sen "Eskimeyen, dolayısıyla Yenilenmeye İhtiyaç olmayan Doğruları" anla!

"Gaflet", "Muhabbetsizlik" olur..

Her türlü Özrü de Mazereti de kabul eder, ama "Gaflet", "Muhabbetsizlik" olur.. Muhabbetsizlik de Kibir'e, oradan Vicdansızlığa varır.. Zalimlerin durumu budur.. İşte ondan sonra Sivrisineğe bile Muhabbet eden O İlah İnsan'a benzemez.. Düşmanını dahi hasretle anarsın.. O çok beğendiğin Kendin dahi hani? Ararsın da bulamazsın! Ateş'den Merhamet beklenir mi? Ateş'den bile Medet umacak hale getirir seni... Ey Celalinde Cemalinde tek eşsiz olan Zat, dersimizi aldık! Hakikat şu ki bize Senden başka Dost da yok, Düşman da; şu halde Dostluğunun Hakkı için Yalvarırız, bizi Zıtlıklardan azad eyle! Muhabbetin Hakkı için bir an olsun Muhabbetinden Gafil etme!

Vech..

Her başa gelende binbir veche vardır, tek bir veche'de kalma.. Ama, Kul olana Tek bir Vech var; O'nda kal ki, hepsini yerli yerince görürsün..

Tecelli

Hiçbir şey O'ndan daha Zahir değildir; Tecellisi dahi..

Hayat Kanına karışmış..

Hayat Kanına karışmış, Bedenin Aşk Şarabının Testisi; Sarhoş ol!

Kuran ~ Tasavvuf ~ Şirk

İbrahim gördüğüne "İşte bu benim Rabbim!" dedi ve Alemlerin Rabbi de "Biz ona öyle gösteriyorduk, ki Yakin sahibi olsun" dediyse, Sen bundan Sevgilinin Cilvesini anla! Anla da Şirk'ten korkma, Kurtul!

Anahtarla Kilitle oyuna dalıp da, çoğu gibi Hazine'den Gafil kalma..

Kilit yaratılmışsa, Anahtar da yaratılmıştır.. Sen bundan Zamanın olmadığını bir çabuk anla.. Celal Kilit, Cemali Anahtar.. Zatı Hazine.. Lakin bu Anahtar ve Kilit, dikkatli ol, yaratılmış değil.. Anahtarla Kilitle oyuna dalıp da, çoğu gibi Hazine'den Gafil kalma.. Çünkü bu Anahtar ve Kilit, yaratılmış değildir.. Sana Kendi Ruhumdan demiştir..; Anahtar sensin, Kilit de sende, Hazine de Sen!..

Nefsim imiş..

Dün gece "Şehri" şöyle bi gezdim, tanıdık eş dosta göründüm..; meğer Nefsim imiş.

Mezhep ~ Tekfir ~ Garipler

Nefs'in bir an Kafir bir an Mümin olduğunu bilen kimse nasıl olsun da Tekfir davasına, Mezheb Didişmesine vs düşsün.. Bu Din Gariplerin Dinidir, Ahkam kesenlerin değil.

Kulluk

Güzel bir Sabırla Sabredemezsek de, ne Gam, Utancımız var !

Dedikodu ~ Vesvese

Şeytanların ve Nefsin Vesvesesi en büyük Dedikodudur.. Ama Allah ile Kulunun arasını açmaya imkan var mı!

Nasıl..

Sen benimle meşgul olurken ben nasıl olsun da Seninle meşgul olmayayım..

Haller ~ Cezbe

Haller Cezbe'dir.. Kendine ersin, varsın gelsin diye Aşıkları.. Gelmeyeceksen, Haller ile Marifet gibi oyun oynama, boşa yorma, yorulma.. Hangi Hal imiş ki O, Zatına Vuslat bulunsun!

Ne vakitte..

Çalılıktan Düzlüğe, Dünya'dan Huzuruna, Esma'dan Müsemma'ya ne vakitte varırsın..

Tayyi Mekan.. Tayyi Zaman..

Sana senden yakın olana hangi mesafede ne derece ne kadar tayyi mekan tayyi zaman yapabiliyorsun?.. Mesele varsa, İlim, Aşk, Muhabbet meselesi..

İhtiyaç.. Muhtaç..

İhtiyacın giderildiğinde unutuyorsan, neye ihtiyacın olduğunun İlminden gafilsin demektir. Mesela Sabır, nedir?.. Acaba hangi Esma?.. Hangi Müsemma! Marifetullah?

Yaratıcı ~ Min Ruhi ~ Esma - Müsemma

Başta sen bir yaratılmış iken, yaratılışı sevmeme gafletine düşme. Yaratmayı sevmese, veya maksadı sadece Sanat olsa, üstüne bir de Ruh vermezdi.. Taş, Bitki, Solucan kadar bile Canı Aklı olsa, yine yaratmış.. Bir de İnsan'ı, Seni düşün, Kendinden Ruh vermiş. Hatta neredeyse hepsi Senin için.. Öyle ki, Yaratılışı sevmese, bu Kendini sevmemek gibi olurdu. Sevilmeyene dahi izin vermiş, olsun demiş; neticede Af'fa, Merhamet'e, Sabr'a, Şefkat'e, Akl'a, Adalete, Aşk'a varır iş.. Yani yine Kendine.. Sen, yeter ki Yerini, yani Hakkı bil!.. Celalinde de Tatlılık bulur seversin o zaman.. Kim Aşık kim Maşuk kim Zalim?..; yerini bil de Kafirlerin başına gelen gibi fazla Naz Maşuk usandırmasın! Hangi Esma'sı Çirkin, Kötü buldun?.. Hangi Müsemma'ya vardın! Yerini bil Yerini!

Hu

Bir de O'nu düşünme derler.. Nasıl ifade edeyim Aşkım; Sendeki belirsizliği.. Cemalinde Eşsiz, Celalinde Eşsizsin.. Senden gayrı Kim çıkar, Bu dibi görünmez kuyu tuzağından..

Zat ~ Esma Mertebesi ~ Ruh ~ Nefs

Kendi Kendisi ile olan da, Zahir Batın kalır mı.. Sen'i (Min Ruhi) "benliğinden" (Nefs) alan da, Gayrı Müşkülün kalır mı..

Nefs

Sen Nefsinden Münezzeh değilsen de O şah damarından yakın olan Münezzehtir, O'na sığın.

İlim ~ Hal

Aşığı putperestten ayıran İlim'dir.. Haller gelir, gelmez.. İlim, Allah'ı Bilmendir.. O şüphesiz Gafilsen gelir, İlim sahibi olur isen gitmez.. O'nu tutacak bir Hal bulunmaz; Aşık ise O'nsuz yapamaz.. Boşa yorulmaz Aşık, muhakkak.. Gel sen O'nu Bil.. O nedir?.. O, O'dur..

Edep ~ Kul

Edep gittimi.. Her şeyin kendine göre bi yolu vardır.. Dinsiz oldun çıktın demektir.. Yani Edepsizlik, Dinsizlik demektir.. Ama Edep öyle kendini hatalı hor hakir bilmekten ibaret değildir.. Edep Akıllı olmak ve İhlas'tır.. Yanık, Dürüst ve Samimi olmaktır.. Serin Selamet olan Ateş gibi.. Aslında Edep senin anlayacağın değil, O'dur O.. O'na Kulsan anla!

Zikir

Vesvese için değil, Menfaat için değil; Allah'ı Allah için Zikret.

O ~ Zati Tecelli

Gafleti giderince.. Veya Yaklaştırınca diyelim.. pire, kendini deve zanneder.. fani, Ezeli Ebedi hisseder.. Bu, Sıfatlarına Yaklaştırması.. Ya Zatı mı, Varlığı mı?.. Var dediğin zaten O, O'nsuz bir tane Var yok ki!

Evrim ~ Kuran - Mecaz ~ Tasavvuf-ÇU ~ Ruh

Evrim'in Tevazu ile bir ilgisi var mı? Bilakis Kibirle, Kaba Kuvvetle, Cisimle, "altta kalanın canı çıksın"la alakalı! E güya Tasavvuf-çu! Senin Evrimle ne alakan var? İnsan'ı yeryüzünde debelenen Dabbe, Hayvan yaptılar! Heh sen Kuran ve Evrim de şimdi! Ben sana "Rezil bir Hayvandan, Madde Yığınından ibaretsin" desem, sen Nefsini güya Hor Hakir görüyorsun diye, bu Hakaretim Hakk mı olacak! Allahta Fena bulmak, nefsini hor hakir bilmekten anladığın bu mu senin, güya Akılcı güya Kuran-cı güya Tasavvuf-çu! Senin Evrimle ne alakan var, Ahmak! Güya Sen Akıllısın çok Bilimselsin de bu Halk Kompleksli de ondan mı Evrimi kabul etmiyor? Allah Musa'nın Asasını Yılan yaptı, bir kavmi Maymunlara Domuzlara çevirdi, İsa ile çamurdan yaptığı kuşu canlandırdı..; "Topraktan Yarattım" dedi, "Kendi Ruhumdan üfledim" dedi, "Sizi Yeryüzünde Halifeler kıldım" dedi.. ne Kompleksi! Asıl Kompleks İlimi beğenmeyip, güya Bilim'e aldanan, Aklına uymayan her şeyi Sembolik Mecaz Edebi yapan, Din'e uyacağına, her boku Evrim'e uyduran o Yobaz Taş Kafalı Nefsine uyan, Sen'de! A Kibirli Ahmak, Kompleksli, Batı Yalakası, daha Ruh ile Can'ı ayırd edemeyen Hor Hakir Tasavvuf-çu, Adem ile İsa'yı aynı göremeyen, Şirk Küfür, Hakk Batıl, Beşeriyet Nefs ayırd edemeyen Din Cahili, Tesadüf Eseri, Soyu Şaibeli, Nereden geldiği nereye gittiği belirsiz, bir türlü olamamış olamayacak Mahluk!.. Hadi, Evrim'e Tevil et şimdi şu Sezdiğin Manaları! Olduğun gibi Hor Hakir gör kendini! Evril Evril!

Zahir Batın Ehli..

Birbiriyle Didişen Zahir ile Batın Ehlini, Celal Hamamında bir Keseletesim gelir..
Çok değil bir sene, Cehennemi şöyle bir gezdiresim gelir.

Vehim - Vesvese

Zihnine gelen her türlü düşünce, nefsi-şeytani, geçmiş-gelecek, vehim-gerçek, kusur-günah, acı-tatlı; bilsin ki, Allah hepsinin Üstünde, hepsinden Üstündür.

O'nun vereceği mükafat da O'nun gibi olacağından, uygun yer uygun zaman gerek..

Madem şikayetin sızlanman büyük, o halde sen şu dünya günleri kendini sırat'da bil!.. O'nun vereceği mükafat da O'nun gibi olacağından, uygun yer uygun zaman gerek.. Azla yetinme! Gönlün İman basamağında nazlansa da, gam yeme, O seni o az az yemlerle asıl o büyük o Hayırlı tuzağına çekmekte!..

Esma ~ Ruh ~ Kader Sırrı - Ayan-ı Sabite ~ İbn Arabi (ks) ~ "Adem Ruh ile Cesed arasındayken.." ~ Zaman - Dehr ~ "Cehennem için yarattık"..

Hiçbir şey yok iken ilk seni var etseydi, Zahir İsminin İlk Tecellisi Sen olurdun. Bu durumda Sen, Hayat Sahibi Var olduğun halde Bilgi bakımından tıpkı Bitkisel veya Hayvani Mertebede bir "Bilmez"likte olsaydın da, bu O'nun İlk defa Batın olması olurdu.. Ama bu örneğe göre Ruh, yani Sen, İnsan olarak Zuhur edeceğinden, yani O'ndan bir Ruh olduğundan, Bilgin de bu Mertebe'ye uygun olacaktı.. Ki Elest Bezminde "Rabbimizsin" diyebilmemiz bundandır.. Bu Örnekte olmasa da, Batın İsminin Zuhuru yine, Dünyevi yaşama geçtiğimizde bizim nezdimizde, bize nispetle Taayyün etmiştir. Ve Elest Bezmi hususiyetinde Zahir İsmi Genel olduysa da Allah'ın Bilgisi Dünyevi Yaşamı ve Akıbetlerimizi Kuşattığından (Ayan-ı Sabite), Ruhun bu Yüksek Biliş Mertebesi Dünya ve Ahirette Arızi olarak perdelendi, ve İnsanlar Hakk'a Yakınlık Bilgisinde Mertebelendiler.. Bu anlamda Hz Peygamberin (as) "Adem Ruh ile Cesed arasındayken ben Nebi idim" Hadisini örnek verebiliriz.. Halbuki Adem (as) da İstidat bakımından Nebi olarak seçilmişti.. Ve Allahtan bir Ruh olma bakımından hiçbir beşer'in-insan'ın diğerinden farkı yoktur.. Lakin Dünyevi yaşam başlı başına Perde olduğundan, kim Allah'tan bir Ruh olma Mutlak İstidadına tam Dönebildiyse, O hem Bilgi hem her bakımdan, daha Yakın ve daha Lütfa mazhar bir Nefs-Ferd oldu.. Kimisi de çamurdan çıkmak bir yana Allah'dan bir Ruh yani İnsan olduğu halde Hayvan'dan daha aşağı olan Nefsinde kaldı, Ezeli Aşk Ateşini söndürdü, terkettiği gibi kendisi de terkedildi, hatta çoğu Cehennem için yaratıldı!.. Eğer o Hayvan olsaydı, Sorumlu tutulmaz, Azab da görmezdi.. İşte "Zaman-Dehr" O'nun İsmi olması böyle olduğundan, Kader Sırrı, Ayan-ı Sabite vs gibi İlimler-Bilgiler gayet de Azametli Meselelerdir.. İbn Arabi (ks) Babamıza ve Sevenlerine Selam olsun.

Gönül

Sonsuz Sınırsız Hamd olsun! Sonsuz Sınırsız Şükürler olsun!

Din ve Yasaklar ~ Hikmet ~ O

O'nun Rızası yanında, yasaklanan şeylerin ne değeri kıymeti olabilir? Yasaklananların Emredilenlerin nedenlerini faydalarını, Hikmetlerini arıyor, soruyorsan, ara sor, çokça bulacaksın.. Ama O'nu arayana, O'nu seçene, O Yetti.. Şimdi Akıllılık seninki mi?..

Hasan Hüseyin..

Hasan'sın, Namerdi Namerde, Dün'ya Leşini Dün'ya Köpeğine bırakırsın.. Gam yemezsin, Aşık olunansın.. Hüseyin'sin, Aşıksın.. Namerdin elinden ölsen, yine Gam yemezsin Hakk'sın..

Psikolojik Problem-lerler..

"Psikolojik Problem-lerler" yoktur.. Nefs'e uymamak, Hakk'a Uymak vardır.. Şükretmek, Sabretmek.. La ilahe İllallah.. SubhanAllah vardır.. 99 Esma vardır.. Aşık olmak, Muhtaçlığını İtiraf etmek vardır!.. "Ama" yok, Naz Niyaz vardır!.. Pek Yücedir, Pek Yakındır, İhlaslı olmak vardır.. "Vardır" da vardır!..

Panteizm - Evren - Alem - Tek-lik Bir-lik - Vahdet-i Vücud

Alem diye Tek Bir şey yoktur.. Her bir şey birliğini, suretini, varlığını, hayatını, Tek ve Bir olandan alır..

Kayıtlanma..

Yolda arabalar birbirlerine izin vermeye çalışırken de birbirlerine çarpabilirler.. halbuki çok da kibardılar, naziktiler, birbirlerine titriyorlardı.. İnceliğin üzerinde bir incelik, tevazunun üzerinde bi tevazu, düzenin üzerinde bir düzen var.. Ne Horla kendini ne tersi.. "Kibirli" de deme!.. Kayıtlanma.

Akıl - Meleki İlham - Hikmet - Ruh

İnsan Hikmet doğuramaz-yaratamaz, çünkü Hikmet, Hakikat-ler ve Hakk da, zaten Var ve Hazırdır.. Ruh'un Ameli, "Anlamak"dan ibarettir; Manaları Kabul veya Reddederek, Hüküm açığa çıkar.. O, çıplaktır.. ona ulaşan Manalar kendinden değil, Şeytani-Nefsi İlhamlar, Meleki İlhamlar, Esmai İlhamlar-Tecelliler; nihayet ki hepsi de Zati Tecelli sayesinde ona ulaşmaktadır.. Ameline göre, Erişebildiği Hakikat Mertebesi, onun bizatihi Yaşamıdır.. Yaşam'ın -belki Hayat'ın- ta kendisidir!

Kalp vermiş en büyük Hazine - Tasavvuf - Terk

Dünya'dan bir şeyim mi var ki, Rızası için Dünya'yı terkedeyim deme.. Kalp vermiş en büyük Hazine, O'na Döndür.. Erişebiliyorken Dön Yüzünü, Yaşlanırsın elin ayağın zaten tutmaz olur, Yüzün Kara, belki Yarın ölürsün.. Rızası için, Yasaklarını terket, Emirlerini tut, Ölmeden Öl de Hayat bul!


Ruh - Duyular - Min Ruhi

Duyularının hiçbirisi Ruhunu, yani Sen'i, algılamıyor.. Öyle böyle değildir acayibliğin..


Hasan Hüseyin..

Hasan ile Hüseyin Cennet'de Ağabeylerdir. Allah Kardeş olmayı nasib etsin onlara.


Kuran-cı-lar.. - Şirk - Tasavvuf

Nerede iki müslüman bir araya gelse.. hatta bir de Zikir etse, Şirk koşuyor, Şeyhlerine tapıyorlar, Allahtan başkasından yardım istiyorlar, Hücum Tekfir diyen, uzaklaştırılmışlar topluluğu.. Allah'ın Veli, Cami, Rahim gibi sayısız En Güzel İsimlerine Şirk koşuyorsunuz.. Yahudi İngiliz'den öte şeytanın ajanlığı Mertebesine Yükseldiniz, Tebrikler.


Felsefe - Akıl - Tasavvuf - Keşf - Rüya

Gece gördüğü Rüya Gündüz birebir çıkmış Keşf Ehli bi İnsana Akıl yok, Din yok Tanrı yok, Batı Felsefesi, Bilim!.. filan desen.. Sence bu adam yüzüne merhamet ederek bakıp neden susar.. Veya küfür etse sana neden eder?.. Yani Hal ve Akıl mertebesi farkı, Keşf Yolu ne demek, düşün bunları..


Kötü Enerji..

Kötü Enerji uçup gidebilir de, Allah kaybolup gitmez.. "Bütün işler O'na döner" dikkat et..


Bilinçli olmak - Ciddiyet

Bilinçli olmanın eşlik edemeyeceği bir durum hal, toplayamıyacağı hiçbir şey yoktur.. Belki Gaflete eşlik edemez ve, Sapmaya.. Ama Ciddiyette siz biz, mesafe, kabalık, muhabbetsizlik vb vardır..


Hu - Zikir

İnsan ile konuşurken yüzüne "Sen İnsansın sen İnsansın" deyip durmadığın gibi, Muhatabının O olduğunu Bilen de O'na O olduğunu hatırlatıp durmaz. Dostunsa Dilden Kalbine indir Dostluğunu, "Dostsun Dostsun" deyip durma. Şunu da unutma ki "Seven sevdiğine kavuşmuş olsa da özlem duyar"


Vech - Kıble

Kıble taştan ibaret olsa, aynı Ayette neden "Vech" kelimesi geçsin? Nereye dönsen "Allah! Allah!" ise, o halde Kabe'ye dönmem deme!


Felsefe - Var-lık

"Var" ve "Yok" Mutlak olarak kabul edilmedikçe geçici var ve yok Hükümsüzdür. Mutlak "Yok", Mutlak "Var" hazır bulunduğu için, zaten ne var ne yoktur, Mutlak olmayan var ise bu durumda yok ile aynı durumdadır, birbirinden ayırd edilmez. Mutlak "Var"ı herkes kabul edebilecek kemalde, temiz bir Akıl seviyesinde olmasa da, "Hiç" apaçık mevcud olmadığı için Yol geçici olduğu hükmü verilen var'a klavuzlanmıştır. Kim diyebilir ki, şu bu geçici olduğu için "Var" da geçicidir, veya hükümsüzdür.. Böyle bir şeyi ancak "Var"ı mutlak olarak geçici şeylere bağlamış zavallı kişi söyleyebilir; halbuki o bu geçicileri geçici kılan "Var" nedir bilmez.. Daha doğrusu bilemez, çünkü geçici var'ı Mutlak saymış, yani Şirk koşmuştur, artık nasıl bilebilir! Mesela Merhamet nedir ona göre, geçici ve akli bir şey, insana özgü, fiil.. Adalet nedir, geçici, akli hatta yok, insana özgü, fiil.. Vb.. O bu durumda nasıl olur da Mutlak Var'ı mutlak geçici saydığı şeylerde ve daha ötesi O'nu Kendisinde görsün.. En büyük Perde zaten kendisi saymış!


Felsefe - Bigbang - Var-lık - Ateizm

Ateist, "Olabilirci" Modern Felsefeciler "Big Bang öncesinden -ne demek istedikleri kendilerine belirsizdir- buraya Akıl getiremeyiz" demekle sadece Tanrı'nın Varlığıyla sonuçlanacak bir Yürüyüşü değil, mevcut Felsefe ve Bilime varacak Akıl Yürütmeyi hatta Aklın bile yolunu kestiler! Yol kesmek Manevi yönden olunca, kat be kat Zulümdür; ve Zulüm, hakikatte kişinin  ancak kendi kendine edip bulmasıdır! Bugün bir ot, hap, bir hastalığa rahatsızlığa şifa olabiliyorsa, işte basitçe bu "B-İlim"dir.. nasıl olur da Big Bang öncesinden Akıl buraya gelmez? Fiziki "Fayda" olunca, geliyor fakat, Tanrı'nın Varlığından kendilerine Aklen Manen Fayda sağlayamadıkları için, Tanrı gelemiyor! Gelemeyen O değil, Manevi Körler Yolu! bulamıyor, O'na gidemiyor!


Aynılama Kaydı - Uzakdoğu - Osho

Evrensel, Kozmik, Uzakdoğucu vb depresyondan yeni çıkmış Mutlulukçu arkadaşlar.. "Aynılama" Kaydından ! geçin.. Bir ile Bir-lik arasında Fark var.. Basit bir örnekle: New Age ile Deep House ne kadar "Elektronik Müzik" olsalar da Aynı olmadıkları gibi, Meditasyonla Mürakabe de kesinlikle aynı değildir.. Henüz Uzakdoğu Mutluluğundasınız, Mutlulukla Huzur, Huzur'da olmakla Mutluluk Aynı değildir! Henüz Huzur'a -İslam'a- gelmediniz, Rahman'dan Rahim'e Uzun İnce bir Yolunuz var! Uzakdoğu'dan Mekke'ye Medine'ye Uzun İnce bir yol var! Osho vb ile Aşk Muhabbet Vahdet Allah Ehli arasında çok büyük Fark var!

"Her Zıt Farklıdır ama her Farklı Zıt değildir"
Muhyiddin İbn Arabi (ks)


Felsefe - Var-lık

O'nun "Var"ı, bizim akılla edindiğimiz yok ve var bilgimizin üzerindedir.. Eğer böyle olmasaydı, bildiğimiz -aslında bilmediğimiz- Var, var olmazdı.. Yani, biz de olmazdık.. Çünkü, "Yok" yoktur, ve "Var" da bildiğimiz var değil! "Yok" gerçek anlamda var olsaydı, bildiğimiz vardan hiç söz edemezdik.. Eğer bildiğimiz var da gerçek anlamda "Var" olsaydı, o zaman, bildiğimiz yoktan da hiç söz edemezdik!.. Fakat o halde bu bilmediğimiz "Şey" nasıl ki, hem var hem yok olabiliyoruz?! Ve o "Yok" olmazken "Var" ki, biz de var olabiliyoruz!.. Bizim bildiğimiz -aslında bilmediğimiz- bu var, hiçbir şeye benzemeyen, başka bir "Var"!.. Ama O bizden ayrı da değil, O'nda balıklar gibiyiz, balık da ne su içinde su gibiyiz, sanki O "Şey" de, bizler de "Şeyler"i!


Tekfir

Kim kendisi dururken, başkasının İmanı hakkında şüpheleniyor, şüpheye düşürüyor, Tekfir ediyorsa, Tekfir edilir, Lanet'e uğrar. Kim de İhlas ile sırf kendi nefsiyle meşgul olursa, işte Mümin odur.. Allahtan bir Nur üzeredir, ölmeden önce ölür, Cennetle, Cemalullahla ferahlanır.


Felsefe'nin Temel Meseleleri..

Felsefe'nin bütün Meseleleri toplanıp "Var" ve "Yok"un Huzuruna dönmüşler.. Hep bir ağızdan demişler ki: "Tevbe ettik, Huzurunda toplandık İtiraf ederiz, Ey "Var", Sen'den Azametli Sen'den Yüce bir Mesele yok! Dahi Mesele yok, ancak Sen Varsın!".. Şimdi ben derim ki; Önce Uyku'da tam olarak "Yok" olduğunun bir farkına var! Eğer iş Madde'de, o "Var" dersen de, var Kasap Dükkanı, Morg, Mezarlıkları gez, bak bakalım Bedenin Beynin Madde'nin Can'a ne faydası var! Ekmek Su, Gafletten ibaret Canlılığı, Madde bağımlılığını azalt, azalt da bak bakalım, O Sendeki Ruh Kim'de "Var"!..

Ayan-ı Sabite ~ Ayn-ı Sabite ~ Kader Sırrı

Sen bir kimsenin sana veya başkalarına kötü şeyler yapacağını Bilsen, o veya başkası bunu bilemediğinden, mesela onu bu kötülükleri işlemeden hapse koysan, itiraz ederlerdi, hatta sen bile tam da emin olamazdın değil mi?.. Ama Allah'a göre her şey çok çok net! Ve filmi baştan on kere oynatmaya da gerek yoktur! Lakin iyi olalım kötü olalım bizim için bir Açıklama gerekli.. Çünkü biz Ondan bir Ruhuz, bir İnsan olma yaratılışı üzere yaratıldık, Sınırlar var, Lütuflar var.. İsimleri üzere Yaratıldık, türlü Rızıklar Nasipler var, sorular var cevaplar var, Af var Ceza var, çok çok incelikler var.. Ne O bir şey eksik etti ne de biz etmek isterdik.. Bunları hiç mi hiç düşünmeyen ise aslında zaten Adil Mahkeme de istemez de, işte, ona kalmadı, Allah Adl, hiçbir şey eksik ve kapalı olmayacak.. Ona kalsa Dünya'da istediği cürmü işleyip kafasına göre takılsındı veya "bilmiyor mu bu Tanrı da direkt cehenneme cennete koyaydı" der ama, ona kalmadı işte!.. Öyle bir biliyor ve işliyor ki hem de!

İşte Ayn-ı Sabite böyle bazı önemli boyutlarından, Kader Sırrı yönünden, kısaca böyle bir Mesele ve Hakikat'tir..

Quantum ~ Tasavvuf

Quantum'u Batılı Bilim Adamlarının neden anlayamadığını henüz anlayamamış bir sürü Geri Kafalı güya Bilim Meraklısı Zevzek var ve Kıyamet Kopana kadar da anlayamıyacaklarını düşünüyorum.. Zira mesele Bilim'den çıkıyor.. İman değil ama Akli İnanc'a da tamamen ters.. Einstein'ı bile zorlamış bu Quantum Meselesini kısaca şöyle izah edeyim: Altyapı Üstyapı Uyuşmazlığı! Altyapı Üstyapı Uyuşmazlığı! Halbuki Klasik Bilim'e göre ki daha ötesi Bilim'e göre böyle bir şeyin olması İmkansız! Bilim'in Temeli çöktü, yani anlıyamama olayı Zeka ve Problemin Kompleksliği ile ilgili değil! Bilim Adamlarında bunun şaşkınlığı ve korkusu var.. geniş kitlelerce bunun anlaşılması ve açıklanması da daha zor olduğundan henüz Bilim Meraklıları Uyanabilmiş değil! Allah'ın Kibirlileri Rezil etmesi böyledir! Abartmıyorum, hiç ümit yok! Bilim Temel'den çöktüğünden, Hakikati kabul edemeyen Körlere, binlerce yıldır ne rezillik düşüyorsa yine aynı zavallılıklar düşüyor; ya Tesadüf-Olasılık.. ya da Kadercilik (Cebr)-Tanrı zar atmaz! Yani yine İfrat ve Tefrit!.. Yine Hakk'dan uzaklık.. Halbuki Keramet zaten Musa'nın asasında değildi ki! Ah Dinsizlik İmansızlık! Ah Quantum Laneti! Ah Güneşin Batı'dan Doğuşunun Cezb edici Güzelliği!

Adem Havva (as) ~ Anadolu - Ahmed Arif

Bu Ağacın Tohumunu, Yeryüzünde arama bulamazsın a cancağızım! Ben Anamın Havva, Babamın Adem olduğunu, senin aldandığın o Düşünemeyen Cüzi Aklından, aldatıldığın Uyduruk Tarihinden değil, Külli, Ulvi Akıl'dan, Hakikati Muhammediye'den Okuyorum! Hakikat çok Duru Yalın Apaçık, lakin, Kalbinin Gözüne Şeytan kaçmış, ondan Basit Saf  Düşünemiyorsun cancağızım! Bu Ağacın Tohumunu, Yeryüzünde arama bulamazsın a cancağızım!

Kuran'da Sembolizm! ~ Kuran'da Mucize ~ Tasavvuf Büyüklerinin Sözleri ve Hadsizler..

Hiç harikulade hal yaşamamış biri büyüklerin menkıbelerini sözlerini hatta Kuran'ı tabi ki Sembolik bulup haddini aşabilir. Yazık, bari hiç tattırılmamış, ama haddini bilip kendini aklıyla birşey zannetmese ya! Mucize'yi geçtim bir Yücelik Hali yaşasa, bakalım o sözleri abartılı bulacak mı, veya acaba kendisi neler neler diyecek! Tasavvuf Büyüklerini aklınca tevil etmek, hatta ayıplamak, Kuran'a Sembolik demek kolay, yaşa bakalım bi, senin durumun şu halde ne olacak!

Nefis

Bir başarı nasib olur, eline para geçer, yükselirsin, millet seni över, hemen nefsinde, Getirildiğin Makama yakışmıyan bir Büyüklük, Kibir peyda olmaz mı? Hayırlı bir iş ise İmtihandır, daha iyisi daha güzeli var, nefsini gör bil Rabbini gör bil!.. Yok baştan Razı olunmıyan bir iş idi ise, yandı, cehenneme dört şeritli asfalt yol!

Cebrail gelse dese ki..

Cebrail gelse şöyle yap dese, Peygamber gelse şöyle yapma dese.. Yani Kendisine yapmayı yakıştırmadığı ameli Melek emrediyor, yakıştırdığı amele de Peygamber mani olmaya çalışıyor..

Cehennem O'nun yanında nerede kaldı..

Cemalini gördüğün gibi Celalini de zalimlerin elinde yüzünde suretinde gördün mü? İşte zalimlerin canına acıyıverirsin o zaman ama ne fayda! Cehennem O'nun yanında nerede kaldı..

Hayy İsmi ~ Hayat ve Yaşam..

"Yaşam" biter, "Hayat" devam eder. Hayy!

Vicdan ~ Kalp ~ Merhamet

Vicdan'ın Akılla veya Sosyallikle hiçbir ilgisi yoktur.. o direkt Kalpten zuhur eder.. Kişi onu Akıl ile sonradan perdelerse de bu, Sarhoş olmak gibidir, ayılınca Dert daha şiddetli açığa çıkar. Bu perdeleme Aklı saçmasapan meşguliyetlerle tamamen terke kadar götürür; bu ise Karanlık üstüne Karanlıktır. Hiçbir saçmasapan adet gelenek davranış yoktur ki Merhamet'i görmezden gelebilsin, etkisiz kılabilsin. Yaşam meşguliyeti sona erdiğinde, hiçbir perde Kalp Ateşine engel olamaz; bilene Nur, bilmezlikten gelene Ateş, gayet makul! "Onlar ancak kendi nefislerine zulmediyorlar! Keşke bilselerdi!"

Din ~ Vicdan - Kalp ~ Hesap - Hüküm - Ceza ~ Nefs ~ Ruh

Hesap, Kalp Nurlarını (mesela Vicdan) görmezden gelip, Nefis Karanlıklarına (mesela Menfaat) dalan Ruh'dan sorulur. Hüküm de Ruh'a verilir.. fakat o, Kaynağından (Min ruhi) Asli Kutsiyete sahip Münezzeh olduğundan, Ceza, Kalpte, Nefiste açığa çıkar.. Mesela; Kalp Katılığı-Karanlığı, Nefsin Vehim etmesi gibi..

Zikir ~ Niyet

Bir Zikir Kelimesini çokça tekrarlayıp hepsini Kalpten söyleyemezsen de, onu Tespih etmeye başlarkenki "Niyet"in, onun her tekrarını Allah Katında makbul kılar. Niyet'in nedir?..

Kendi ile de..

Eseriyle, "oluş-her şey", Tüm İsimleri ile, Senin ile, Sitemi Rahmeti ile Yakın olan, Kendi ile de daha Yakın.. Bu ikisi de bir olmadı mı şimdi?..

Zaman ~ Felsefe'de Fizik'de Zaman..

Sabrın yoksa, Acelen varsa, yani Tedirginsen, Huzur'da değilsen, "Zaman", vardır.. Felsefe'de veya Fizik'te aranan Zaman nedir ki?.. "Perdeler kalksa Yakinim artmaz" diyen Kullar için, dün geçti bugün de geçti, yarın da geçti, ondan sonraki de ondan sonraki de... Eh kaldır şu Zaman Perdesini de bak bakalım bi?..

Celal Cemal ~ Şeriat ~ Aşk

Celalini bilmeyen Cemalini göremez. Ne Aşk bilir yani Naz bilir, ne Muhabbet bilir, ne de hesap bilir.. Sadece şeriat'e bağlı olmakla olmaz, çünkü o şeriatle kendi nefsine yan çıkar, zekatı tam hesap eder, fazladan Canını vermez.. Farz der, Nafile demez.. dese de Nafile'den Sevaptan başka bişey çıkarmaz.. Allah hepimizi candan eksiltmeyle imtihan eder ama, niyetler, nazlar, istekler başka.. Pervane olmadan, Canı başı Aşk kokmadan, olmaz.. O, yalnız O.. O olmadan ne olmuş..

Tasavvuf - Hayal ~ Diriliş Cismen-Bedenen mi Ruhen mi!

Bilmeyene Hayal, bilene Kadiriyetidir.. Mucize'yi görsen gözlerini ovuşturup Hayal mi dersin, halbuki o, Hakk'tır.. Buna göre anla ki, Ahirette 'Diriliş Maddi olmayacak, Bedenlenme yok' diyen, ancak laf ebeliği yapmıştır, Cahilliğini ortaya koymuştur.. Şu da var: Vehim, Hayal veya Batıl, Batıl olmaklığıyla Hakk'tır.. Kendi başlarına değil.. Misal, Allah'ın Mülkünü sahiplenirsen, Rabblik iddia edersen, Allah'dan başkasına dayanırsan, seni de mülkünü de sarıldıklarını da Hayal Vehim Batıl yapar, savurur atar.. O'na bundan hiç zeval gelmez.. Bazen de sana bir Rüya Hayal gösterir ki, gerçek dediğin, o Rüya yanında Hayal kalır.. Her şeyin dayandığı Asıl O'dur, ne Rüyası ne Hayali vs.. Ben şimdi bunları anlattım ama şahdamarından yakın olan O anlatmadıktan sonra bunlar sana tabi hayal vehim.. O sana Kendini göstermeden, hayal ne gerçek ne bilmezsin.. O halde laf ebeliği yapma..

Yalnızlık

Biz İlahlıyız, O İlahlı değil.. Biz hiç O'nsuz olmadık, olamayız.. O'nun bir rabbi yok, Tek idi, yine Tek'dir. O'ndan başkası yoktur ki yalnızlık diye bir şey olsun, O'nunla yalnız-halvet-kurbet olmak dışında.. İşte Hakikate göre Yalnızlık sadece Gafletten ibarettir..

Saidlik Şakilik

Hal bakımından Said Şaki olmak başka, Hüküm bakımından Said Şaki olmak başka.. Hakikat'de Şaki olmıyan yoktur, Allah Hidayet eder.. Hal bakımından Said ve Şaki olmıyan yoktur, sadece Şaki sadece Said olan da yoktur.. Kalp Halden Hale inkılap eder; Eminlik (Mutlak, Garanti) yoktur.. Hüküm bakımından ise her şey Adalet üzere bir Kaderledir.. Cennetlik Cehenneme, Cehennemlik Cennete girmez.. Allah'ın Bilgisi ile Hükmü de farklıdır.. Kader Sırrınca, Cehenneme giren, Adalet üzere kendi girmiştir, bunun Bilinmesine rağmen yaratılması ile şimdi Hükümle açığa çıkarılması arasında Allah Katında bir fark yoktur.. Ki onlar ancak kendi kendilerine zulmederler.. Cennet'e giren ise yine Adalet üzere, lakin Cennet Allah Lütfundan ibarettir, kimse onu kendi nefsiyle elde edemez.. Şu da bilinmeli ki Said-Şaki olma, İsimlere değil Müsemma'ya, yani Zat'a ilişkindir.. Kader Sırrı, aynı şekilde Zat'a ilişkindir.. Yani İsimler kendi başlarına Mutlak olmayıp, Zat'a ilişik oldukları gibi, Hükümler de Nefislerinin Hallerine Mağlup veya Galip Ruhlara-Zatlara verilir.. Yani Mutlak Hüküm değil, Sorumluluk vardır, Mutlak bir Said ve Şaki oluş değil.. Anla! İsimlerin Hükmü Mutlak değil, Zat'ın Hükmü mutlak!.. Hallerin değil, Ruhların sorumluluğu mutlak!

İman ~ Tasavvuf

Kendine Fayda kaydıyla doğan İman, Hakk'a İman değildir. Mertebe aldırmaz. İlk ağır İmtihanda, ilk Celali Tecellide, dağılır bozulur gider. Zaten o aslında İman da değildi, belki o nefsine iman etmişti, işler bozulunca da kabahati Rabbinde görecek değildi ya.. Fazla Naz Aşık usandırır derler ya, yalan, işin aslı Menfaatin girdiği hangi şey bozulmaz.. Pervanelere, ölmeden önce ölenlere, yani Tasavvuf Ehline dil uzatanlar bu açıdan münafıklar gibidirler, İmanlarından emin olunmaz; faydayı zararı insanlardan bildiklerinden, Hakk ile değil Halkla meşgul olurlar, veya şeytanla.. Yüzleri Allah'a dönmez, ölmeden önce ölemezler, 'Sen'den Sana sığındım' diyemezler, Halvet'e girmezler, Bir olamazlar, Vahdet Şarabı içip sarhoş olamazlar, Haram olur Şirk olur!.. Şu var ki Allah Hakkın ta Kendisi olduğundan dilde de olsa İman müslüman kafir her nefis sahibine Hakk Katından bir Lütuf olarak yine Faydalıdır.. Hakk olmadan İman olmaz çünkü, Aşk olmaz, Vahdet olmaz.. herkes kendi nefsini İlah bulurdu, kendi nefsine Aşık olur, kendiyle bir olurdu..

İlim - Alim

Bilmekliği Yaratan olmasa kim ne bilecek, sen Bilen'e bak.

Bak bakalım..

Ses söz arama, bak bakalım her şey Allah demiyor mu..

Kulluk

Kendisinden sorasın diye, cahil yaratmış; öğrenmeyecek misin?.. Kendisini Hatırla diye, unutkan yapmış; Zikretmeyecek misin?.. Kendisinden isteyesin diye, fakir yaratmış; O'ndan istemeyecek misin?.. Kulu olasın diye yaratmış, özgürlük mü isteyeceksin!.. Dost olasın diye yaratmış, düşman mı olacaksın!.. Kendini vermek için yaratmış, almayacak mısın!..

Zaman ~ Zat-Sıfat-Fiil ~ Ruh

Mesela; "Düşünmek", senin bir fiilindir.. "Düşünen" ise, senin Sıfatındır.. Düşünmediğinde, bu Sıfat senden gitmediği gibi, düşündüğünde de Zatında bir değişme olmaz.. Fiilin, Sıfatını değiştirmediği gibi, Zatını da değiştirmez.. Ve, bu senin Sıfatlarından sadece bir Sıfat, Fiillerinden sadece bir Fiildir; yani Sen Ruhunda-Zatında bunlar olmadığın gibi, Sıfatın Fiilin de sadece bu değildir.. Bu sözlerin yeri "Nefsini Bilen Rabbini Bilir", "Kendi Ruhumdan üfledim", "Kendi Suretinde Yarattı" Manaları-Hakikatleri arasındadır; O'na Nispetle.. Sen kanlı canlı bir Misal'sin, O'nun benzettiği! "Zaman" dersen, O'na nispetle yoktur, çünkü hiç değişmedi.. Yine O'na nispetle, yoktun, ve Varlığın O'nda bir şey değiştirmedi, yoksun.. Ve Varsın, yine O'na nispetle ! ; Şükret.. Ve haddini yerini bilirsen, Evvel'de, Elest Bezminde, Rabbimizsin dediğin gibi Ahir'de de yine Rabbimizsin dersin, yani Zaman sen'de de bir şey değiştirmez.. Zira, Evvel, Ahir, Zahir, Batın, yine O'dur.. Fiillerine dikkat et!.. Hatırlayanlara, Unutmayanlara, yani Zikredenlere, yine Selam olsun.. Alemlerin Rabbi Allah'a Hamdolsun!

"Gerçek Hayat Ahiret Hayatıdır"

"Gerçek Hayat Ahiret Hayatıdır" buyuruluyor.. Dünya'da sevinenler gamlananlar, halden hale girenler, hayal kuranlar.. daha birşey görmediniz sayın!.. Dünya'ya saplananlar, küçük düşünür!.. Bir kere yoktan Hayat'a geldiniz ya! Size Hayat verenin Büyüklüğünü, Ahiret'i düşünün, büyük düşünün de küçük düşmeyin!

Tasavvuf ~ Bir-lik ~ Vahdet

Şurdan sağa doğru git, Bir'e çıkarsın.. Şurdan sola doğru git, Bir'e çıkarsın.. Burada her yol, Bir'e çıkar. Fakat O Bir nedir, ne suret putuna tapanlar bildi, ne batın putuna.

Hu

Ömürler boyu yalvarmaya değecek Sevgilinin bir tebessümü için çok kısa kısa sürünüyoruz.. bence bunun için şükretme! Ömürler boyu dediğime de takılma!

Nerenden tutayım..

Sen bir yanan ağaçsın, dalın yok ki nerenden tutayım; kül yok oldum, Sana tutunamasam ne olur, uçurum zaten Sen'sin, dipte de Sen!. Ne güzelsin hem çare yok, hem Sen'den kurtuluş yok!

Namaz

Namaz gibi dürüstlük bulunmaz.

"Ben kulumun Zannı üzereyim"..

"Ben kulumun Zannı üzereyim" buyurmuştur.. Yani onları kırmak üzmek istemem..

"Var" ~ Vahdet

"Var", Bütün olmadığı gibi, "Parça" da değildir.. Ve, "Oluşmuş" da değildir.. Kaldı ki "Yok" da Oluşmaz, ve Değişmez.. Parçalardan Olmuş da, değilsin.. Vahdetine bir Kelime ararsan.. "Min Ruhi".. Ondan bir Ruhsun..

Kelime - Mana - İlim

Ay'a Nar denmez.. Gül'e Kaktüs denmez.. Portakal'a Greyfurt denmez.. 'Kelimelere takılma manaya geç' gibi lafları geç; ukalalık yapma da Güzel Doğru, Sadık Kelimeler öğren, onları oldukları yerlerine makamlarına getir, yer ver ki sana da yer versinler genişle, derinleş.. Ya dilini gönlüne uydur ya da afilli laflar etme sevdasından vazgeç.

Sakalla Sarıkla olmaz.. ~ Tasavvuf

Sakalla Sarıkla olmuyor diye kim diyebilir ki Sakalsız Sarıksız Donsuz olur? Bu ne biçim bir mantık.. Hem Olan ne? Kötü misal zaten nasıl, neye misal olabilir ki!?

Kafirler..

Elbette bilemeyiz kimi ebu cehil kalır kimi Hz Ömer olur.

Melamiler ~ Tasavvuf ~ Namaz

Peygamber Namaz için 'göz aydınlığım' buyurduktan sonra Namazın Nurunu tartışacak da kim oluyor.

Mekandan Münezzeh ne demek.. ~ Allah Nerede..

Nasıl ki O, Kabe'nin dört duvarı İçinde değil ve o Bina O'ndan başkasına da Nispet edilmeksizin O'nun Mülkü Mekanı ise, Gökte de O'na Nispet edilmiş bir Kabe bir Makam var, ama O yine o Mekanın içinde değil elbet! Hangi Mekan O'nun olmayabilir ki, Mülk O'nun! Yerde de Gökte de Tek İlah! Mekandan Münezzeh derken bu kastedilir, yoksa kimse O'nun Mülkünü İnkar edecek değil! Ve bu Mülklerin en Yücesi de Manevi olan, Müminin Kalbidir ki, o Kalp zaten Mekansızdır, ne içi ne dışı! Bu ne manasız bir Yer Mekan arayışıdır, sanki O Beden sahibi de burası dar gelmiş, göklerden yukarıda gepgeniş Bomboş Mekan tutmuş! Sanki Beyni var da Düşünce gücüyle Dünyayı Kainatı Uzaktan yönetiyor; yani Sıfatının Cismi yok Yakın da, Zatının Cismi var, onun için Uzakta! Yukarıda demen Yüceltme manasında değil ise, aksi hiç şüphesiz Putperestçe; itiraf et, O Zatı Sıfatıyla Yakın da, Sen Yakın olamadığın için Uzaklarda!

Hu

Sen nasıl olur da şunu bunu dinleyip seyredip oyun oynayıp, O'ndan başkası ile nefsinden kurtulmaya, Zikri olmaksızın kendinden geçmeye çalışırsın! Haram ne diye Haram olmuş ki!

Hormonlar - Beyin - Ruh ~ Nevzuhur Tasavvuf!

"Mutluluğunuza hormonlarınız yön veriyor" diye iddia eden veya inanan, hem Ahmaktır hem Cahildir.. Bu tıpkı Etten Beyni veya Nöronların Işıltılarını Ruh sanmak gibi bir Ahmaklık ve Cahilliktir.. Gazete Sloganları tarzında Lafları Din'in Batın'ı veya Tasavvuf zannetmişlere bu sözümüz. Din'in Batını Allah'a Gönül vermektir, Muhabbetle Kulluktur Muhabbetle!

Es Sabr..

Ya Sabır Ya Sabır Ya Sabır... O Güzel İsimlerinden biridir Rabbimizin, Es Sabr..

Zikir - Dua

Allahım ben Seni Zikretmeyi bilemiyorum, beceremiyorum, bana Senin Zikrini göster, öğret.

Tasavvuf - Bilim ~ Sır ~ Şahdamarından daha da Yakın..

Bilim adamları, asla çözemeyecekleri bir Sırrı kıyısında durup seyrediyorlar; halbuki O Sır onlara şah damarlarından daha yakındır.

Vesvese

Vesvese kördür, sen vesveseyi görürsün.

Yasak ~ Muhabbet

Rabbim bana, beni Yasakladığı şey ile Muhabbet etmiştir; yani bana, Celalinden Sakındırmak ile Muhabbet etmiştir; O'na nasıl İtaat etmem.

Ezanla Uyanmak ~ Salat ~ Riya

Melekler ve Büyükler seni Salat'a Uyandırırlarsa, elalem görsün görmesin diye değil, Allah seni Huzurunda Uyanık görsün diyedir.

Kuran Apaçıktır.. ~ Tasavvuf

Evet, şüphesiz Kuran Apaçık bir kitaptır; şöyle söyler: "...Allah bilir, siz ise bilmezsiniz." [Nahl/74]

İsyankar Genç..

"Şu Ahir Zamanda Dinsiz Donsuz geziyorum İmanımı çaldırmayayım, Namaz kılayım, Zikredeyim, Rabbime Yakınlaşma yolları öğreneyim vesileler arayayım" değil de "Allah Peygamber Din Kitap Kötü, Ben İyi" öyle mi?.. Senin ben o zaten olmayan dini gelmişini geçmişini iyiliğini kötülüğünü.. daha yazardım da yazmıyım!

Teslimiyet

İkilemde kalma, Teslim ol, hiç şüphesiz;
Hakk yapar İşini Mutlak, Lütfeder senli ya da sensiz.

Bir-lik ~ Ayniyyet - Fark ~ Ruh

El ayak parmaklar dahi aynı Ruh'dan, aynı Zat'a bağlı, Bir'dir ondan, çünkü O Bir'den Ayrı değil. Duyma Görme Misali elbet aynı olmaz Farklıdır; Fark var, ama Ayrılık değil.

Ben'i Unutur İsyan edersin..

Sen'de Sabır yok,
Din dışarıda mı Yok zannedersin!
Daha Hiç Yok olamamışsın,
Bana Kibir İsnad edersin..
İki bela bi haksızlık gördün diye,
Ben'i Unutur İsyan edersin..
Kazana koysam "Anam!" dersin!
Bu halinden utanmazsın Rezil,
bi de Ben'siz Cennet mi istersin!..
Sen ancak kendine küfreden,
Kendine zulmedensin!

Min Ruhi

Sen Avukat Hakim değilsin Hukuk okumadın ama Hakk Katında Yerin en yüksekte değil mi?.. Kendi Ruhumdan demesini kastediyorum! Hatta Hayvanlar dahi öyle!.. Lakin İki Ruh Mahkeme Salonunda düşün biri Hakim biri Sanık ama ikisinde de Hukuksuzluk var! Yani bu ne demek, yerlerini bilmiyorlar, beğenmemişler, yani Kendilerini! Yahut mesela Domuz'a Aygır'a Çamur Cennettir ama İnsan kalksa Eşeklik etse de Şehvet Ahırında yaşasa? Elbette İnsan Cin Hayvan Melek cümle mahluk aynı Ruh'dan (Min Ruhi) ama İnsan'ın Mertebesi Makamı Ahır mı, Çamur mu! Böyle olunca nefsini özünü yerini değerini haddini -hepsi aynı manaya gelir- bilmeyene, yani nankörlük edip hayvandan dahi aşağı inene, O'nu bilmek nasıl mümkün olacak! Bir söz verdi ama iki çamur iki ahır gördü vefa kalmadı ahdini unuttu, iki belaya Sabrı çok gördü, beğenmedi, unuttu gitti!

Tasavvuf ~ Ruh ~ Adem ~ Nebi idim..

Kendini Adem'e değil, daha çamuru karılmamışken Nebi olan Zat'a Nispet edersen, anlamakta zorlanmazsın Ruh hakkında söylediklerimizi!

Yoktan Yaratılma - Topraktan Yaratılma ~ Min Ruhi ~ Tenzih ~ Fena - Beka

Şeytan yaratılışını Ateş'e nispet ettiği gibi Adem de Toprağa nispet ederse, yahut mesela yaratılışı Yokluğa nispet ederse, orada İdrakte bi nakıslık var demektir.. İkilik asıl orda.. Yani Min Ruhi diye sadece Mecaz Mana buyurmadı.. Misal sana Ayak verdi ama Yürüyen Ayak değil, El verdi ama Tutan El değil.. bilirsen.. Fena'da olan varlıktan kaçar, kendinden geçer.. Beka'da ise tam tersi.. Misal: Attığında.. Sen atmadın.. Veya.. Siz yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz.. Oysa sizi de yaptıklarınızı da Allah yarattı.. İdraki Tam olana aynı Mertebe'yi işaret eder.. Şimdi senin Günahın var ve Allah Affedici değil mi.. Zaten Settar değil mi.. Neyi zorluyorsun o halde.. Elbette Günah işle diye vermedi Yakınlığına er diye verdi bu Sırlarını sana ya!.. Zaten Günah başka ne yolla gidecek, Uzaklıkla mı! Ee, daha neyi konuşuyor zorluyorsun! Belki işleyip işleyebileceğin en büyük Günahtan daha zararlı bu Kulluk diye Tenzih diye koyduğun Engel! Ben de ne konuşuyorum ki Allah abes işten Münezzeh, o Engel sana Müstehak demek ki!

Feyz

Kuran sana Düşünmeye güç yetiremeyeceğin Hakikatleri Hatırlatır; Duygulanmaya değecek şeyleri Yaşatır. Nefsin seni zorla Kalp elini kolunu bağlayıp hapseder, kendine mahkum eder; iki sayfa da olsa Kuran Oku da sen onu hapset!

Min Ruhi ~ Nur Üstüne Nur

Allah (cc) nasıl sonradan Alem ile Kendi Ruhunu-Zatını Perdelediyse, o Kendi Ruhundan bir Nefes-Ruh (Min Ruhi) olan bizleri de Bedenlenme-Nefs-Beşeriyet-Oluş-Alem ile Perdeledi. Sonra Ruh Güneşi-Mücevheri-Aynası Çamura battı! Sabredenler Müstesna "Evet!" dediğini Unuttu! "Allahı unutanlar gibi olmayın; Allah da onlara Kendilerini (Hakikatlerini) Unutturdu".. Çamurdaki Ayna Nuru kabul edip Parlamaz ki Kendi değerini bilebilsin! Ne var ki Allah'ın Nuru Ateş değmese de parlar ve üflemekle sönmez! Ne Mutlu Özünün Değerini ve Yerini Bilenlere ki bu Perdelenme onlar için Nur üstüne Nur oldu!

Suret ~ İnsan

Bir Manzara Sureti, Kuş, Kedi fotoğrafı Gördüğümüzde "Subhanallah" deriz de.. "İnsan".. Ah!

Allah Nerede

Dünya dönüyor hangi Yukarı!.. "Nereye dönerseniz Vechi oradadır" buyururken Mümin'e Kalpten bir "her yerde" demek elbette Caiz olur; ne desindi "hiçbir yerde" mi!.. Cisim-Madde (Görünür Alem) dediğin Gökkuşağı gibi Nur'dandır Nur'dan! Sen onu Çölde Serap gibi Cisim görürsün; Rüyada olduğu gibi de dokunur, tadarsın ya.. Allah'ın Nurunun Misalini Oku.. Mekanın Mekanıdır O Zat!.. Allah yerlerin göklerin Nurudur ve Allah'ın Vechinden gayrı her şey Helak-Yok olucudur Ayetlerini iyi Oku Anla da, bu Mekan Çölünden, Cisminden kurtul! Uyan da Nur'unun şu acip Tecellisinde gark ol! Mekansızlık Aleminde neler ne nimetler yok ki, Yok yok! Asıl Var orada! İlmi, Rahmeti Merhameti, cümle Esma Sıfatıyla Zatı! Uzak değil Ruhun (Özün) Kalbin de ordadır orda! Kendi Ruhumdan demiş, O'ndadır O'nda!

Elest Bezmi

Kuran'da çokça "Döndürüleceksiniz" buyurulması Ruhların bu Dünya'da İnsan olarak daldıkları Oluş-Zaman Uykusundan "Elest Bezmi" Hakikatine, Diriliş Gününde Uyanacaklarına işarettir. Sanki hiçbir şey olmamış, hiç Zaman geçmemiş gibi! Ölmeden önce ölenler ise Zaman-Oluş-Gaflet Uykusundan Uyanmış An'da Hakka Rücu eden bu Dünya'da O'ndan bir Ruh oldukları Hakikatine ulaşmış İnsanlardır.

Zanneder misin ki, İsteyen İstediğine kavuşmaz..

Zanneder misin ki, İsteyen İstediğine kavuşmaz.. Zanneder misin ki, Seven, Sevilen olmaz.. O, hiç yok iken İstedi, Sevdi İnsan'ı, Özünü.. Kötü Zan sahiplerine ise hep işin sonrası, kabuğu posası kaldı!

"Min Ruhi" ~ Parçacıklar - Quantum

Güneş ışığında ancak görebildiğin havada salınan tek bir toz zerreciğini parmaklarınla tuttuğunu düşün,

bu toz zerreciği Atom'dur desek,

ondan daha daha küçüğü Parçacıklar (Kuarklar) var ve o kadar daha küçüktürler ki

tutmak istesen elin Hayal gibi içlerinden geçer.. İşte Quantum Çıkmazı..

demiyeyim çünkü aslında artık Döndürücü (açıklayıcı) bir Sır vermiştir Bilenler için..

Belirsizlik denilemez, çünkü İrade, İlim, Kudret yani Sıfatların hepsi her zaman her katmanda en apaçık gösterirdi Kendini..

İş ki Zatı anlayabilelerdi!..

Şimdi bu dediğim gibi inanılamıyacak derecede ufak parçacıklar ki senin Bedeninin Maddeleridir.. Ve esası ise şu ki, neye Madde derse, onu madde bilirsin..

Düşünce, ya da daha ötesi olan Ruhun (Özün) ise -işte asıl püf noktası ki hep "İnsan"da idi- hiçbir şekilde bunlarla (Madde) alakası yoktur,

ne ışıktır ne küçüktür ne hayaldir vs..

"Min Ruhi" buyurulmuş: yani mevcuttur fakat Sıfattan dahi öte hiçbir belirimi nasılı keyfiyeti yoktur!..

Ah keşke gerçekten Varlık'tan, Varlığın Biliminden, gerçek İlim'den-Felsefe'den-Tefekkür'den, Kibir etmeden,

anlasaydın Batı!..

"..Yıldırım çarpması sonucunda hastanelerin yoğun bakımlarında 1-2 ay süreyle tedavi görenler, beyinde meydana gelen hasarlar nedeniyle yürümeyi, yutma refleksini daha genel bir ifade ile yeniden yaşamayı öğrenmektedirler. Bu kişiler adeta “ölümü yaşamış ve dirilmiş gibi” hissettiklerini ifade etmektedirler.."

“Ve demiştiniz ki: "Ey Musa, biz Allah'ı apaçık görünceye kadar sana inanmayız." Bunun üzerine yıldırım sizi (kendinizden) almıştı. Ve siz bakıp duruyordunuz. Sonra şükredesiniz diye, sizi ölümünüzden sonra dirilttik.” (Bakara Suresi, 55-56)