Başlıklara tıkladıkça Rastgele yeni kayıtlar gelicektir

Kulluk ~ Zikir

"Allahım Sen'den Razıyım" diyemiyorsun, öyle mi..

İlim ~ Muhabbet ~ Kulluk

İlim'den Muhabbet'den Tespih yap kendine, aksın zihninde kalbinde. Nasıl toplanır bu tespihin taneleri: Subhanallah, Elhamdülillah, Allahuekber.. 99 Esma.. Salavat, Dua, Ayetler, Namaz, Hadisler, Büyüklerin güzel sözleri, Kitaplar, Şiirler, İlahiler-Şarkılar, Küçük gördüğün belki hiç görmediğin Allah'ın sana Nasib ettiği Ameller, Teşekkür, Şükürler, Sabr-ı Cemiller...; Kulluklar..

Zat ~ İdrak ~ Bilmek ~ Bilememek

İdrak edilememesi Sıfatına, Bilinmesi Zâtına Nispetledir; Mutlak Var'dır, O'dur O, Zâtına İdrak, Biliş, Gerekir değil. Perde olur Bizlere İdrak edememek, Bilememek; yoksa İdrak etmeyiş, Bilmeyiş O'na İlişir değil.

Zat - Sıfat ~ Fiil

Doğuştan Yeteğin olup da Sanatçı olsan, ve bir zaman Eser vermesen, artık Sanatçı olmaz mısın?.. O'nun, Hayy Sıfatı dahi böyledir ! Faaliyet (Fiil-Tecelli) göstermiyor diye Yok, faaliyet (Tecelli) gösterdi diye Hayat sahibi olmaz ! Zâtındandır Zâtı, Hayatı, Şânı! Görünen Efali, İsmi Sıfatı, Eseriyle değil !

Zât ~ Esma ~ Ruh

Allah'ın Hayy diye bir organı Var da haşa, Zâtı onunla mı Hayat buluyor?.. Ya Sen?.. Ey Ruh ya sen ne ile var oldun, nasıl hayat bulduğunu zannediyorsun, Kendi Ruhundan başkasıyla mı! Yokluğundan mı! Akciğerinden mi!.. Nispetlerine dikkat et!

Ali (kv)

"..Sen, Hz. Harun'un, Hz. Musa yanında aldığı yeri, benim yanımda almaktan razı değil misin? Şu farkla ki, benden sonra peygamber yok!".."

Demek O'nun (kv) hakkında da Nübüvvetle ilgili bir Hadis var.. Bu Hadisi böylece unutmadığın gibi "Ali ve Ben aynı Nurdanız" (sav) Hadisini hiç unutma..

Ben sizin Rabbiniz değil miyim..

"Ben sizin Rabbiniz değil miyim" diye soramadıklarına, "Elest Bezmini hatırlayan var mı" diye sorup Lütuf mu ediyorsun.. Ne ediyorsun a Hakikat Kadısı, a Hakikat Yobazı? Derviş bu sözü eğri büğrü söyleme. Seni sîgaya çeken bir Molla Kasım gelir..

Şikayet ~ Kulluk

İnsan her şeyden yorulur da "Şikayet"den yorulmaz mı ?..

İlim Zâtının Aynıdır ~ İlim - Kıylu Kal

Sen Bilgi'yi bir şeye-şeylere Nispet edip, yani Bilgi'nin-İlmin Yolunu kesip, geldiği yere Döndürmezsen, yani Zâtına vardırmazsan, Bilgi-İlim tabi sana kıylu kal olacaktır. Diğer Sıfatlar da böyledir; yani Zâtının Aynıdır, Bilene!

Sanat ~ Din ~ Felsefe - Bilim

Varlığa baktığında Sanat göremiyen İnsan Nakıstır, Eksiktir onun görüşü. Sanat'ı sadece insanın fiilinde yani Resim'de Heykel'de gören İnsan Sanat'ı görmemiştir, Sanat değildir onun gördüğü. İster Bilim Adam'ı olsun ister Filozof Sanat'ı varlıkta göremiyorsa sadece Akıl sadece Nedensellikle bakıyordur ki Eksiktir Nakıstır onun görüşü. İster Dinsiz ister Dinli Bilim Adamı-Filozof olsun Varlığa 99 İsimle bakmıyanın görüşü Kamil olmaz.

Nafile ~ Nefs - Oruç - İftar

Nafile deme, Nefsine Gem vuranın İftar'ı Allah'ladır.

Zikir - Tespih

Allah ile olduğunu Hatırlamak Zikir'dir, Tespih'tir.

Bir - lik ~ Hu

Gözün alamadığı, Dilin sayamadığı, Zihninin Matematiğinin hesaplayamadığı bu kadar çok varlık hangi Gaye ile Bir arada bulunuyor? Nasıl ayrılıp kopup dağılmıyorlar? Bu Birliğin, Dirliğin, Manası nedir, tutkalı nedir? Bu Tespih'in Zikrettiği nedir?

Hu - O

Kafan ne kadar O'nunla ki Kalbin O'nunla olsun.. Zihninde şu Varlık nerede ki, senin Varlığın da o kadar O'nda olsun.

İlim ~ Kalp

Allah kulunun diliyle “Semi Allahü limen hamideh” der. (sav)
Namazlarınızı, dünyaya veda eden kişinin kıldığı gibi kılınız. (sav)
Namaz mü'minin miracıdır. (sav)

Şimdi sen bu İlim'leri-Haberleri zihninde tutmaz hatrında bulundurmaz isen, muhafaza etmez isen, Kalbin neyi duysun, nasıl duysun, nasıl amel etsin.

Manevi Şeriat ~ Tasavvuf

Sen Kıl Tüy Sureten Şeriat Hesabı tutuyorsun da, Manevi Şeriat Hesabı ne olacak, Kendin için bu yönden Hesap tutuyor musun? Seni Hesaba çeken var mı yani? Ya senin başında da Manevi Şariat Bekçileri olsa, acaba Halin nice olurdu! Emin ol herkesin Hesabı Kendine, kendince Hesab tutmaktan, Kusurlardan geç, adam-kadın belki senin bi haftalık namazın değerinde "Allah" diyor, bunun Hesabını soruyor mu Allah senden? Allah diyenleri Sev Sen Sev! Bak Yüce Ali'ye (kv) dahi Kafir diyen çıktı bu Dün'ya'da! Kerbela'yı düşün, hepsi de Şeriat'da Ala idiler o Densiz Katillerin, Kalpleri bozukken Sureten Şeriat kurtardı mı onları! Sen Kusurlardan geç, tutacaksan Kendi Kalbî Hesabını tut! Sev Allah diyenleri Sev! Sev o mensub olduğun Manevi Devletin Kullarını Sev!

Denge

Hangi iki şeyin arasındasın, hangi dengeyi sorarsın.

Şah damarından daha Yakın

Şah damarından daha Yakın olan, seni Fiiline, Yaratış Tecellisine azıcık daha Yaklaştırırsa, bedenin dışında da bir şeyleri hareket ettiriyor yönlendiriyormuşsun gibi hisseder, zannedersin.

Nefs

Nefsine de ki: Ben senin İsteklerine uyarsam şu üç günlük dün'ya'da ne tatmin olabilicez ne de rahata kavuşabilicez, neticede elimize bir şey de geçmemiş olarak sonunda Cehennemi boyluycaz. Sana da yazık bana da yazık. Yahut sen toprak olup yok olucaz diye tutturursan, öyleyse zaten ne benim ne de senin elde etsek de bi anlamı olmayacak hayali şeyler peşinde zavallıca ömür tüketmemiz daha da anlamsızdır; İntihar etmem bu durumda bana göre daha anlamlıdır. Şimdi sen gel öyle öleceğimize Bana Uy da, ölmeden önce O Allah Yolunda ölelim, Resulüne (sav) Uyalım da hem bu dün'ya'dan İstediklerin güzelce verilsin, hem de Cennette Hesapsız Bitimsiz olarak Sayısız Nimetler içinde Neşe ile Ebedi Yaşa. Sen Tatmin bul, Ben de Rabbimin Rızasını kazanmış olarak Zâtına varayım.

Dün'ya Cenneti ~ Nefs ~ Zan ~ Bulmak

Nefs öyle bir şeydir ki İnsan para mal mülk Zengin olmakla bu Dün'ya'da Cennet'e girdiğini Vuslat bulduğunu zannedebilir. Şimdi Sen neyi arıyor arzuluyorsan, o arzuladığının Cennetine girersin, hiç gam yeme, hem de bu Dün'ya'da girersin!

Aşk ~ Nâr - Nur ~ Nefs - Sıfatlar ~ Ruh

Güneş, hem Nâr iken hem Nur'dur. Zahirinde Nur, Batınında Nar diyelim.. ama Nârının fazlalığı Zâtından bir şey eksiltmediği gibi Nur'unun fazlalığı da Zâtına bir şey katmıyor.. Allah'dan bir Ruh-Zat olarak Senin, Nur'un Akıl-Kalp, Nâr'ın ise Nefsin-Ben-liğin.. Nefsin seni yakmakta, Nurun ise söndürmekte. Nur'dan göremiyorsun, çünkü Allah öyle Yakın.. Nar ise uzaklaştırıyor çünkü Allah öyle Şiddetli.. Ne zaman Nâr'ın Nur'un (Sıfatların-Nefsin) İtidal buldu, Ruhunu, Yakınlığını, şu gökteki Güneş gibi Ay gibi apaçık görecek, seyredeceksin. Allah'a Misal olmaz ya; biz bunları Muhabbeten söyledik..

Reiki - Yoga - Karma ~ Müslüman - Tasavvuf

Reiki, Yoga, Enerji, Karma.. ? Çok kısaca şöyle ifade edeyim.. Daha Güneş doğmadan Nurla yıkanan, günde beş Vakit Özel Mirac'a koşan, gizli açık her şeyin içinde bulunduğu bir Kitabı olan, Nebisi dünya hayatında gelmiş geçmiş en etkili İnsan olan, İlk ve Son Din'in, Mensublarına.. En cahili bile bunlara itibar etmezken, bir de bu Din'in Büyüklerini tanıdığını mı iddia ediyorsun.. Bize, bunları mı getirip anlatıyorsun.. bunları getirme bize.. "Sen" gel..

Kadim - Hadis ~ Zaman - Tasavvuf ~ Hadid 3 - Evvel Ahir Zahir Batın - Alim

Evveli Ahiri, Zahiri Batını O olanlar için, Zaman nedir ki, Kadim Hadis olsun.

Elest Bezmi - Kalu Bela ~ Ruh ~ İsa'nın (as) beşikte konuşması ~ Mecaz ~ Fena ~ Tasavvuf

Bebeklik-Çocukluk, bir tür Fena Hâlidir.. İsa (as) Elest Bezminden sanki hiç ayrılmamış gibi daha beşikte "Ben Allah'ın Kuluyum" dedi.. Şimdi biz daha yeni yeni, şu beden elbisesini sıyırıp, aslımızın surete dayanmadığını anlıyoruz gibi gibi.. Bebeklik-Çocukluk, bir Fena Hâlidir dedim.. Mecaz demedim. "Mecaz" ucuz kıymetsiz bir iştir.. Hakikat, Hakikati olduğu gibi görebilmektir dostum.

Allah'ı Görmek

O'nun Zâtını görecek göz nerede, Yok zannedersin. Sonra Sıfatlarından az bir Tecelliler olur da o güne kadar yer gök ikisi arasında gördüklerinden Tevbe edersin.

Sırrullah ~ Min Ruhi - Ruhumdan ~ Zâtî Tecelli

İnsan Sırrullahtır, Kendi Beyanıyla (Min Ruhi) Kendi Ruhundandır; Zâtî Tecellisidir. Bu Hakikate karşın İnsanlar birbirleriyle aynı Sırdan olduğu halde, Sıfat-Özellik Mertebeleri farklı olduğu gibi, Allah'ın Lütfunu bilip Şükretmeli, Hamd etmeli ve Haddini de bilmelidir. Zira İnsan Hayvanlarla Kıyas edilemeyecek bir Makamda, hepsindeki Özelliklere ve daha belki kendisinin dahi bilmediği Gizli Lütuflara olağanüstü Yeteneklere sahip olduğu kadar, bir Kartalın Görüşünü veya Bukalemunun üçyüzaltmış derece Görmesini dahi Tahayyül edemez. Nerede kaldı ki Alemlerin Rabbinin Sıfatlarının Tecellisinde Zâtî Mertebesini (Ki Sonsuzdur-Sınırı-Nihayeti yoktur), O Kendisine Miraç Lütfetmeksizin herhangi bir şekilde kendiliğinde "Tahayyül" edebilsin..

Kader Değişir mi ~ Ayan-ı Sabite ~ Kader Sırrı

Kader Dört Nispetledir..

Birincisi: Sabit Hakikatlerdir (Ayan-ı Sabite). Kadın, Erkek, Çocuk, Nefs, Bitkiler, Madenler, Hayvanlar, Ulvi ve Sufli Mertebeler, Zıtlıklar gibi sonsuza varan, Yaratılışın gerçekleşmesi için Zorunlu olan, Allah'ın İlminin İcadlarıdır. Zorunludur, fakat ne Zorlama vardır ne de Sorumluluk; hiçbir Erkek ve Kadın, erkek ve kadın olmaklıkla, yahut boynuzlu koç boynuzlu, boynuzsuz koç boynuzsuz olmasıyla yükümlü tutulmaması gibi.. Ayan-ı Sabite Kader Sırrındandır, tümüyle "Kader" demek değildir.

İkincisi: İmtihan'ın gerçekleşmesi için başa gelmesi Kesin Takdir edilmiş Olaylar; Belalar ve Bağışlardır..
Üçüncüsü: Basitçe, İnsan, Belalara karşı Sabır ve Dua, Bağışlara karşı Şükür ve Nankörlük etmemekle iki yönden de Kader olarak Yükümlü ve Sorumlu Tutulmuştur. Olayların başa gelmesi herkese eşit olarak Takdir edilmiş olduğu gibi Dua ve Niyetten Sorumlu Tutulmaları da aynı derece eşit ve Kader'dir (Zorunluluktur).

Üçüncü Nispeti biraz açalım: Belirttiğimiz gibi başa gelen olaylar Yazılmış, başa gelmeleri Mutlak olaylardır. Mesela: İster Kafir ister Mümin olsun Savaşlarda bazen bir tarafın bazen öbür tarafın galip gelmeleri.. Doğuştan Sakatlık veya Zenginlik ve Fakirlik de böyledir.. Burda Kader'le çeliştiği zannedilen kısım Ameller-Fiillerdir (Fiil-Yaratma ancak Allah'a ait olabileceğinden burada çok kimse şaşırmıştır, çelişkiye düşmüştür).. halbuki İnsan'ın Kafir olması veya Mümin olması Amellerine-Fiillere göre değil, hatta Amelleri-Fiilleri Niyetlerlerine göredir..

Ve Kader Sırrına ait çok kimsenin haberi olmadığı bir Bilgi de Yaratma ve Tecelinin aynı şeyler olmamasıdır: Dile gelmez ama mesela Allah Merhamet etti denildiğinde bu Merhametin Fiil ve Surette açığa çıkması Yaratma, Kalpte Duyulması Tecellidir diyebiliriz. İnsan Kendi Ruhundan ve Sırrullah olduğundan Yaratması Hayal dersek, Tecellisi Kalbidir.. İnsan'ın Allah'a saf bir şekilde hayırlı amellere Kalben O'nun Rızasını-Hoşnutluğunu kazanmak Niyetiyle yönelmesi onun Hakk'a karşı Tecelli etmesidir.. Allah Amellere değil Kalplere "Nazar" eder, Niyetlere bakar (İlgilenir).. Çünkü Yaratma (Maddesel olarak düşünülen Fiil) bu Kader Nispetinde bahsedildiği gibi O'ndan başkasından değildir.. İnsan Yaratamaz fakat Allah'a karşı Kalben ve Hayalen Tecelli eder: Dua-Yönelme, onun O'nun Tecellisine karşı Tecellisidir.. Burada İki Yaratma-İrade çelişkisine düşülmesi gibi İki ayrı Varlık görülmesi çelişkisine düşülmesi de Bilgisizlikten, Anlayışsızlıktan, Muhabbetsizlikten, Ehlini İnkardan dolayı İnsan'ın kendi Sırrını (ve dolayısıyla Rabbini) Keşfedememesinden kaynaklanmaktadır; Oysa Allah (cc) İnsan Ruhunu-Sırrını Lafzen dahi Direkt Kendine (Min Ruhi) izafe ettiği gibi, Kalbinin Sırrı için de "Ancak Selim bir Kalple gelen kurtulmuştur" buyurdu..

İnsan Sırrullahtır, Kendi Beyanıyla (Min Ruhi) Kendi Ruhundandır; Zâtî Tecellisidir. Bu Hakikate karşın İnsanlar birbirleriyle aynı Sırdan olduğu halde, Sıfat-Özellik Mertebeleri farklı olduğu gibi, Allah'ın Lütfunu bilip Şükretmeli, Hamd etmeli ve Haddini de bilmelidir. Zira İnsan Hayvanlarla Kıyas edilemeyecek bir Makamda, hepsindeki Özelliklere ve daha belki kendisinin dahi bilmediği Gizli Lütuflara olağanüstü Yeteneklere sahip olduğu kadar, bir Kartalın Görüşünü veya Bukalemunun üçyüzaltmış derece Görmesini dahi Tahayyül edemez. Nerede kaldı ki Alemlerin Rabbinin Sıfatlarının Tecellisinde Zâtî Mertebesini (Ki Sonsuzdur-Sınırı-Nihayeti yoktur), O Kendisine Miraç Lütfetmeksizin herhangi bir şekilde kendiliğinde "Tahayyül" edebilsin..
 
İşte Allah bizi aslında böyle (Kader) Celaliyle Cemaliyle Zâtına Miraç ettirmektedir..

Biz devam edelim: Mesela bir insan Kalben istemediği halde bir Günah'a düşebilir ve sonradan Af dileyip bundan İbret alabilir hatta Günahlarının Sevaba dönüştürülmesi vardır. Kafir ise yine muhakak ki Kafir sayılmadan önce Kalben rahatsız olsa da bir Günah işleyebilir fakat bundan hiç İbret almaz, Umursamaz, Bağışlanma dilemez.. ve Cehenneme gitmesi böylece Mukadderdir.. yani o halde kalarak tam tersi Cennet'e girmez.

Sorumlu tutulduğu yer, Kafir Hükmü alacağı durum, sanki her şey başıboş-tesadüfi oluyormuş gibi başa gelen olaydan dolayı Ümitsiz olması veya Kalben (Vicdan) Sorumsuzluğu (İlgisizliği) artırıp, bir ömür boyu sürdürmesidir.. Bundan sonra o Allah'a karşı bilmediği şeyleri pervasızca söyler ve hatta Allah'a Şirk de koşar.. İblis ki başına gelen olaya verdiği tepkiyi Nefsinden bilip Allah'a dönmediği gibi üstüne Allah'a (cc) beni sen azdırdın diyecek kadar ileri gitmiş -ve İnsan'a da Düşmanlık ederek- Kafirlerden olmuştur.. Neticede İnsan da, Allah'a cahil kalarak, Kalben daha da uzaklaştırılarak aynı Küfrü hak etmiş olur. Bu tutumunu Kalben sürdürdüğü müddetçe, ona bundan başka bir Kader Takdir edilmemiştir.. ve Değişmez.. Ha biri ha öbürü, aynı Kader'dir.. Onlar Hakk'ı unuttu, Hakk da onlara kendilerini -Min Ruhi- Kendini unutturdu..

İşte Hz Peygamber (as) "Dua ve Sadaka Kader'i değiştirir" buyurmasındaki Sır budur.. Dua "Yöneliş" demektir; kişi bir şekilde başına gelip Küfür yoluna girmiş olsa dahi azmaksızın yolun başında veya sonunda Allah'a Yönelirse (Dua) Küfür yolu İman yoluna değiştirilir. Sadaka da yine "Niyet" ve "Kalbe" bağlıdır.. çünkü kişiye "Sadaka" imkanı verilse dahi, bir Rızık Takdir edilmemiş olabilir.. Şöyle de diyebiliriz: İnsan bağışlar ise, Allah da ona ikram eder, günahını bağışlar.. Kaderine terketmez.. Sadaka fakirin avcundan önce Allah'ın eline düşer..

Ve Allah, özel olarak o kişi (veya her birimiz diyelim) ile arasında olacak bu Kalbî ilişkiyi ve hükmünü, Ezelde, değişmesi ve değişmemesi ve en ince ayrıntısına kadar her yönüyle en iyice Bilmiş, ve Yaratmayı İlminde ve Varlığında -Min Ruhi- Varlığıyla sanki hiç bilmiyormuş gibi -ki zaten Ezeli Bilgisi şu An'da Varlık olarak ortaya konanla aynıdır- şu An'da (geçmişte olduğu gibi bu gün de yani bu An'da, İnsan için) açığa çıkarmaktadır.. Kader Sırrına dair bu Nispet için yeterli açıklama yapılmış oldu.

Dördüncü Nispet: Her türlü Nispetle Her Şeyi Takdir edip Yaratan-Tecelli edip ortaya koyandır.. İşte bu hepsini, değişeni değişmeyeni, öncesi sonrası, olmuşu olmamışı, küllisi cüzzisi-tümeli tikeli.. vs.. Allah (cc) tümüyle Her Şeyi tek bir Nokta gibi bilir.. Bunca sözden sonra Bilmişti, Biliyor, Bilecek demekten haya ettim..

Muhabbet ~ Tasavvuf

Büyüklük etme, Küçüklük de etme, Muhabbet et.

Nefs - Dün'ya

Bu Dün'ya Nefis gibidir, Allah'ın Rahmetidir deyip, güleryüzüne aldanma; Allah'ın Rahmeti Allah'tadır!

Büyük Cihad

Büyük Cihad nedir unutmuşsun. Nefsin de üzerine çullanmış, altında ezilmiş kalmışsın. Nefsine kızacağına, Rabbine, sızlanıyorsun, gevşemişsin. Ayağını yere vur, Allah de, nefsine kaşların çatık olsun. Bezgin Halini değiştir, nefsine karşı Celalli Heybetli ol, sesini kes. Soldan da yaklaşsa Sağdan da yaklaşsa "Kulluğum sana mı kaldı, dengesiz" de, Bilinçli ol, Uyuma, Diri ol, Allah'la olduğunun Bilincinde ol.

Kuran'da "Habibim" geçer mi..

"Habibim" Hitabını Allah'ı zihninde bir erkek gibi tasavvur edenden başka hangi "Ahmak" Yanlış anlayıp da Uygun bulmayabilir! Hem de Kuran'da şöyle bir Ayet apaçık bulunuyorken: "De ki: 'Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin.." ve Allah Resulüne "De ki: “Eğer Rahmân'ın bir çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum." dedirtirken kendisi bunu diyemiyor ve başkası dese Şirk sayabilecekken, daha hangi sözü Tekzib etmeye, Yanlışlamaya kendinde Hak bulabilir! Kendini bilmeyen, kendi Dininin Muhabbetinden haberi olmıyan bir kimse başkalarının Muhabbetini, Yakınlığını, Sözlerini nasıl Tekzip edebilir! Kendi Dininin Peygamberine "Anam babam sana feda olsun" diyebilecek Muhabbeti olmıyan, Kibir'den başka çok bilmişlikten gayrı hangi Halle kimin Muhabbetini Şirk saymaya kendinde Hak bulabilir!

Güzel Hasletler ~ Tasavvuf ~ Felsefe

Şimdi sen "Felsefe" diyorsun da.. Acaba "Felsefe" deyince kim ne anlıyor.. "Tasavvuf" deyince ?.. Güzel Hasletler, Ameller nelerdir ?.. Sabır-Sabrı Cemil, Metanet, Hilm-Rıfk, Bağışlama, Merhamet, Vakar-Ağırbaşlılık, Saygı, Ciddiyet, Sadakat, Ahde Vefa-Sözünde durmak, Vefa, Cömertlik, Şükür-Teşekkür, Övgü-Takdir-Tasdik etmek, Üste varmamak, Güleryüzlülük, Güzelsözlülük, Açık sözlülük-dil eğip bükmemek-gizliden konuşmamak, Latife-Mizah, Yardım, Müsâmaha, Edep, Haya-Utanma, Fazilet Talebi, Azim, Nefs ile Cihad, Bilmiyorum diyebilmek, İlim Talebi, Diğergâmlık, Nezaket, Sevgi-Muhabbetli olmak, Sıdk-Doğruluk, İnsaf, Adalet, Ref-et-Acıma, Kusurları örtmek-yüze vurmamak, Sükut-Çok konuşmamak, Kanâat, Tevekkül, Teslimiyet, Dirilik-Uyanıklık, İstiğnâ, İsar-İhtiyacı varken de vermek, Kötülüğe kötülükle karşılık vermemek, Kulak kabartmamak, Bilmediğine karışmamak, Sır saklamak, Hayır-Hasenat yapmak, Yapmacık davranışları terketmek, Dua etmek, İnsanlarla iyi geçinmek, Münakaşa ve Cedelden uzak durmak... Allah'ın Nimetlerini saymakla bitirebilirmiyiz..

Müşahede

O'nu madem biliyorsan, o zaman Acayiplikler, Doğaüstü şeyler bekleyerek Müşahedeni, Muhabbetini Perdeleme. Ağacın konuşmasını, yanmasını bekleme.. ağacın ağaçlığı nerden geliyor, kuşun kuşluğu, kedinin kediliği nerden geliyor, nasıl oluyor, onu anla da.. Seyret. Muhammedî olan yanan ağaç aramaz.

Nispet ne demektir

Şimdi sen Güneş'e, Suret'e Nispet'le bakarsan, Güneş tırnak kadar küçücük bir şeydir. Ama Hakikatte o ne kadar büyüktür, "Bilirsin", öyle değil mi?.. İşte "Nispet", kısaca bu demektir. Şimdi senin Nispet'in, Nispetlerin nedir.. Muhakkak ki onlardan hâlî değilsin. Ama şu da var, bir yönden de onlardan Münezzehsin.. İşte senin Nispet'in ne ise ona göre, O'na nispetle! Küçüklüğün de O'na göre, Büyüklüğün de O'na göre! Yokluğun da O'na göre! Hayır hayır Samimi Dost, Varlığın O'na göre! İşte anla anla, ama senin nispetlerin neler, Nispet'in neye!.. Önemli olan bu!

Ölüm ~ Diriliş Günü ~ İnsan üzerinden öyle bir zaman geçti ki..

İnsan'ın Ab-ı Hayat'ı, Yaşam Kaynağı nedir ki onu onunla Ölümden döndürebilsinler.. Madde mi, Enerji mi ? Bilim mi ?.. Görmez misin ya onun üzerinden öyle bir zaman geçti ki, bunlar vardı da, o yoktu! Bu senin, özleyişin, yersiz dileğindir; çünkü o hakikatte, Ölmedi de!.. Onu ilk defa var kılan tarafından Diriltilmeyi bekliyor. Sen anla ki, asıl Dirilişi inkar edenin Kalbi ölmüş, Aklı ölmüş!

Zaman Sırrı ~ Kader

Sen ne geçmiş zaman'da ne gelecek zaman'da olamazsın, An'dan başka Zaman yoktur. Geçmiş Zaman Hafızanda daha doğrusu ancak Bilgi-nde bulunur. Gelecek Zaman ise, An-ı Daim ve ed-Dehr olan Hakk, Ol-uş ile Tecelli etmediği için, Var değildir ki Bilginle kuşatabilesin; ancak olaylar hakkında Tahminde bulunur ve Hayal kurarsın; yahut Rüya ve Keşf ile bazı şeyler Hayal vasıtasıyla gösterilebilir ve Bilgi vasıtasıyla Bildirilebilir. Hakk ise, Gelecekte de (ki Ahir O'dur) her şeyde O'ndan başkası Tecelli etmeyeceği için, Ol-acaklar Geçmiş gibi Bilgisindedir..; yani Tecelli etmemiş olsa da, Kendisi ve Bizim için ne yapılacağını bilir. Ameller yani Fiiller Hakk'tan, Niyetler ise Biz'den olduğundan, Kader'den Sorumlu tutulacağın yer, ancak Gönlün, Kalbindir.. Nazar ettiği yer, Fiilinde Kalbindir.. Amel-Fiil iyi veya kötü, ona göre gider gelir.. Manevi Kuvvetler de ona göre, perdelenir ve açılır..; bunu Bilesin! Hız ve Hareket'e gelirsek, bir şey ne kadar Hızlı Hareket ederse etsin An'dan çıkamaz. Belirttiğimiz gibi Hakk An'da Tecelli etmektedir, Zaman yoktur ve her şeye Hakk'ın Varlığından başka Varlık ve Yaratılış veren yoktur. Bir maddi Suret'de olsun yahut manevi Suret de olsa, Genişlik, Darlık O'dur!

"Bizim ne yapacağımız kaderimizde yazılmış ise.." , "Sonumuz belli ise niçin bu dünyaya geliyoruz?" , "Allah Cehenneme gideceğimi bile bile.." ~ Kader Sırrı ~ Kader - Cebr - Zorlama ~ İstidat ~ İlahi İhsan ~ İcad - Yaratmak - Bulmak

İcad, Keşf-Bulmak mıdır, Yaratmak mıdır.. Allah'ın Bilgisi yenilenmez, İlmi-Kemali artmaz.. Bilgisinin ilgisi yenilenir ve ortaya çıkar. Merak bir İstidat'tır, Bilim Adam'ı olmaya Zorlanmazsın, böylece bu Cebr değil İlahi İhsan Lütuf olur.. Sen eğer durum böyleyken "Yaratıyorum" dersen bu Kibir'dir.. Allah seni kendisine Kibirlen diye zorlamaz, cebretmez.. Bu Cebr-Zorlama seninle ilgilidir, sendendir, Nispet'i Sanadır.. İcad'ın sana olan Nispet'i "Bulmak" (ki İstidadından görürsün ki İlahi İhsan'dır) O'na Nispeti ise Yaratmaktır. Şimdi Sen Madem Büyüklenmekten ve Benliğinden vazgeçmiyorsun, ve Kibrinde böyle İnatçısın, Allahın da seni bununla Ezeli Bilgisinde yargılayıp Cehenneme sokacağını bile bile yaratmasını Kötü saymamalısın. Ümitsiz olma Dua Sadaka Kader'i değiştirirmiş.. Bu Bilim Adamı dediğime takılma bir Misaldir.. Misaldir dediğime bakma Kibir bir Hakikattir.

Kuran ~ Mecaz ~ Mucize

Kuran'a Mecaz diyen ya Tertemiz Meryem'e (as) İftira edenler Derekesindedir, ya da İlim'e değil Bilim'e Kanmış, Aldanmışlardandır.

Kuran ~ Mucize ~ Mecaz

İlmi, Acı'sı ve Keşf'i Vehminden öte varmamış,
Acayip Haller tatmamış, Keramet dahi görmemiş,
Mucize'ye, Mecid olan Kuran'a, Mecaz'dan gayrı ne desin.
İman'ı kaybetmiş, Kul olmamış, Şikayet halinde Ümitsiz,
Ahmak Yalandan Kibir'den başka Hakk'a ne isnad etsin..

Zât ~ Esma - Sıfat ~ Rahmet - Rahman

Bir İnsanın Suretinde Öfke her zaman görünmeyebilir.. Belki içinde Zuhur eder de Suretinde belli olmaz.. ya da Surette, Yeri geldiğinde Zuhur edip de apaçık belli olunca, "Öfke", Varmış da gizli imiş anlaşılır.. Hakk için bu Misali düşünürsen, "Rahmet", Gazab gibi değildir.. Surette Belli olmakta ve daima Zuhur etmektedir.. Şimdi, Gizli olup da Zuhur eden acaba Sıfat mıdır, Zât mıdır.. işte sana bu Belli olmalı!

Allah'ın Bilgisi - İlmi ~ Ayan-ı Sabite - Kader

Yanılmayacağı için, verdiği-vereceği Hüküm değişmez. Yazdığını ise Lütfunun eseri olarak Dua ile değiştireceğini ve Dua edilmediği halde nasıl olacağı Yazılı (gerçekleşmemiş) şeyin yerine geçireceğini haber vermiştir. Bu sonucu dahi Tüm'de Mutlak Biliyoroluşu, Dua etmemeği gerektirmeyeceği açıktır! Böylece Dua etmeyen ve Sadaka vermeyen için Hüküm yine değişmemiş olur!.. Sadaka veren için de aynı Lütuf geçerlidir.. Keza, Mucize de bir yönden, Yazdığını değiştirmesidir.. Mucize, Kader'in değişmesi ile Bilgisinin değişmediğinin delilidir Bilmek-Anlamak isteyene!.. Belirttiğimiz gibi, Yanılmaz ki Mutlak gerçekleştireceğini yazdıkları hakkında verdiği Hükmü değişsin de Tüm'e dair Bilgisi değişmiş olsun.. Yahut Zorla Cehennemlik edilmiş olsunlar! Bu, onların ümitsizliği, hesapsızlığı ve yüzsüzlüğüdür!.. Netice.. Yazdığı dahi Lütfu ile değişir, İlmi (!) değişmez, artmaz ve eksilmez! Kemâli eksik olanlar, İlimlerinin ve Sevgilerinin artırılmasını Lütuf olarak Kendisinden istemeleri istenen Ahmaklardır! Cehennemlik edilmeleri aksine, bu Dün'ya belki bir Ümit Sevildiklerini anlama fırsatı!...

Aşk - İlim ~ Sıfatlar

İtidal Esastır; Zat-ı İlahi Esmasına-Sıfatına Hâkim'dir. Ama olur ya, sen seni bilesin diye, Aşk'tan yanarsan, İlim soğutur.. İlim'den donarsan, Aşk ısıtır. Sonra Rabbini de Bilirsin, Zât ile Esması Bir.

Ayan-ı Sabite

O'nun Zuhuru için Ayan-ı Sabite'ye ihtiyacı yoktur. Siyah üzerine siyah resim çizer, Görür, seyredersin. Su içinde su görmez ama Ruh içinde Ruh görür. Görü-l-mezdir ama, Görü-n-ür. Sadreddin Konevi Hazretleri buyurmuş: "İnsan-ı Kamil'in ayn-ı sabitesi yoktur."

Ebedi Cehennem - Adalet ~ Kafirler - Şirk - Ümitsizlik ~ Ayan-ı Sabite - Kader Sırrı

Kurtuluşa inanmıyan İnsan'ın Hâli Ümitsizlik ve ilerisinde Başıboşluktur. Ve bu Ümitsizlik Hâli onda Şahsî olmasına rağmen onu Başıboş bir halde Herkese ve daha kötüsü Varlığa yayar. Yani İnsan'a (as) İnanmadığı gibi Allah'a da İnanmaz. Sonra Şahsi Hâlinin gerektirdiği şekilde de bir Mutlak Varlık-İlah (Bu "Bilinmezlik" de olabilir) Tasavvur eder. İşte Cehennemlik olmaları, bu Şahsi Hallerini yani Ben-lik'lerini Varlığa Yaymaları ile İmansızlıklarını Mutlaklaştırmalarıdır; hatta burada kalmayıp imkanları ölçüsünce İtikatlarını Allah'a Şirk de koşarlar. Henüz yaşamadıkları Hâller ve Hakikatler olduğuna dair İnançları yoktur, çünkü kendi yaşadığı Halleri de Haber aldıkları Hallere, kendi Bildiklerini başkalarının İlimlerine benzeterek aynı kılmışlardır. Allah'ın Adaleti ile Ebedi Cehennem çelişir derler, fakat Allah'ın Hükümlerini kabul etmezler.. Allah'ın Bilgisi Mutlakdır derler fakat kendi Zanlarını kabul ederler.. İnsan derler, fakat Allah'dan eser yok! Zavallı İnsan! Yani onlar aslında Allah'a Başıboşluk eder, aslında Allah'ı Dinlemez; Ben-liklerini Dinlerler, Ümitleri yok olmuştur; onlara Kader Sırrından, İnsan'ın Hakikatinden ne anlatabilirsin!

Tasavvuf - Evrim ~ "Oluşum" ~ An ~ Yeni Yaratılış - Kesintisiz Tecelli

"Oluşum" yoktur, her An (Kare) yeni Yaratılış - (Kesintisiz) Tecelli vardır.

Dilsizler için - Ruh ~ Vesvese ~ Nefsin Konuşması ~ Meleki İlham ~ Konuşma - Kelam

Şeytanın vesvesesi ve nefsin konuşması ve hatta Meleki İlhamlar insan'a hazır gelir. İnsan onlar için beyan anlamında bir çaba sarfetmez. İnsan Ruhu onlara göre Dilsizdir, Sözsüzdür. Her İnsan Ruhu bunu bu hazır lakırdılar konuşmalar içinde farkedemez. O ancak düşünerek, toplayarak, yazmak gibi, kurgulayarak, Arızi olarak, Allah'ın yardımıyla dillenebilir. Böylece, Beyan eder, "Kelam" eder; yoksa konuşamaz, lakırdı edemez.

Vesvese

Şeytan son derece yetenekli bir "Vantrolog"dur; Kukla ettiği, kendisi konuşuyor zanneder. İkili konuşma!

Elest Bezmi - Kalu Bela ~ Ruh - Min Ruhi

Gözün'de doğuştan katarakt varmış diyelim, sonradan perde açılınca, "Gözüm oluştu" mu dersin ?.. Ruhun ve Yeteneklerin de böyledir; ne İsimlerin (Sıfatların) ne Zâtın (Ruhun) Oluşuyor değil; Ruhunun (Min Ruhi) üzerindeki Perdeler kalkıyor! İsa'nın (as) beşikte konuşmasını anla.. Ötesi, Elest Bezmini Hatırla da, Şimdi "Bela" de! Ahdini Misakını tazele!

Ahad - Vahid ~ Fena

Ahad'da Fena buldun da, Vahid'de bulmaz mısın..

Entropi ~ Hayy ~ İlim - Alim ~ Var-lık ~ Ruh

Dün yediğin Elma bugün yediğinin aynı değil. O elma Yok oldu, Yenisi geldi onu da yedin o da Yok oldu. Bu elmaların hepsi Yok oluyor da Elma nasıl Yok olmuyor. Beden de Yok oluyor, bak bebektin genç oldun bak ayı gibi oldun. Bak Ruh dahi (yani Sen) her gece Yok oluyor sonra sabah sanki hiç yok olmamış gibi aynı devam ediyor; ama Sen aynı Sen. Şimdi sen buna sırf İlim cihetinden bakma. Çünkü İlmi yok olmayanın aynı zamanda Varlığı da yok olmuyor. Sonra tek bir Suret içinde çeşit çeşit Suretler göz kırpıyor, yok oluyor, Haller, hatta Kimlikleri İnsan'ın değişip duruyor.. ama görmüyor musun Ruh hep O aynı Ruh! Ahad'da Fena buldun da, Vahid'de bulmaz mısın..

Zikir

Önce Zikretmeye Niyet et, sonra rahat ol ve "..unuttuğun zaman Rabbini zikret.." (Kehf 24) Ve Kalp Dilini Zikretmeye korkak alıştırma.. "..Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken, Allah'ı zikredin!" (Nisa 103)

Zikir ~ Tespih

Önce güzelce "Sen'i Güzel İsimlerinle daim Zikretmeye niyet ettim Allah'ım" diyerek Zikretmeye Niyet et. Sonra ne hızlı ne yavaş ne yüksek ne alçak, normal bir halde İç sesini Kalbinin emrine verip Tespih çeker gibi, başla: Vedud, Vedud, Vedud, Vedud, Vedud... Ne şeytanın ne de nefsinin seslerine, ne kendi sözünle ne de Zikrinle engel olmaya çalışmayıp, iç alemini herzamanki gibi kendi haline bırak. Zikretmeyi unuttuğunda ise, hiç endişe etmeden, hiç kesilmemiş gibi aynen devam et.. "...Vedud, Vedud, Vedud, Vedud, Vedud..."

El-Batın ~ Yokluk

İnsan kendini gerçekten Yok etmiş ise, Hakikatini Yokluğa değil El-Batın'a Nispet etmesi gerekir; Hakk ve daha Doğru olan Söz budur.

Min Ruhi

O'na (Zatına-Ruhuna) Nispetle Nur'unun (Sıfatının) Maddi ve Manevi Tecellisi Bir'dir, biri ötekinden aşağı değildir. Yani Güneş Işığı ile Kalbin Işığı-İlim Nuru aynı derecededir. Işık ve Karanlık dahi aynı Derecede ve Bir'dir. İşte bu anlamda Ruh (Min Ruhi) -hiçbir şekilde Madde olmasa da- hem Fiziki (Görünmese de Var olması) anlamıyla hem de Manevi (Manevi Güç-Yardım) anlamıyla, Bir derecededir ve iki ayrı yön zât-en onda Bir'dir; çünkü İnsan Ruh'u Allah'ın Ruhundandır.. Ama dikkat et, bu denilenler, hep O'na Nispetle.. Fakat işin içine İnsan'ın Dün'yası Nispeti girerse, işte orada derecelenme var.. Çünkü Ruh yine O'ndan olsa da, yani yine "Elmas" değerinde olsa da, çamurdan temizlendi mi, sonra kime layık görüldü, Sahibi bulundu mu, veya kimin parmağına takıldı gitti vb.. İnsani Mertebede Önemli olan, Dereceli olan budur.. Hoş İnsani Mertebe de yine O'na Nispetle ya!

Zulüm Halk'tan, Kahır Hakk'tan.. ~ Kahhar ~ Kader

Zulüm Halk'tan, Kahır Hakk'tan. Tertemiz Meryem'in (as) sakladığını, içine Rabbi koymuştu.. Kahrı da Rabbindendi, Müjdesi de.. Açıklasa inanmazlardı; O'nu Bilmeyen Halk'tı, İftira edip Zulüm eden de Halk oldu. Senin içinde de İsa var ise, Sevinsene, ne Sızlanıyorsun!

İlim ~ İddia

İlim'den İnsanların Kalplerine ve Nefislerine hayırlı faydalı olan konuları Zikret. Huzur'a, Aşkullah'a, Muhabbetullah'a cezbedecek şeyleri aktar, anlat. Aksi halde senin İlmin sadece "Ben biliyorum" demek olur, yalnızca İddia, Çekişme, Didişme meydana getirir; Halk içinde Hakk Adına Fitne'den başka bir halta yaramazsın! Hakk'ın sana Fitne-İmtihan açısından hiçbir ihtiyacı yoktur; Slogan atmayı bırak! Kafir olsun Mümin olsun Halk'ın O'ndan başkasına ihtiyacı yoktur. Neticede İlim'den payına, Hüsran'dan başka bir şey geçmez.

Fena

Sen Gün içinde, Düşüncende Fena bulursun, Surette Fena bulursun, Geçmişte Fena bulursun, Gelecekte Fena bulursun, Hayalde Fena bulursun, İşinde Fena bulursun ve ila ahir... Böylece çokça türlü türlü Fena bulup bulup da.. neticede hep nereye neye Dönersin..

Nefs - Şeytan - Avam ~ Arı

Arı sende korku kokusu ve kendine dair bir kıpırtı bulmazsa nihayet etrafında döner dolanır gider. Şeytan ve Nefs de böyledir. Avam dahi böyledir; sen ne kadar Hakk'a ayna olsan da, o bundan doğal olarak ancak Kibir, Sahtekarlık yansıması görecektir. Hani kimsenin sonu belli değil ya! Anlamaz, anlayamaz. Onun için ne kötü ne de iyi olsun üstlerine varma, boşuna didişip Hakk dahi olsa kendini üzüp yorma. Ne kadar eziyet verseler etrafında dönüp dolansalar rahat vermeseler de ölüyü mezara koyup dağıldıkları gibi etrafından dağılıp gideceklerdir. Hakk, yine Bâki'dir. A cânım, Muhatab olup da bari eziyeti uzatma; sana eziyet onlara azab..

Vesvese

Şeytan Âdem'i - Sen'i yok saydığı gibi, vesvesesini ve onu yok say. Nihayet onun İhlaslı Kullar üzerinde bir sultanlığı yoktur; Nefsine uyan İnsanları ve vesveselerini de yok say.. "Allah de, ötesini bırak, daldıkları bataklıkta debelenip dursunlar."

Lut Kavmi ~ Ahir Zaman ~ Vesvese

Müslümanlar Lut Kavmini bilip dururken onları şu ahir zamanda ne niye şaşırtsın ki. Gafletten olsa gerek daha bir sürü garip saflıklar şaşkınlıklar içindeyiz. Sanki zevzek erkeklerin bakir arkadaşlarıyla alay etmesi gibi kafirler bizimle alay edebiliyorlar. Bir büyüğe vesvese'den şikayet edilince "Eskiden şeytanlarla alay eden Sufiler tanırdım, şimdikiler ise onların oyuncağı eğlencesi olmuş haldeler" buyurmuş.

Garip

Biz bu Dün'ya'da Garip Mültecileriz, Allah'a Sığınma talebinde bulunduk.

Zikir

Yoruldunsa, Nefesin Allah'ı Zikretmektedir.. "Allah'ın Zikri en büyüktür"..

Miraç

Hz Peygamber'in (as) Miracının Rüya'da olduğunu iddia edenler, acaba Mirac'ın ne demek olduğunu zannediyorlar, nasıl tahayyül ediyorlar acaba Mirac'ı.

Her şeye Kadir ~ Rüyalar

Rüyalar O'nun her şeye Kadir, her şeyi yapabilir olduğuna delil sayılmaz mı.

Sabır ~ "Allah'ım Senin için"

İnsan başka ne için Sabredebilir; ne olursa olsun O'nun gayrı için ise, kendine eziyet, gayrına İnat, heva heves Zulümdür o! Böyle kimseler arasında Akıllı kişi elbette sıkılır, daralır! Bilenlerle bilmeyenler hiç bir olur mu! Ya! Bilmez misin, nihayet Aziz ve Hakim olan Allah'ın Takdiridir, bütün işler O'na döner varır?.. Mal Mülk Evlad Kadın Para hepsi Nankördür bunların kıymet bilmez, terkeder seni! "Allah'ım Senin için" diyemiyorsan, ne için ne için, neyin önemi kaldı, ne için Sabredeceksin!

Tasavvuf ~ Ayn - Ayna ~ Ayan-ı Sabite ~ Güzel İsimler O'nundur..

O Vehhab olanın Dilemesiyle Nur'u, Hâlik İsmi Aynasında, "Kadın", "Sanatçı" gibi türlü türlü çokça Yansımalar Parlamalar oluşturdu.. Bu Sıfat, parıltılarının en güzellerinden birinde de "Annelik" Sıfatına Ayn oldu.. Ki O "Rahim"dir.. Ki O "Vahid"dir.. Güzel İsimler O'nundur..

Rızık Allah'ta-dır

Şu Dünya yaşantısında aradığın garanti Rızık'ta mıdır ? Allah'ta mıdır ? Ya, garanti dediğin nedir senin ?

Zikir ~ Suret ~ Müşahede ~ Görmek ~ Yakın ~ Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm

O'nu Mana'lar olarak Sen'de O Zikredebilir, O'nu Suret'de Sen'de O Müşahede edebilir, O'nu Sen'de O görmektedir, O'na Sen'de İzafi ve Gerçek olarak O Yakın olabilir; Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm!.. O Yaratmaktadır, O Tecelli etmektedir, O Görmektedir, O İşitmektedir, O'na En Yakın olan O'dur, O'na ancak O güç yetirebilir! O'nu Sen'de Cümleler ile Kesifleştirme, Suretlerde Kesifleştirme, Sen'i vesile edip de Vehminde Uzaklaşma! Sen'i Putlaştırma!